Varuna Cafe Gezi sayfaları Yekta, Murat ve Ufuk'un gezi izlenimleridir.
İRAN GEZİSİNE DAİR BİRKAÇ SÖZ …
Ufuk Demirbaş
İran ile ilgili bir geziye karar vermeden önce, bu ülke ile alakalı tüm önyargıları ve bizlere büyük bir enformasyon bombardımanıyla benimsetilmeye çalışılan tüm olumsuz izlenimleri bir kenara bırakmak, gezinin bence verimliliği noktasında en önemli olgulardan biri. Buna paralel olarak da, bu bölge ile ilgili kısa bir tarih incelemesinde bulunmak da bu toprakları anlama noktasında yine ayrı bir önem taşımakta. Tabi güncel politik gelişmelerden de az çok sağlıklı bilgimiz varsa gezimiz çok daha anlam kazanacaktır.
Gezi için seçilecek ulaşım şekli, İran insanıyla ilgili izlenimlerinizi etkileyecek önemli bir tercih sebebi. İran'a yapacağınız üç ulaşım şeklinden karayolu ile ulaşım, zorluklarının yanında sizin izlenimleriniz ve bu insanlar ile kaynaşmanız açısından güzel bir tercih olacağını kısa bir süre sonra fark edebilirsiniz. Bir kere ne kadar direkt insan olduklarını keşfedecek, hiçbir dolayımlama da bulunmadan doğrudan insanlar olduklarının hemen fark edeceksiniz. Doğrudan iletişim ya da direkt iletişim sizi bir anlamda şaşırtmayabilir, siz bir yandan bu duruma alışmaya çabalarken bir yandan da bu rahatlıktan payınıza düşeni almış ve belki de bu durumun yarattığı rahatlıktan yararlanarak onlardan önce davranarak “doğrudan” iletişime geçmişsinizdir bile!
Yolculuğun yolculuk edenlerce sizi rahatlatması ve zevkli hale gelmeye başlaması sizin mutluluğunuzu artırırken, Gürbulak sınır kapısından önce sizi tüm ihtişamıyla tanıdık bir sima karşılar, ve şansınız varsa hava da cömertliğini göstermişse, Ağrı dağı karşınızda size ülkenizden çıkmadan önce son selamı vermek için buradayım der tüm görkemiyle.
Gürbulak sınır kapısı belki de iki ülke arasındaki faklılıkların en belirgin şekilde somutlaştığı ilk önemli noktadır. 30 m'lik iki kapı arasındaki fark öyle belirgin ki dumur olamamak biraz zor. Gürültülü, hareketli, sinirli bir ortamdan 30 metre sonra sakin, sessiz, ve gayet mütevazı bir yere gelirsiniz. Bu durumun nedenlerini önce bürokrasiden kaynaklandığını düşünürsünüz, tatmin etmeyince “baskıcı” sisteme yorarsınız bu da yetersiz kalınca bölgenin kültürel yaşantısına yorarsınız. Hiçbiri yeterli tatmini vermeyince, bunların etkisini de bir kenara itmeden, daha sonraki izlenimlerinizle bu durumu yaratan koşulların içinde bulundukları üretim ilişkilerine ve toplumsal eşitsizliğin çok derin olmamasıyla bir noktaya varırsınız.
Bu ilk izlenimleri kısa bir sürede kabullenip beklemeye başlarsınız; artık farklı bir ülke topraklarında ve daha 14 saat vardır Tahran'a…
Tahran'a doğru ilerlerken ülkemizdeki benzer bir durumun daha da bariz bir görüntüsüyle; yeşilliğin hemen hiç bulunmaması dikkatinizi çeker. Birde şunu eklemeliyim ki sınır bölgesi İran'ın en kuzey kesimidir, yani olabilecek en fazla yeşilliği görmeye en uygun bölgenin burası olması gerekirken, “kuruluk” sizi hiç yalnız bırakmayacaktır. Bu durum mimariyle de birleşince toprak rengi her tarafı sarmış şekilde sizi kuşatır.
Tahran'a varıldığında yaklaşık 40 saatlik yolculuğun yarattığı yorgunluk ve bitkinlik hızınızı pek kesemez, ne de olsa Pers'lerde 2500 yıl önce doğu Yunan kıyılarına kadar gelmiş ve onlarında “hızını” kimse kesememişti!Evet sizde artık binlerce yıl önceye giden bambaşka bir bölgede ve bambaşka bir “dünyadaydınız”.
İran'ın ekonomik anlamda pek iyi bir noktada olmadığını yapacağınız öncül araştırmalarda zaten biraz fikir sahibi olmuşsunuzdur. Gerçi nüfus ve yıllık GSMH açısından hemen hemen ülkemizle aynı olmasına karşın, petrole bağımlı bir ekonomi ve sanayinin pek gelişmemesi toplumsal dönüşümün frenletici etkilerinin başında gelmekte. Rejimin toplumsal eşitsizliği meşrulaştıran zihniyeti, özellikle Tahran sokaklarında bilhassa yukarı kesimlerinde apaçık görülmekte.
Tahran, tipik bir büyükşehir görünümde, pek de yerel özellikler taşımayan, trafiğin bir hayli karmaşık olduğu fakat değişimin en somutlaşan yeri İran'ın. Özellikle erkeklerde uzun saç, batılı tarzda giyim ile kızlarda özellikle belirginleşen renkli tunikler, altına son model kot pantolonlar, puma marka ayakkabılar ile saçların giderek ön kısımların açılması ve özel olarak yaptırılmış olmasına bir de makyaj eklenince şaşırmamak elde değil. Aslında makyaj gibi yapay güzellik malzemelerinin çok fazla kullanılması garip gelirken, Tahran'ın burjuva kesimi olan Derkenar bölgesinde sadece dizlere kadar inen pantolonlu evli çiftleri parklarda görünce İran'ı giderek daha iyi tanımaya başlıyorsunuz. Tabi bunları gördükçe mollalar akla gelmiyor değil. Tahran'ı gezerken sokakların gayet temiz olduğunu belirtmeliyim, özellikle yol boyunca Tahran'a gelinceye kadar karşılaştığımız tuvaletler de gayet temiz ve bakımlıydı.
Yine özellikle cami sayısındaki azlık bize garip gelse de, namaza giden sayısının azlığı galiba bizi en çok şaşırtan birkaç olgudan biriydi. Ve bazı ünlü camileri gezerken bize buraların Cuma namazında görülmesi gerektiği söylendiğinde biran hayat dedim, kendi kendime, ne kadar insan tarafından yapaylaştırılmaya çalışılsa da geriye değil, hep ama hep ileri gidiyordu, kimse onu geriye çevirme gücüne sahip değildi, ve hayat kendi kurallarına göre idi, bizlerin çabası da sanırım bunları anlamak ve bunlara uygun yaşamaktan başka bir şey değildi. Avrupa kentlerinde çok sık görülen şehir içlerindeki yemyeşil büyük parkların benzerini Tahran'da da görünce hemen içine girip birkaç saat geçirdiğimizde kendi ülkemizi düşündüm, bizim ülkemizin kentsel planlamalardaki büyük eksikliklerinden biri de bu tür yeşil alanların azlığı ve gereken önemin gösterilmemesi ne yazık ki. Burada güzel bir çay içmek için Urfalı bir vatandaşımızı bulmanızı tavsiye ederim. Elinde bir demlik, seyyar halde sattığı hoş kokulu çay yorgunluğunuzu atmanıza yeterli olacaktır.
İranlı kadınlar özellikle bizim Büyükşehirlerimizle kıyaslandığında güvenlik açısından kısmen daha rahatlar, çok fazla araç sürücüsü bayan görmek de mümkün. Motosikletlere hepsi normal şekilde binerlerken hemen aklıma ülkemdeki kapalı kadınların iki ayaklarını da motosiklet üzerinde aynı tarafa atmaları geldi. Özellikle merkezi yerlerde ve terminallerde İngilizce bilenler hep kadınlardı. Tesadüf diyecektik ki hayır, kadınlar çok daha aktifler bu konularda.
Bizi şaşırtan başka bir olgu da fuhuşun ve hırsızlığın fazlalığı idi. Gerçi somut olarak görmesek de, görüşebildiğimiz İranlıların söylediklerindeki ortak noktalardan biri de buydu. Öyle ki, Tahran'da bizi gezdiren şoförün arabasını (arabası en düşük modellerinden bir Peykan marka araçtı) park ederken direksiyona bağladığı zincirin kalınlığını görünce kuşkuya hiçbir şans kalmamıştı bizim için. Fuhuşun da Tahran'ın belli bölgelerinde olduğunu bilmeyen yok gibi.
İran'ı dolaşırken esnafın da gayet saygılı bir şekilde sizi karşılaması, bir şeyler satmak için türlü şaklabanlıklardan uzak oluşu ve hatta hiç rahatsız etmemesi, sizi cezbeden bir başka özelliği. Tabi esnafın daha fazla iş yapacağım diye özel bir çaba sarf etmemesi ve bu durumun İran gezisi boyunca uğradığınız hemen her şehrinde belirgin şekilde görülmesi, insanı düşündürmüyor değil, önce bu durumu doygunlukla açıklamaya gidebilirsiniz fakat varolan standartların halkın büyük çoğunluğunca içselleştirilmiş olması muhtemelken, bence yukarıda değindiğimiz eşitsizliğin yoğun olarak toplum içinde belirginleşmemiş olmasıyla daha bir yeterli açıklama gibi geliyor. Elbette giderek büyüyen bir eşitsizlik var, bir kere petrol gibi önemli bir olgu var, halk litresini 15 kuruşa almakta, hayat pahalı değil, fakat belli bir kesimin hızla zenginleştiğini de belirtelim ve bu durumun kısa vadede sorunlara neden olması hiç de olmayacak gibi değil. Bu durumu Tahran'daki jiplerin yoğunluğundan ve bazı bölgelerindeki yaşam standartlarından çok açık görülebilmekte. Sanayinin pek gelişmemiş olması, halkın genelde zanaatçılık ile uğraşıyor olması ve geleneğin belirgin bir biçimde yaşaması, ilerleme olgusunu da eşitsizliğin derinleşmesini de engelleyici nedenlerden. Çelişme derinleştikçe ilerleme hız kazanır!
İran'ın dış politikada ABD ile çekişiyor olması bir yana özellikle Fransız ve Uzakdoğu menşeli markaların yoğun olarak görülmesi, batılı devletlerin aralarındaki çelişmelerinde bir yansıması. Başta oto ve elektronik olmak üzere sokaklardaki panolarda Panasonic, Samsung, Peuvgeot isimlerine çok sık karşılaşmaktasınız. Özellikle Fransa'nın ABD ile çelişmeleri burada gayet somutlaşmakta. Halkın da son dönemde ABD ile en azından söz düellolarına pek aldırış etmediğini söyleyebilirim.
İran büyük bir uygarlık, bu topraklardaki iç dinamikler değişim yönünde hız kazanırken, halkın ezici çoğunluğunun kendi içinde barışık oluşu, ülkelerine olan bağlılıkları ve türlü zorluklara rağmen ABD'nin bu ülkeye yapacağı bir saldırıda işinin zor olduğunu söylemek gayet doğru bir tespit.
İran mimarisi coğrafi koşullarla uyum içinde şekillenmiş, özellikle cami'ler özel olarak bezenmiş ve genelde turkuvaz renginin hakim olduğunu görmektesiniz. Dolaştığımız kentlerin hemen hepsinde bolca müze ve saray bulunmakta idi. Müzelere halkın ilgisi ülkemizle karşılaştırıldığında İranlıların çok daha aktif olduklarını söylemeliyim. Saraylar özel olarak bakımları yapılırken, gayet temiz ve sürekli olarak ilgilenildiği gözden kaçmamakta. Yine bir çok müzede ilgililerin bayan oluşlarını biran için İran'ın dış dünyaya karşı imaj tazelemek amacıyla olduğunu düşünürsünüz. Şiraz kentinde bulunan Persepolis antik kenti kesinlikle görülmeli. Önünde uzanan dev bir ova ve güneşin batışı, kentin hemen ardından yükselen ay, ve kabartmalardaki derinlikler sanki birbirileriyle uyum içinde hareket halindeler. Tahran'daki Ulusal Arkeoloji Müzesi de bölgenin geçmiş zenginliklerini size sunan önemli yerlerden biri. Fakat beni en çok etkileyen kent, “zamanın durduğu” yerlerden olan İsfahan kenti. Burada dolaşırken geçmiş sizi öyle içine alır ki kendinizi bir an bıraksanız derin bir derya içinde dalıp gitmemek elde değil. Hele çay ya da nargile içmek isterseniz, sizi bekleyen kafe yada kahvehane adıyla tam olarak açıklayamayacağım, fakat bölgeye özgü bir çayhane diyebileceğimiz yerleri bulmanızı tavsiye ederim. Bir demlik çay bin muhabbet yerleri buralar, tabi içerideki ayrıntılardan zaman bulabilirseniz! Çekeceğiniz en büyük sıkıntı yemek olacak ve Çelo kebap sizi hiç yalnız bırakmayacaktır!. Ülke içinde zamanınız ve birazda paranız varsa, ulaşım şeklini çok ucuza uçak ile de yapabilirsiniz.
Gayet sade, sakin, ağırbaşlı, feodal yargıların belirginliği yanında insana yaklaşımda halen saflığını koruyan bir halk İran halkı. Bizimle olan benzerlikleri de sizi hemen içlerine almalarında önemli bir etken, görmek önemlidir, görebilen için, imkanınız varsa niye görmüyorsunuz!?
|