Ana Sayfa
  Etkinlikler
  Kütüphane
  Dergiler
  Fotoğraflar
  Gezi
  Pano
  Playlist
  Bülten
  Linkler
  Hakkımızda
  İletişim
İz TV yayına başladı. Digitürk Kanal 88
www.iztv.com.tr
Karayoluyla Asya ve Afrika'yı gezicek gezginlere yol desteğimiz devam ediyor
Varuna Kütüphane desteklerinizi bekliyor...
Kerem Can'ın sitesini gezginlere tavsiye ederiz.
Faruk Budak'ın ilk kitabı Asya'nın 9 kapısı Ankara, İstanbul ve İnternette satışta
Katmandu yolcularına Necdet Şen'in "Nereye" kitabını özellikle tavsiye ederiz.
Uzakdoğu yolcuları Necmi Toraman'ı mutlaka okuyun
Lonely Planet ülke rehberlerini Gezgin Kütüphane'de bulabilirsiniz...
Hindistan'ı Zafer Bozkaya'nın kitabı olmadan gezmeyin
Özcan Yurdalan'ın yeni kitabı "Sagarmatha Eteklerinde" satışa sunuldu
Nasuh Mahruki her zaman gezginlerin yanında...
Her zaman keşfetmek için bak
 
GEZİ

03.04.2008 Orta Amerika rotasının son durağı-Kostarika
Managua'dan San Jose'ye yaklaşık 8 saatlik rahat bir yolculukla ulaştık.Sınır geçişi sırasında çantaları kontrol etme bahanesi ile hepimizi sıraya dizip,uzun bir masa boyu çantalarımızın başında bekleten Kostarika polisi,iş kontrole gelince üşenip,çantaları mıncıklayarak tamam geç deyip geri otobüse yolladı.Başkente kadar yol boyu dağlar ve tropik ormanlar arası ilerledik. Kostarika doğal parklar cenneti olarak kabul ediliyor ve koruma altınan 35 milli park alan olarak ülke topraklarının yüzde 25'ini kaplıyor.
Zengin kıyılar anlamına gelen Kostarika dünyanın tek ordusuz demokrasisine sahip.Para birimi Colones ve 500 colones 1 dolara denk geliyor.Amerikan etkisinin yoğun olarak görüldüğü ülkede banka kartları kullanımı açısından hiç bir sorun yok.Ana dili ispanyoca olan Kostarika'nın Karayip kıyılarında ingilizcede yoğun olarak kullanılıyor.4 milyon nüfusun 340.000'i başkant San Jose'de yaşıyor.Zengin bir tabiatı olan ülke bu yüzden Orta Amerika'nın İsviçresi diye biliniyor.Son 10 yılda turizm patlaması yaşayan ülkede turizm girdisi şu anda kahve ve muz üretiminden gelen geliri geçmiş durumda. Biz de bizim için biraz tuzlu olan bu turizm ülkesini gezmeye başlıyoruz.
San Jose
San Jose terminalinden 2000 colonese tuttuğumuz taksi ile Tranquila backpackers hostele gittik.Geceliği 12 dolardan 8 kişilik dorm odaya yerleştik.Bu fiyat Orta Amerika ülkelerinde ki hostellerde ödediğimiz en yüksek rakam. Buna rağmen ülkede güvenlik sağlandığı için diğerlerine göre daha fazla gezgin var.Bizden yarım saat sonra gelenler hostelde yer bulamadı ve gecesi 4 dolardan film odasında uyumak için anlaştılar.Hostelin mutfağı ve wireless interneti bulunuyor.Biri mutfak diğeri içmek için ön ve arkada iki bahçesi var.Merkeze yürüme mesafesinde bulunan hostelin adresi ise Calle 7 btwn Av 9&11,Barrio Amon.
San Jose genelde iki katlı binalardan oluşan ufak ve sıcak bir şehir.İstiklal caddesine çok benzeyen Buenos Aires'teki Florida'yı anımsatan Avenue Central üzerinde özellikle haftasonları müzik yapan gruplar, palyaçolar,konserler,stand up gösterileri ortama festival havası katıyor. Cadde üzerindeki kafelerde kahve içerek kimi zamanda sokak kenarında kaldırımlarda marketten aldığımız içeceklerle oturup bu güzel ortamın tadını çıkardık.
Av Central üzerinde yer alan Central market ise bir Kostarika klasiği olması ve bu kültere ait yiyecek,giyecek,araç gereç bir çok şeyi barındırması ile görülmesi gereken bir yer.Caddenin her yerinde gayet iyi tasarımcılardan çıkmış ve herkesin fotoğraf çektirmek için sıralarda beklediği bir çok ineği görebilirsiniz.Eskişehir ve İstanbullular bu ineklere bir hayli aşinadırlar.Hediyelik eşya satan dükkanlar ise merkezi bölgede adım başı karşınıza çıkıyor.Bu dükkanlarda sadece Kostarika mallarını değil, Küba purolarından,Portoriko romlarına,Panama şapkalarındKolombiya kahvelerine her şeyi bulmak mümkün.Yine merkezde bulunan demokrasi ve kültür parklarını, tiyatro binasını ve katedrali gezebilirsiniz.
Gece hayatı açısından bir çok barın bulunduğu Centro Comercial El Pueblo öneriliyor ama benim gidip gördüğüm kadarı ile yerel pop müziklerin çalındığı bu barlar daha çok iş ortamı sonrası gelen beyaz yakalılara hizmet veriyor.Ben renkliliği ve muhabbet ortamları ile yine Av Central üzerindeki barları tercih ederim.Gene hostelin bahçeside bir çok gezginle tanışıp muhabbet etmek için çok uygun. Son gecemizde 2 Alman ve 2 Brezilyalıdan oluşan grupla tanışıp Meksika'dan Kostarika'ya 2500 dolara aldıkları eski bir araba ile 3 aydır yaptıkları maceralarla dolu yolculuklarını dinledik. Artık son haftalarda sadece 3. vitesi çalışan ve bayırları geri geri çıkmak zorunda kaldıkları arabada nedense bende bulunmayı çok isterdim.Bir gün öncesi arabayı San Jose'de 500 dolara satmışlar ve grubun Alman elemanları geziyi tamamlamıştı.Brezilyalılar ise 3 ay daha devam edecekler.
San Jose'de iki gece kalıp, Taca Airlines'tan Rio biletinide hallettikten sonra bu ülkede görülmesi gereken yerler listesinin en baş sırasında yer alan Talamanca ve Tortuguero'dan bizim tercihimiz Karayip denizi kıyılarında Jamaika kültürüne yakınlığı ile bilinen Talamanca oldu.Sadece Orta Amerika yapıp daha önce Amazonlarda bulunmayanlar için ise bence öncelikli tercih yağmur ormanları ve ulusal parkı ile bir çok vahşi hayvanın barındığı Tortuguero olmalıdır.
Talamanca
Hostel'den yürüyerek 10 dakika uzaklıkta yer alan iç hatlar otobüs terminalinden kişi başı 6 dolar karşılığı Colonese aldığımız bilet ile Talamanca'ya yine hoplaya zıplaya 5 saatte giden otobüsle yolculuk yaptık.Pasifik kıyılarına göre burdaki koylar ve deniz çok daha güzel.Geceleri sabahlara kadar süren sahil partileri ve hareketli ortam Orta Amerika gezisi için güzel bir bitiriş oldu.Küçük kasabanın bir çok hostelinden tercihimiz 2 kişilik odasına 10'ar dolar ödediğimiz Hostel Puerto Viejo oldu.Ortak duşların kullanıldığı,2 ve 3 kişilik odaların bulunduğu bu hostelde internet bulunmuyor.Kasabada bulunan internet kafelerde saati 2 dolara internet ihtiyacı karşılanıyor. Gündüzleri deniz,akşam üstü sahil boyu bulunan kafe ve restoranlar,geceleri ise partiler kısaca buradaki bir çok kişinin geçirdiği bir günün özeti.Biz bir günümüzde de bisiklet kiralayarak çevre koylarda sırayla durarak,denizin tadını çıkardık.Akşamları Bob Marley ve Jamaika tişörtleri ile reggae müzik yapan gençleri dinledik.Bu "take it easy" ortamında geçen iki gün biraz yorgunluğumuzu attı.Aynı yoldan tekrar 5 saatlik yolculukla son gecemiz için San Jose'ye döndük.
25 günde tamamladığımız ve Meksika ile Panama'yı içermeyen Orta Amerika rotamızda gezdiğimiz 6 ülkede Maya medeniyeti,Karayip kıyıları,okul otobüsleri,silah sesleri eşliğinde uykular en unutulmaz anılar oldu.Şimdi son hafta için Güney Amerika'ya Rio de Janerio'ya geri dönüyoruz.Rio izlenimleri ile gezimizi noktalayacağız.Herkese selamlar.
Murat
bilgi@varunacafe.com

 

31.03.2008 Talamanca - Kostarika
Orta Amerika ülkelerinin bir çoğunda kara sınır kapılarında güzel giyimli bayanlardan oluşan turizm informasyon görevlileri tarafından güleryüzle hoş geldiniz denilerek karşılandık.Ücretsiz olarak son derece iyi hazırlanmış ülke haritaları, bakanlıklar tarafından hazırlanan gezgin el kitapları ve tanıtım bröşürleri veren bu bayanlar ayrıca bize her hangi bir aldatmaya uğramayalım diye otobüs ücretlerinden taksi fiyatlarına, nelere dikkat etmemiz gerektiğinden, nereleri görmemiz gerektiğine kadar her konuda bilgiler verdiler.
Brezilya'da dünya turu seyahati sırasında aynı hostelde kalıp tanıştığımız ve güleryüzlü muhabbetleri ile sevip arkadaş olduğumuz Kanadalı Nancy'i bu turu sırasında Türkiye'ye davet etmiştik.Bir kaç hafta önce Eskişehir'de Yekta elinden geldiğince Türk misafirperverliği ile Nancy'i ağırladı.Dün internette bir Kanada gezi sitesinde yayınlalan Nancy'nin notlarını okudum. ( http://realtravel.com/istanbul-journals-j6716101.html ) Türkiye için tüm pozitifist bakış açısı ile son derece güzel şeyler yazmış.Ama ben Yunanistan Türkiye sınırında yaşadığı zorlukları okuduğumda çok üzüldüm.Milyonlarca dolarlara reklam filmi hazırlatıp, sınır kapılarına hoşgeldiniz diyerek yardımcı olacak bir görevliyi koyamayanlar mutlu olmuştur..
Artık Orta Amerika rotamızın sonuna doğru yaklaşıyoruz.Managua'da gittiğimiz Panama Konsolosluğu vize için 15 gün beklemeniz lazım deyince Panama'dan vazgeçtik ve baştan planladığımız gibi Kostarika'nın başkenti San Jose'de rotamızı tamamlayacağız.1 Nisan'daki Peru aktarmalı uçuşumuzla Brezilya'ya Rio de Jenerio'ya geçip son haftamızı burada geçireceğiz.
Nikaragua
Turizm adına bütün nimetleri barındıran 6 milyon nüfuslu bu ülke artık Orta Amerika'nın en güvenli ülkesi olma parolası ile ilerliyor.Başkent Managua dışındaki yerlerin bir çoğunda da bu yolda ilerleme sağlanmış.Türkiye vatandaşları bu ülkeye 3 aya kadar vizesiz seyehat edebiliyorlar. Türkiye'de kullandığımız ATM ve kredi kartları ile her yerde para çekmek ve alışveriş yapmak mümkün.Düşük bütçeli gezginler için ülke fiyatları gayet uygun ve ortalama gezgin bütçesi 15-20 dolar civarında diyebiliriz.İç kısımları ve pasifik kıyılarında İspanyolca yoğun bir şekilde konuşulur iken karayip kıyılarında ispanyolca yanında ingilizcede konuşuluyor.Para birimi cordobas ve bugünlerde 1 dolar 19 cordobasa karşılık geliyor.Komşuları Honduras,El Salvador ve Kostarika'ya kara sınır kapılarından yolculuk yapılabiliyor.
Turizm açısından öne çıkan yerler ise volkanları ile İsla de Ometepe, turkuaz sahilleri ile karayip denizinde bulunan Corn İslands,kolonyal tarz mimarileri ile Granada ve devrim şehri Leon,kuş cenneti Rio San Juan,dağlarda yer alan kahve çiftçilerini ve kovboy yaşam tarzını görmek isteyenler için Matagalpa ve Esteli sayılabilir.

6000 yıl öncesinden yaşam izleri olan bu topraklarda yaşayanlar, 1502 yılında Coloumb'un gelişi ile ilk kez Avrupalı ile tanışmışlar.Hemen ardından 1524'te burayı istila eden İspanyollar Leon ve Granada şehirlerini kurarak buraya yerleşmişler.Daha sonradan gelen İngilizlerde Karayip kıyılarını almış.Nikaragua 1838 yılında bağımsız olmuş.20 yüzyılda okyanusları bir kanalla bağlamak için en uygun ülke olduğundan dolayı Amerika burayla ilgilenmeye başlamış.1925'e kadar ülke politikasında Amerika dominant bir rol oynamış.Bu tarihten sonra aynı hikaye başlamış.Bir yanda Conservative rejim yani dinciler diğer yanda devrimci sosyalistler.Arka planda ise USA ve karşısında SSCB ve Küba. CIA operasyonları,para yardımları,binlerce ölü,tam bağımsızlık adına savaşanlar,para adına savaşanlar ve sonuçta kayıp bir yüzyıl.Nikaragua'nın yakın tarihte en önemli özelliği ise Amerika'nın diğerlerinde olduğu gibi buradaki direnişi kolayca kıramaması.1980'de gelen Ronald Reagan hükümetinin Nikaragua'ya bütün yardımları kesip ardındanda amborgo başlatması ve bu konuda diğer dünya ülkelerinede aba altından şamar göstererek onlarında katılmalarını sağlaması ile gücü elinde tutan FSLN solcu hükümeti için zor yıllar başlamış.Hükümetin karşısında savaşan Kontra gerillalara Amerikan para yardımıda artınca ve çevre ülkelerden de para için katılanlar olunca Kontra sayısı 15.000 e kadar çıkmış.5 yıl süren ambargo ve iç savaşın ardından Kostarika başbakanı Oscar Arias Sanches'in önderliğinde Honduras,Kostarika,El Salvador,Guatemala ve Nikaragua liderlerinin yaptığı anlaşma ile barış sağlanmış.Kostarika başbakanı Nobeli kapmış,Amerika'da Orta Amerika pazarını.Ambargo bitmiş,yardımlar başlamış.Krizlerle geçen 90'lar ve hızla kan kaybeden solculardan sonra son yıllarda Nikaragua'da muhafazakarlar açık farkla iktidarda.Önümüzdeki yıllarda Güney Amerika'daki solun yükselişi burayada yanısırmı göreceğiz.
 
Managua
Sabah saat 5'te San Jose'den hareket edecek Tica Bus şirketine ait otobüsümüz için taksi ile 4.30 sularında ofise ulaştık.25'er dolar ödeyerek Managua'ya biletlerimizi aldık.Bu yarım saatte 3 ay Nikaragua'da bir köyde gönüllü olarak çalışmış İsveçli Camilia ile tanıştık.Bu gönüllü işlerde bir çok Avrupalı genç çalışıyor ve şu ana kadar tanıştığımız herkes çok güzel insanlar.Gönüllü çalışarak masrafsız gezen bu kitle sayesinde hemen hemen dünyanın her yerinde Avrupa ülkeleri imajlarını düzeltmişler. Düşünün ki İngilizler,İspanyollar, Fransızlar daha bir kaç yüzyıl öncesinde bu topraklarda hatta Asya'da,Afrika'da milyonlarca insanı katledip bütün maddi değerleri sömürmüşler ama günümüzde ne bu ülkelere ne de vatandaşlarına hiç bir tepki yok,bu ülkelerin şirketleri her yerde karşımıza çıkıyor.Bu pozitif imajın tekrar yaratılmasında backpacker adı altında yollara düşen milyonlarca sırt çantalı genç gerek yardımseverlikleri gerek en zor şartlarda halkın yanında gönüllü olarak çalışmaları ile büyük rol oynuyorlar.Bu yüzdende Avrupa başta olmak üzere Avustralya,İsrail,Kanada gibi ülkelerin hükümet ve ilgili bakanlıkları bu konuda gençlere bütün kolaylıkları sağlıyor.

Nikaragua'da devrimin başkenti diye bilinen Leon şehrinde inme planımız otobüsün buradan geçmediğini öğrenince suya düştü.Bu yüzden 12 saatlik yolculukla başkent Managua'ya geldik.Tica Bus terminaline yakın bir yerde bulunan Camilia'nın da kalacağı Guest House Santos'a yerleştik.Pek fazla özelliği olmayan bu hostele iki kişilik oda için kişi başı 6'şar dolar ödedik.Daha önce burada kalmış olan Camilia akşam yemeği için bizi yakında bir restorana götürdü.40-50 Cordobas civarı ücretlere karnınızı doyurabiliyorsunuz.Yemekten sonra hostele dönüp birer bira içmek için bahçeye oturduk. Masamıza önce Finlandiyalı Pete ardından da Amerikalı James katıldılar.Pete son hafta içinde 3 kez 15-16 yaşında çocuklardan oluşan çeteler tarafından soyulmuş.Bir tanesi öğlen saat iki gibi olmuş.Parası,kartları ve ipotunun yanında pasaportununda çalınması yüzünden burada sıkışıp kalmış.Tabi bizim başımıza gelse bir Finlandiyalı'dan çok daha kötü sıkışıp kalacağimız kesin.Yazının başında dediğim gibi bu ülkeler bu konularda çok koordineli çalışıyorlar.Siz bu yazıyı okurken çoktan Pete'nin geçici pasaportu eline geçti,orjinal yani İsveç'te hazırlananda bir sonraki gezeceği ülke olan El Salvador'un başkenti San Jose'ye DHL ile postalanarak yola çıktı.Finlandiya Nikaragua konsolosunun bireysel olarak telefonla arayarak her konuda yardımcı olmasını,emniyetle temasa geçerek malların peşine düşmesini,telefonda yaptığı esprilerle Pete'yi psikolojik olarak rahatlatmasını kıskanmadım desem yalan olur.
Masamıza katılan diğer arkadaş ise Calfornialı.O çete elemanlarına direnmeye kalkınca kolunu kırmışlar.Parası ve kartları gitmiş ama en azından pasaportu duruyor.Ama Kostarika'dan girişte pasaportuna damga vurulmamış.Bu yüzden sabah çıktığı Salvador yolculuğunda sınır görevlileri giriş mührü olmadığından dolayı geri çevirmişler.Bununda rüşvet aracı olarak kullanıldığını ve bu konuda mutlaka pasaportu kontrol etmemiz gerektiğini Belize'de birlikte kaldığımız İsrailli arkadaşımız Meytal bize belirtmişti.James'te sonradan konsolosluğunun yardımı ile bu mühür olayını belli bir ceza ödeyerek çözüme ulaştırdı.
Muhabbet gece geç saatlere kadar sürdü.Sabah Tulga minibüs ile bir saat uzaklıkta yer alan Leon şehrini gezmeye gitti.Ben ise Mangua'yı iyi tanıyan Camilia'nın rehberliğinde Pete ile birlikte şehri gezmeye çıktım.Bir çok otobüs değiştirerek şehrin değişik yerlerini gezdik.Otobüs ücretleri 2.5 cordobas yani doların sekizde biri.Managua diğer şehirlerde gördümüz gibi bir merkeze veya tarihi bir meydana sahip değil.Tarihi bölge 1972 yılında meydana gelen depremle yerle bir olmuş sonradan da yerine çarpık kentleşmeyle apartmanlar yapılmış.Önce gittiğimiz Metro Centro denen merkeze buraya yapılan Metro alışveriş merkezi sebebi ile bu isim verilmiş.Büyük bir alışveriş merkezi dışında görülecek bir şey yok.Ordan sonra gittiğimiz Mercado Central ise uçsuz bucaksız bir halk pazarı. Burada ne ararsanız bulmak mümkün.Camilia Semana Santa sebebi ile çarşının olağan dışı bir durgunlukta olduğunu söyledi.Çarşı içinde bir sokakta yürürken bir kadın bağırarak bize bir şeyler söylemeye çalışıyordu. Biz bir şeyler satmaya çalıştığını düşünerek oralı olmadık ve yürümeye devam ettik.Sokağın sonuna yirmi metre kala tam sokakların kesiştiği dört yol ağzında önümüzdeki adamın üzerine 5 genç atladı.Dört tanesi etkisiz hale getirirken biriside cebinden cüzdanını kaşla göz arasında kaptı.Acı acı çığlıklar atan adamın sesi hala kulaklarımda.Biz 2-3 saniyelik şokun ardından hemen hızlı bir şekilde geri dönüp yürümeye başladık. Bize seslenen kadın size anlatmaya çalıştım duymadınız şeklinde hareketler yapıyordu.
Biraz diken üzerinde de olsa kalabalık sokaklardan ayrılmadan çarşıyı gezdik. Oradan sonra yine başka bir otobüse atlayarak yerel meyhanelerin bulunduğu bir yere gittik. Birer bira içelim dedik ama yan masadan ısmarlanan ikincileride arkadaşları kırmamak için içtik. İşinde gücünde olan halk yardımcı olmak ve misafirperverlik göstermek için elinden gelen her şeyi yapıyor.Nikaragua insanının bu özelliğini buraya gelmeden önce bir çok insandan duymuştuk.Buradan sonra hostelin bulunduğu bölge tarafında yer alan başka bir alışveriş merkezine, Plaza Inter'e gittik.Karnımızı doyurup çarşıyı dolaştık.Bu alış veriş merkezleri kapıda yer alan güvenlik görevlileri sayesinde adeta kurtarılmış bölge olmuşlar. Özellikle hava karardıktan sonra şehirde dışarı çıkmak isteyen herkes buralara akın ediyor.Akşam saatlerinde hostele döndük.Konu konuyu açtı gene geç saatlere kadar muhabbet devam etti.
Sabah son kez şansımızı denemek üzere Tulga ile birlikte Panama Konsolosluğuna gittik.Vize için bir takla atmadığımız kaldı ama nafile, yapacak bir şey yok.Gene aynı sebep Panama'dan araştırma yaptırılacak ve bu en az 15 gün sürer.Napalım dedik ve konsolosluktan çıktık.Hostele dönüp çantaları toparlayıp emanete bıraktık.Çantasız olmak ne kadar güzel bir duygu.Hedefimiz karşı yönden gelen bir çok gezginden methini duyduğumuz Ometepe adasına gitmek.
Isla de Ometepe
Hostelin yanındaki caddeden 102 nolu otobüse atlayarak Metro Centro alışveriş merkezinin hemen karşısında yer alan otobüs terminaline gittik.Amacımız saat 14.30'da Granada'dan kalkacak ve sadece pazartesi ve perşembe günleri işlyen ferry bota binmek.25 Cordobas ödediğimiz minibüsle 45 dakikada Granada'ya ulaştık. Managua'dan sonra sanki bamnbaşka bir ülkeye geldik.Güzel sokalar,tarihi evler,faytonlar,restoranlar ile tam bir turizm şehri Granada. Sokakları dolaşarak iskeleye doğru yürüdük.Bir süre bilet kuyruğunda bekledik.Gişedeki memur o kadar yavaş işlem yapıyordu ki 15 dakikada ancak 5-6 kişiye bilet kesebildi.Tam bize 2 kişi kala gişeyi kapatmaz mı.Orada sıcağında etkisi ile damarım attı ve bu gezide ilk kez sinirlenip bağırmaya başladım.Kadın pek oralı olmasada arkadaki gemi görevlilerinden bir tanesi tamam sakin olun ben helledeceğim gibisinden işaret yapınca sakinleştim.Yan kapıdan bizle birlikte 7-8 kişiyi daha içeri alıp 80 cordobasa bilet verdiler.
Geminin iç kısmı sinema,güvertesi ise plaj görüntüsü veriyor.Film izlemek isteyenler içeride, hamaklarda yatmak veya yere uzanmak isteyenlerde güvertede takılıyor. Biz güverteye uzandık. Acıkınca da restorandan tabildot yemeklerimizi aldık.Gün batımı ile birilikte yaklaştığımız adanın volkanlarla süslenen manzarası muhteşemdi.Dört saat süren bu keyifli gemi yolculuğu ile Ometepe adasına vardık.İskelede bekleyen minibüslerle buraya en yakın yerleşim yeri olan Altagracia'ya 10'ar cordobas ödeyerek gittik.Konaklama için tercihimiz Hostel Castillo oldu. Hiç bir eksiği olmayan ve bizden sonra gelenlerin bir kısmının yer bulamadığı hostele iki kişilk oda için kişi başı 4'er dolar ödedik.Güzel bir yere gelmenin mutluluğu ile bahçede soğuk biralarımızı içip muhabbet ettik.
Sabah yarım günlüğü 4.5, tam günlüğü 9 dolara kiralanan bisikletlerden kiralayarak Santa Domingo plajına ve Ojo de Agua yani suyun gözü denilen gölete gittim.Plajda kafeteryalarda çalışan gençlerle, yolda dinlenmek için ayaklarımı sokarak oturduğum nehir kenarında çamaşır yıkayan kadınlarla ispanyolcam yettiği kadar muhabbet ettim. Çok beğendiğim Ojo de Agua'da uzun süre takıldım. Bol bol yüzüp,gölet kenarında yemek yedim.Bu adaya gelenlere çevreyi bisikletle gezmelerini tavsiye ederim.Adada ki en önemli etkinlik ise tabi ki iki Volkandan birine tırmanıp zirvede,krater içinde oluşan gölde yüzmek. Ben bu gezi sırasında Şili'de volkanik dağ tırmanışı yaptığım için rehberle yapılan bu tırmanışa ekstra bir bütçe ayırmadım.8 ile 10 saat arası süren bu tırmanışlar 40 dolar civarı ücretlere rehberler eşliğinde düzenlenen turlar ile yapılıyor.
Öğleden sonra ise kaldığımız Altagracia kasabasını gezdim.Sakin ve sessiz bir yer.Halk kendi halinde işi gücü ile uğraşıyor.Güleryüzlü ve yardımseverler.Ometepe'de yollarda karşılaştığımız insanların anlattığı Nikaragua'nın tadına vardım. Bunu Managua'da anlayabilmek çok zor.İkinci akşam yemeğimizi hostelde yiyerek gene bahçede takıldık.Orta Amerika'da en yoğun gezgini burada gördüm.Gene daha tur acentalarının keşfedemediği bir güzellik bulunmuş ve tur müşterileri buraya gelene kadar bu bozulmamış insan ve doğa güzelliğinin tadı çıkartılıyor.
Son gün Altagracia'dan Amerikan okul otobüslerinden biri ile adanın diğer yerleşim yeri Moyogalpa'ya geçtik.Burası da ufak bir yerleşim.Adadaki tek bankamatik burada bulunuyor ve bu yüzden gelirken yanınızda bir miktar nakit bulundurmanızda fayda var. Kasabayı bir süre gezdikten sonra adaya en yakın şehir olan San Jorge'ye 40 cordobasa bir saatte giden ferry bota bindik.İskelede bekleyen artık aşina olduğumuz okul otobüslerinden bir diğeri ile de 25 cordobas karşılığı 2 saatte tekrar başkent Managua'ya döndük.
Hostele dönmeden önce Metro Centro'dan Nikaragua hatırası olacak birer tişört aldık.Bu gezi sırasında en çok beğenerek aldığım tişört bu oldu.Ardından 102 nolu otobüsle çantalarımızı bıraktığımız Guesthouse Santos'a ulaştık.Yürüyerek 5 dakika uzaklıkta bulunan Tica Bus Terminaline giderek ertesi sabah saat 6'da kalkacak San Jose otobüsüne 15'er dolar ödeyerek bilet aldık.Artık sırada Orta Amerika'da ki son ülkemiz Kostarika var.Herkese selamlar...
Murat
bilgi@varunacafe.com

 

25.03.2008 Managua - Nikaragua
Managua'da kaldığımız hostelde son bir haftada 3 kez her şeyi soyulan ve pasaportunu,kredi kartlarını,parasını,ipotunu kaybetmiş Finlandiyalı Pete,kolu hırsızlarla boğuşurken kırılmış ama genede soyulmuş Californialı Daniel,kamerası çalınmış İsveçli Camilia ile tanışınca anladık ki Orta Amerika'nın Teksasına geldik.Çoğu 15-16 yaşında çocuklardan oluşan çeteler günün her saatinde silahlarla saldırıp sizi soyabilirler.Bugün sadece 20 metre önümde bir adamı soydular ki adamcağızın çığlıklarına rağmen her şeyini 15 saniyede götürdüler.Yerel halk ise bir şey yapamamanın ezikliği ile sadece pusu kurulan yerleri bildiği için siz yürürken bu sokaktan yürümeyin diğerine geçin gibi uyarılarda bulunuyor.Ama tabi ki Nikaragua başkent Managua'dan ibaret bir yer değil.
EL SALVADOR
7 Milyonluk El Salvador Orta Amerika ülkeleri arasında nüfüs yoğunluğu en yüksek olan ülke olma özelliğine sahip.Aynı Ekvator'da olduğu gibi para birimi Amerikan dolarına çevrilmiş. Türkiye vatandaşları 3 aya kadar vizesiz kalabiliyorlar.Burada da elektrik prizleri Amerika ile aynı,kredi ve banka kartları ATM ve poslarda sorunsuz çalışıyor,Dili İspanyolca ve ülkemizle saat farkı sekiz. Gezginlerin günlük bütçesi 20-25 dolar arasında değişmekte olup gene sokak yemekleri bu miktarı düşürmekte baş rolu oynuyor.Popusas ve harchata El Salvador kökenli yiyecek ve içecekler. Bizdeki gözleme ayran ikilisi ile benzetebiliriz.
El salvador kanlı bir yakın tarihe sahip.1980'lerde yaşanan iç savaşın bilançosu ağır olmuş. Nikaragua'da başlayan Kominizm dalgası buralarada yayılınca Amerikan hükümeti El Salvador ordusuna devrimci hareketi durdurabilmesi için milyarlarca dolar para pompalamış.1992 yılında silahlı gerilla grubu FMNL ile barış anlaşması imzalanmış ve silahı bırakan grup politika sahnesine çıkmış.12 yıl süren iç savaşta 75.000 kişi ölmüş, bu savaş için USA buradaki sağcı hükümete tam 6 milyar dolar yardımda bulunmuş.
Ülkede güvenlik sorunu hala devam etmekte ve özellikle başkentte çok dikkatli olmakta ve akşamları dışarı çıkmamakta fayda var.Başkent dışında dağları ve trekkingi sevenler için Ruta de las Flores, sörf sevenler içi Pasifik kıyılarında Plaja del Tunco ve daha bir çok büyük dalgaların olduğu plajlar ülkenin başlıca turistik yerleri.
San Salvador
Honduras'ta, Santa Rosa de Copan'dan bindiğimiz otobüsle yaklaşık 2 saatte sınır kasabası olan Ocotepeque'ye ulaştık.Samana Santa tatili dolayısı ile yoğun işleyen dolmuş taksiler sürekli dolu olunca 7 km. uzaklıktaki sınıra otostopla gittik.Bizi alan Toyota kamyonetin kasasında sınıra ulaştık.İmigrasyon bürosuna her şeye rağmen pasaportları göstrerdik ve tamamdır, işleme gerek yok işareti ile yolumuza devam ettik.El Salvadora girişte derme çatma bir kulübede papusas yapan teyzemi görünce hemen 6 tane sipariş edip masaya oturduk.Peynirlisinin yanında turşu ve acılı sosuda gelince değmeyin keyfimize.Karnımız doyduktan sonra çantaları yüklenip 100 metre ileride yer alan terminale gittik. Gene Amerikan okul otobüslerinden bir tanesine atlayıp 1.80 dolara 3 saatte El Salvador'un başkenti San Salvador'a ulaştık.Henüz daha otobüs işleme düzenini bilmediğimiz için terminalden Los Heros caddesi bölgesinde yer alan hostellerden Ximena's Guesthouse'a 4 dolara taksi tutarak gittik.Hostel bakımsız kalmış güzel bir hostel, sanki çok iyi işletmecileri varmışta bir kaç yıldır hiç uğramamışlar tadında bir yer.6 kişilik dorm oda fiyatları 8 dolar. Oda boş olunca fazla direnmeden yataklara yerleştik.Hostelde kalanlara mutfak yok ama fast food satan restoran bulunuyor.Fakat ne fiyatları ne de yemeklerin lezzetleri pek iyi değil. Kalmak isteyenler için adresi Calle San salvador 202, Boulevard de los Heroes.
Duş alıp bir şeylerde atıştırdıktan sonra ilk işimiz otobüs numaralarını öğrenmek oldu. 29 B numaralı otobüse atlayıp katedralin ve tarihi binaların bulunduğu merkeze gittik.Gene tahtakale ortamları ama çok şenlik bir pazar kurulmuş. Ne ararsanız var ve sanki panayır yeri gibi.İkimizinde çok hoşuna gitti,Hem tarihi bölgenin hemde halk pazarının bir arada olması fotoğraf çekme ve alışveriş yapmanın tadını bir arada çıkarmamızı sağladı.Akşam hostelin bahçesinde kaldık.Yemek için ise hostel yakın los heroes caddesi uzerinde yer alan sayısız restorandan biri olan pizza hut'a giderek yemek yedik.Hostelin bulunduğu bölge akşamları nispeten güvenli fakat San Salvador şehri hava karardıktan sonra pek. tekin değil.Hatta gündüz bile bir çok yere yürüyerek gitmememiz konusunda uyarılar aldık.Bundanda dolayı akşamları bizim hostelin bulunduğu güvenli bölgedeki restoranlar tıka basa doluyor. Bazıları 24 saat açık.
Sabah kalkıp kahvaltımızı yaptıktan sonra biletlerimizi almak için uluslararası taşımada şu anda Orta Amerika bölgesinde bir numarada yer alan Tica Bus'tan Nikaragua'nın başkenti Managua'ya 25 dolara bilet aldık. Tica Bus'un ofisi Calle Concepcion 121 numarada yer alan Hotel San Carlos'un girişinde.Ardından Bolivar Parkı yakınından kalkan Puerto la libertad otobüslerinin yerini bularak kalkmak üzere olan birine atladık.
Puerto La libertad ve Plaja el Tunco
Adındanda anlaşılacağı gibi burası Pasifik Okyanusuna açılan bir liman şehri.Otobüsten indikten sonra şehirde biraz yürüdük.Sıcak bir yandan,trafik tozu ve kalabalık bir yandan insanın pek durası gelmiyor.Yol kenarında bir restoran bulup taze bir okyanus balığı ile karnımızı doyurduk.Yemeğin ardından asıl hedefimiz olan Tunco plajına gitmek için otobüse atladık.Plaja giderken sörfçüler için iyi dalgalar yakalanabilen ve Güney Afrika'dan sonra en iyi denen Punta Roca'yı geçip 15 dakikada Plaja el Tunco'ya ulaştık.Ne plaj ne deniz beklediğimiz güzellikte değildi. Dar bir kumsal, ortalıkta bir çok çöp,yüzmeye imkan olmayan bir deniz ve kıyıyı boğacak şekilde kurulmuş oteller.Tabi sörf severler için ortamın önemi yok önemli olan dalgalar.Deniz kenarında oturup bir süre zaman geçirdik ama canımızda sıkıldı bu duruma. Güzel bir plaj hayal etmiştik.Yola doğru yürüyüp tekrar otobüsle Puerto'ya ordanda tepe tepeye dolu bir otobüsle San Salvador'un merkezine döndük.Toplam yol masrafı gidiş dönüş 5 dolar oldu.Tekrar çok sevdiğimiz pazara daldık. Her yer Barcelona bayrak ve tişörtleri ile dolu.Bayrakların altlarındada %100 Katalan yazıları.Galiba burada katalan oranı bir hayli yüksek. Bu arada Santa Semana için tarihi bölgedeki bir çok yol boyandı.Boyama ve süsleme aşamaları çok eğlenceli ve büyük bir kalabalık tarafından takip ediliyor.Bir önceki günde evlerinden (kimbilir kaç km uzaktan geliyorlardı) emekleyerek kiliseye gelen insanları gördük. Bir kısmı gerçekten acı çemekte ve güçlerinin sonunu kullanmakta idi.Ayrıca emekleyenlerin gözleri bağlı ve yanlarında bulunan bir refakatçı tarafından sürekli takip ediliyorlar.,Merkezden hostele hava kararmadığı için yürümeye karar verdik. Aslında bu da tehlikeli bir hareket pek tavsiye edilmiyor.Yolda bir kaç sataşan oldu ama sağ salim kendimizi hostele attık. Akşam yemeği için gene Pizza Hut'a gidip bu sefer spagetti yedik.Saat sabah 4'te Tica bus otobüsüne gideceğimiz için gece uyumayıp notları yazmayı tercih ettim ki bu sayede bütün yolda uyuyarak geçti.
Şu an Nikaragua cennet mi,cehennem mi onu çözmeye çalışıyoruz.Bu arada Özlem valla yoruldum ve Yekta'yı özledim yoksa Venezuella'yı görmek istemem mi? Hem gene gelmeye sebep olacak,orada daha Guayana'lar var,Jamaika kaldı.Özgür Dost tavsiyen için teşekkürler ama Tica'dan almıştık bileti.Herkese çok selamlar.
Murat
bilgi@varunacafe.com

 

21.03.2008 San Salvador - El Salvador
Birazdan Orta Amerika'daki en uzun yolculuğumuz için El Salvador'un başkenti San Salvador'dan Nikaragua'nın Leon şehrine 10 saatte gitmesini beklediğimiz otobüse bineceğiz. Güney Amerika'da yaptığımız 30-40 saat civarı yolculukların yanında fazla değil ama Orta Amerika için çok uzun bir yolculuk.Gezide 120 günü geride bıraktığım şu günlerde yorgunlukta iyice bastırmaya başladı.Tulga Kostarika'dan sonra eğer Panama giriş vizesi vermezse Brezilya'ya uçup Rio'da bir süre takıldıktan sonra dönmeyi düşünüyor.Bende bu eğilimdeyim ama Venezuela ve Paraguay'da aklımın köşesini sürekli tırmalıyorlar.Cüneyt'in ve Özlem'in Venezula izlenimlerine tekrar baktım. Cüneyt Angel Falls ve çevresindeki ulusal parkı, Özlem'de Karayip kıyısındaki plajları methetmiş. Bu aralar sürekli plaj kenarlarında olduğumuz için o yönü pek çekmiyor ama Angel Şelalesi galiba içimde kalacak.Eğer dönersem oda nazarlık olur artık.Şimdi sırada Nikaragua var ve anlatılanlar doğru çıkarsa galiba bu ülkeyi çok seveceğiz. Bu yüzden biraz fazla kalma niyetindeyiz. Granada ve Ometepe adası zaten rotamızda vardı.Biz bunlara Leon ve başkent Managua'yı da ekledik.
HONDURAS
Guatemala,Honduras,El Salvador ve Nikaragua'nın ortaklığında kurulan CA-4 grubu arasındaki sınırlar aynı Schengen ülkelerinde olduğu gibi kalkmış.Bu ülkelerden birine giriş yaptığınız zaman Türkiye vatandaşlarına vizesiz olarak tanınan 90 gün süre içinde diğerlerinide ziyaret edebiliyorsunuz. Pasaportunuza ilk vurulan mühür dışında bu 4 ülkeden çıkana kadar bir daha mühür vurulmuyor.Bu sayede pasaportumda kalan 2 vize sayfası yeterli olurmu endişesindende kurtuldum ayrıca sınır geçişlerinide hiç beklemeden geçtik.Başkenti Tegucigalpa olan Honduras'ın nüfusu 7 milyon,resmi dili ise İspanyolca. Banka kartları ATM lerde sorunsuz çalışıyor.Ortalama gezgin bütçesi ise 15-20 dolar arası değişiyor.Para birimi Lempiras ve bu günlerde1 USD 19 Lempirasa denk geliyor.
Tarihi diğerleri ile benzerlikler taşıyor. Önce Mayalar varmış sonrasında onları yok eden İspanyollar, ardındanda İngilizler gelip işleri bitene kadar kullanıp 1821'de gitmişler.1838 yılındaki tam bağımsızlığa kadar Meksika'nın bir parçası olarak kalmış.100 yıl kadar gelirinin büyük kısmını muz ihracatındandan kazanmış ve bu yüzden buraya Muz Cumhuriyeti denmiş.20. yüzyılda ise Amerika etkinliği eline almış.Darbeler,karışıklıklar birbirini kovalamış ve Amerika'nın istediği tarz ordu ve muhafazakar iktidarlar milyarlarca dolar destekler sayesinde sonunda burdada kontrolü ele almışlar.Napolyon'un dediği gibi 'tarih kazananların tuttuğu bir güncedir'.O yüzden hak,hukuk, adalet uğruna ölen binlerece insanın adı bu tarihte geçmemiş.
Honduras turizmi için iki önemli yer var. Bunlar Maya antik şehri Copan ve Karayip kıyılarında yer alan Bay İsland.
Copan Ruinas
Sınırdan sorunsuz geçip bir miktar para bozdurduk.Sınır geçişinde bulunan kafelerin önü Puerto Cortes'e yolcu avlamaya çalışan taksicilerle dolu.Biz hepsini atlatıp saatte bir kalkan otobüsün yanındaki kafede oturup bir şeyler içtik.Otobüs hareket ederken atlayıp rahat deri koltuklara yayıldık. Puerto Cortes'e bir saatlik yolculuk için otobüse 1 dolar ödedik.Oradanda San Pedro Sula'ya 1 saatlik yolculuk için minibüse 25 Lempiras yani 1 dolar 25 cent gibi bir para ödedik.San Pedro Sula kaos bir şehir.İnsanın hiç durmadan kaçası geliyor. Bizde minibüsten inince hemen terminale giden dolmuşların geçtiği caddeyi öğrenip 2 dakika yürüdükten sonra yoldan geçen bir tanesine atladık.Terminal şehre göre bir hayli düzgün hatta içinde büyük ve lüks bir alışveriş merkezi bile bulunuyor.Copan Ruinas'a gitmek için bize gösterdikleri Sultana otobüs şirketine girip bir saat sonra kalkacak fakat Copan Ruinas'a 47 km uzaklıktaki La Entrada de Copan'da indirecek nispeten lüks otobüse 50 Lempiras'a bilet aldık.Bu bir saattede bir şeyler atıştırdık. 2 saatlik rahat bir yolculukla La Entrada'ya geldik. Sırada bekleyen ve artık Orta Amerika'da binmeye çok alıştığımız Amerikan okul otobüsüne atladık. Bu 47 km yi bir buçuk saatte dolmuş misali dur kalklarla bitirdiğimizde artık bizde bitmiştik.

Bu yorgunluğun ödülü gibi Copan kasabası şirin,temiz evleri ve sokakları, güzel restoran ve barları ile bizim ummadığımız bir süpriz oldu.Yerleştiğimiz Iguana Azul Hostel'de bir o kadar güzel olunca keyfimiz hemen yerine geldi.Harika bir duş,ardına güzel bir ziyafet,laundry hizmeti,ücretsiz wireless internet,güzel insanlar,bir çok gezgin daha ne olsun mutluluktan uçuyoruz.Ve bu küçük kasabada kime sorsanız yerini hemen tarif edecekleri hostele şık dorm odaları için 4'er dolar ödüyoruz.Hostel'deki gezginler ağırlıklı olarak Fransız ve Kanada'lı.Akşamda meydanda Semana Santa haftası dolayısı ile düzenlenen etkinlikleri izledik.
Copan Antik Şehri
Sabah erkenden kalkıp güzel bir kahvaltı yaptıktan sonra kasabaya 1 km uzaklıktaki Maya şehrine yürüdük. Yolda aynı hostelde kalan Fransız bir çiftte bize katıldı.Giriş ücreti olan 250 Lempirası ödeyerek biletlerimizi aldık.Şehir geniş bir alana kurulan tek bir kompleksten oluşuyor. Bu yüzden Tikal'de ki gibi kilometrelerce yürümeye gerek yok.Arkeologlar kazı ve restorasyon çalışmalarına devam ediyorlar.Piramitler ve yapılar Tikal'deki kadar yüksek ve şaşalı olmasada duvar ve kayalara yapılan ince işlemeler ve heykeller benim çok hoşuma gitti.Mayalar için çok önemli merkez olan Copan'nın kültürel ve sosyal yapısından dolayı bilim adamları burayı Maya'ların Paris'i olarak adlandırmış.Maya'ların 3000 yıl yaşadığı bu şehir diğer Maya şehirlerinin yanında işlemecilik ve heykeltraşlık açısından eşsiz.Müzeyi ziyaret ederek bu ince işçiliğin daha fazla örneklerini görebilirsiniz.Ayrıca ücret alınan tünellere girmenize bence gerek yok.
Öğleden sonra çarşıda gezip bir iki alışveriş yapıp fotoğraflar çektik.Honduras'ın kahve ve puroları meşhur.Ve tabi erkeklerin bir çoğunun giydiği beyaz kovboy şapkaları.Ata binmek ve hayvancılık bir çok köylünün uğraşı.Copan'da son akşamımızda Hostelden 6 kişilik bir grupla bara gittik.Güzel muhabbet oldu.Sabah erken kalkacağımız halde geç saatlere kadar kaldık.Kasabadaki yemek,içki fiyatları ortalama değerlerde ama bir çok kişinin yediği sokak yemekleri gayet ucuz ve içecekleri bakkaldan almakta yine bütçeye katkı sağlıyor.
Santa Rose de Copan
Copan Ruinas'tan sonra gezmeyi planladığımız Gracias ve Santa Rosa için sabah saat 7'de kalkan otobüsle yine La Entrada aktarmalı bir şekilde Santa Rosa'ya geldik.Otobüslere bu yolculuk için toplam 70 Lempiras ödedik ve yolculuk 1'er 1'er olmak üzere toplam 2 saat sürdü.Terminalde inip zorlu bir bayır yukarı tırmanışla Parque Central denilen merkeze ulaştık.Şehirin tadı tuzu yok ki burası kitaplarda niçin önerilmiş anlayamadık.Hostel El Rosario'ya duşsuz 2 kişilik oda için 250 Lempiras ödeyerek yerleştik.Hostel'de çok kötü. Biraz sokaklarda dolanınca anladık ki buraya boşuna gelmişiz keşke San Salvador'a devam etse idik olduk ama artık çok geç, oteli ödedik.Durum böyle olunca otele döndük. Önce Danimarkalı Estel ve Carmen sonra Kanadalı Eve ve Twin ile tanıştık. Aylardır yoldalar ve özellikle
Danimarkalı kızlar daha uzun sürede kalacaklar.Kanadalı kızlardan biri Bolivya'ya diğeri ise Panama'ya kadar inecek.Şehirde yapacak bir şey olmayınca güzel bir restoran bulup piza yedik,ardından gezi muhabbetleri.Akşam sokak yemekleri ki bu kızlar sayesinde öğrendiğimiz ve sokalarda satılan Popusas ve yanına içecek olarak verilen Horchata'nın sonradan müptelası olduk, ardındandanda dondurmacı ve otelde devam eden muhabbetlerle yeni arkadaşlar edinmiş olduk. Sabah erkenden kalkıp hep birlikte terminale gittik Danimarkalılar Copan Antik Şehrine, Kanadalılar Gracias'a bu arada Danimarkalıların dediğine göre Gracias'ta da aman aman bir durum yok ve bizde San Salvadora giden otobüslere bindik.
Bu arada Nikaragua otobüsü kaçacak o yüzden El Salvador'a gidişi ve ülkedeki gözlemlerimi bir sonraki notlarda anlatırım. Herkese çok selamlar.
Murat
bilgi@varunacafe.com

 

17.02.2008 Puerto Barrios - Guatemala

Tikal'de bir kaç acenta gezip en uygun bulduğumuz yerden sabah saat 5 için 140 quetzalese Belize City'e minibüs bileti aldık.Bu arada 120 ye de bilet bulanlar olmuş. Zor olsada sabah saat 4.45 gibi kalkıp çantaları hostelin önüne çıkardık.Saat 5'te minibüs bizi kapıdan aldı.20 kişilik minibüste sadece 10 backpacker olduğu için rahat rahat yayılıp uyuduk. 2 saat sonra sınırdaydık. Elimizde kalan paraları sınırdaki ayaklı döviz bürolarından Belize dolarına çevirdik.Biraz pazarlıkla iyi bir kurdan bozdurmak mümkün. Çantaları yüklenip önce Guatemala'dan çıkışımızı yaptık. Çıkış ücreti olarak 10'ar quetzales aldılar.Hemen yanda bulunan Belize göçmen bürosundanda girişimizi sorunsuz bir şekilde yaptık.Artık ingilizce konuşuluyor sanki Türkçe konuşur gibi rahatladım.Diğer tarafta 10 dakika da minibüsün gelmesini bekledik. Sonra atlayıp uyumaya devam.Saat 10'da yani toplam 5 saatlik yolculukla Belize City'deki deniz taksilerinin iskelesindeydik.
BELİZE
312.000 kişinin yaşadığı bu küçük ülke Türkiye vatandaşlarından vize istemiyor.Bütün kredi kartları ve banka kartları ATM'lerde ve pos makinalarında sorunsuz çalışıyor.Resmi dili İngilizce ama İspanyolca,Creole ve Garifuna dilleride yoğun şekilde konuşuluyor.Para birimi Belize doları ve 1 US dolar 2 Belize dolarına eşit.Halkın yüzde altmışı Afrikalılardan oluşuyor ve eski yerliler Mayalara göre nüfusta bir hayli dominantlar.Başkenti Belmopan olan ülkede hayat bir hayli pahalı, ortalama gezgin bütçesi günlük 30-40 dolar arası değişiyor.Bütçede sigara ve alkol kullanımı burada çok önemli rol oynuyor. Bir paket malboro 6-7 US dolar,biranın ise tanesi 3-4 US dolara satılıyor.
Ülke tarihine gelince Mayalar,İspanyollar ve Guatemala'dan sonra İngiliz sömürgesi yıllar başlamış.1954 yılında bağımsız olan ülkenin British Honduras olan ismi Belize olarak değiştirilmiş. Güney ve Orta Amerika'da şu ana kadar gezdiğim ülkeler arasında fakirlik olarak en göze çarpan ülke burası oldu.Her ne kadar burda yaşayan Afrikalı'lar biz hiç köle olmadık diye övünsede iş bağımsız olup çalışmaya gelince işin rengi değişmiş.Finans,Turizm,İthalat gibi para getirecek işleri Amerikan şirketleri kapatmış.Supermarket,restoran işleri Çinlilerin elinde.Tarımda ise nispeten daha çalışkan olan İspanyolca konuşan Orta Amerikalılar var.Çoğunluğu oluşturan kara ırk ise daha çok kısa yoldan 3 kuruş nasıl kazanırım derdinde sokaklarda dolanıyor.Suç oranıda bir hayli yüksek.Ama o 3-5 kuruş bulunduktan sonra siestada bitince vur patlasın çal oynasın. Her yerde Bob Marley çalıyor ama sanki o 'Get up Stand up' derken burdakiler 'Get down Lie down' diye anlıyorlar.
Yolda yürürken, hele size 'hey white man' diye seslenenleri duyunca kendinizi Afrika'da gibi hissediyorsunuz.Ama spor,sinema,müzik yönünden ise kendinizi New York'un zenci mahallerinde hissedebilirsiniz. Basketbol,Hollywood ve Rap ön plandalar.Bu ülkedeki bir ilginç istatistikte yılda gelen 1 milyon turistin 800.000'i cruise yani gemi seyahatleri ile uğrayanlar.Karaya ayak basmadan buraya gelen herkesin görmek istediği dünyanın en büyük ikinci mercan kayalıklarını gezip, blue lagoon'da dalıp, belki bir kaç günde okyanusta yer alan adaların turkuaz sularında, bembeyaz kumsallarda ki palmiyeler altında güneşlenip kaçıyorlar.Yani burda turizm denince her ne kadar maya kalıntıları,ormanlar,nehirler olsada deniz baş rolde bulunuyor.
Belize City
Her ne kadar artık başkent olmasada ülkenin en hareketli ve yaşayan şehri halen burası olmaya devam ediyor.Diğer ülkelerde gezdiğimiz milyonluk şehirler yanında burası ancak köy kalır ama halkı gözlemek isteyenler bir gecelerini buraya ayırabilirler.Biz saat 10'da indikten sonra sıradaki botun saati olan 12'ye kadar şehrin sokaklarında dolaştık.Bence diğer gezginlerden duyduğumuz gece dışarı çıkmak biraz yürek ister lafınıda dikkate alarak, iki saatlik gezinin yeterli olduğunu düşünüyorum.Ama kalmak isteyenlere de burada kalanların tavsiye ettiği Prince Street'te yer alan Seaside Guesthouse'I öneririm.

Caye Caulker
Belize City'den Caye Caulker'e gidiş-dönüş yolculuk için 30 Belize doları ödedik. Yolculuk 50 dakika sürüyor.Arada birde San Pedro adasına uğranıyor.Aynı Koh Phangan,Koh Phi Phi,Gili Travangan adaları gibi burasıda backpacker'ların adası ve bir çok hostel ve orta bütçeliler için konaklama mevcut. Çevredeki diğer adalarda fiyatlar biraz daha yüksek.Bottan iner inmez hemen daha önce bu yönden gelenlerden methini duyduğumuz Tina's Backpackers Guesthouse'ın yerini bulduk. İskelenin hemen yakınında tabelası gözümüze çarptı.Bu sefer şanslıyız ve 8 kişilik dorm odada 2 kişilik yer var.Fiyatta 20 Belize doları yani 10 USD.Bu fiyat burası için gayet iyi geldi ve hemen yerleştik.Hostel cennetten bir köşe sanki, bahçesi bembeyaz kumların üzerindeki palmiyelere kurulmuş hamaklarla dolu, 20 adım atsanız denizdesiniz.Bir anda yol yorgunluğu gitti mayolarımızı giyinip adayı gezmeye çıktık.Bir restoranda yemek yedik. Fiyatlar bir hayli pahalı. Balık ve koladan oluşan yemeğe 10'ar dolar verdik.Bu bizim bitçemizi aşar başka bir yol bulmak gerek derken Çinlilerin dükkanlarını keşfettik.Bizim gittiğimiz yerin adı Beach Front.Çeşit çeşit burgerler 3-4 dolar,kolada1 dolar.Burada geçirdiğimiz diğer günlerde bütün öğünlerimizi Çinli'lerden yedik. Yanlış anlaşılmasın Çin yemekleri değil sadece Çinli'ler işletiyor ve Balık,Tavuk,Et burgerleri yanında patetes kızartması ile servis yapıyorlar ve tadları çok lezzetli.İçeecekler ise hemen yan tarafındaki yine Çinli'lerin işlettiği süpermarketten alınıyor.

Caye Caulker iki adadan oluşuyor ve bu adaların arasında yaklaşık 50 metrelik bir geçit var. Ve en gözde plajda burası ve ayrıca plajdaki barda biranızı içerken ara verip tramplenden denize dalıp çıkıp geri içkinize devam edebiliyorsunuz. Ortam gayet eğlenceli. Bir sürede burada takıldıktan sonra tekrar hostele döndük.Yolda bir acentaya uğrayarak bölgedeki en iyi dört mercan kayalıklarına tam günlük bir snorkel turu satın aldık.Turun ücreti 42 USD ama buraya gelipte bu sualtı zenginliğini ve dünyanın ikinci büyük mercan bölgesini görmemek olmazdı.
Hostelde de ortam çok güzel. Önce İsrailli Meytal daha sonra Almanlar,Amerikalılar derken kalabalık bir grup olduk ve gece geç saatlere kadar Hindistan Cevizi Romu içerek eğlendik.İsveçli kızlar ve İngiliz erkeklerden oluşan grup ise sabaha kadar süren partilere kaçtı.Hostelde biraz yavaşta olsa wireless internette bulunuyor.Bizim laptoplardan herkes sırayla maillerini kontrol etti.Alman Jurgen sık sık konuyu yıllardır gezdiğine ve ilk kez Türk gezginleri görmesine getirerek buna olan sevincini yineledi.Bu arada Los Angeles'ta yaşayan iki Fransız kız gruba katıldı. Bizim Türk olduğumuzu duyan kızlardan biri babasının Konya'lı bir Türk olduğunu söyleyince Jurgen iyice şaşırdı.Umarım bir kaç yıla onu daha çok şaşırtacak Türkler yollara düşecek.
Ertesi gün sabah saat 10'da acentaya giderek snorkel malzemelerimizi seçtik.Amerikalı öğrencilerden oluşan 10 kişilik bir grupla birlikte yola çıktık.4 değişik yerde snorkel yaptık.Doğa burada gene insanı şaşırtıyor. Açık denizde doğal havuzlar oluşmuş.Koyu renkli bir denizde ilerlerken bir anda turkuaz renkli, yüksekliği 4-5 metre civarında futbol sahası büyüklüğünde bir bölgeye geliyorsunuz ve denizde string rayler, mantalar, köpek balıkları,dev kaplumbağalar, baracudalar ve sayısız değişik balık türü cirit atıyor.Saatlerce snorkel yaptık.Bu zevki anlamak için mutlaka yaşamak gerekli.Arada öğlen yemeği için San Pedro adasında bir buçuk saat mola verdik. San Pedro'da hoşuma gitti. Burada da bir çok bar,restoran ve otel bulunuyor.Sahilde ki bir restoranda birer hamburger yedik.Kasabada dolanıp bol bol fotoğraf çektik.Tur bitiminde odaya çekilip bir süre dinlendikten sonra bir iki alışveriş yaptık.Belize bayrağı ve rasta eklenmiş Bob Marley şapkalarından aldık.Gece Hostelde ortam yine güzel olunca barlara gitmek yerine geç saatlere kadar bahçede talkıldık.
Honduras'a yolculuk
3.gün artık yola çıkma zamanı geldi.Sabah saat 6.30 'da kalkan ilk botla 50 dakikakada Belize City'e gittik.10 dakika mesafede yer alan otobüs terminaline sokakta yatan insanların arasından yürüyerek ulaştık.'Hey white man' diye laf atan sarhoşlar, kavga eden karı kocalar, bağrışmalar içinde ürkütücü bir yürüyüş oldu.Punta Gorda'ya saat 8'de kalkan ilk otobüse 22 Belize dolarına bilet aldık.Ortalık rasta saçlılar ve nba formalı rapçilerle dolu.Otobüsler gene eski Amerikan okul otobüslerinden.Plancencia'da otobüs değiştirerek, yaklaşık 6 saat sonra Punto Gorda iskelesinin önünde indik.İskeledeki göçmen bürosundan Guatemala'nın Punto Barrios kasabasına kalkacak teknenin saat 4'te olduğunu öğrendik.Gece burada kalıp sabah direk Honduras'a da gitme şansımız da vardı.Ama hava kararmadan bir süre daha yol almaya en azından Punto Barrios'a ulaşıp orda konaklamaya karar verdik. Saat 4'e kadar 2 saat Punta Gorda'yı gezdik ve bir şeyler atıştırdık.Pek fazla insanın yaşamadığı sessiz sakin bir kasaba hatta büyükçe köy tadında bir yer.
Bir buçuk saatlik ıslak ve heyecanlı bir yolculukla ikinci kez Guatemala'ya ulaştık.Hız motoruna bu yolculuk için 43'er Belize doları ücret ödedik.Sınırda da kalan Belize dolarlarını Guatemala quetzales'ine yaklaşık bire üç buçuk kurla değiştirdik.Punta Barrios orta halli,Rio Dulce'ye düzenlenen turlar sayesinde biraz turistik ve ucuz bir kasaba.Burası Belize'den sonra çok ucuz geldi ve Miami Hotel'den kişi başı 5'er dolara iki kişilik oda kiraladık.Akşamda güzel bir ızgara balık ziyafeti yaptık.Ardından başlamakta olan Semana Santa kapsamında bir gösteriye uğradık.Yorgunluk çökünce odaya gittik ama fan olmasına rağmen sıcaklık dışarda 40 ise odada 50 derece, uyu uyuyabilirsen.Bir o yana bir bu yana döne döne sabahı ettik.
Saat 7 gibi check out yaparak Orta Amerika yolculuğumuzda 3.ülke olacak Honduras sınırına doğru yola çıktık. Yoldan bindiğimiz bir minibüsle 15'er qutzalese bir saatte sınardaydık. Guatemala çıkışında bu sefer para almadılar.Honduras'ta görüşmek üzere herkese çok selamlar.
Murat
bilgi@varunacafe.com

 

14.02.2008 Flores - Guatemala
Öncelikle Havana'da bize güzel bir son gece yaşatan Konsolosluktan Fatih ve burada dil kursu için bulunan öğrenci Berat'a çok teşekkür ederiz.Berat bizi arabası ile havaalanına bıraktıktan sonra 3-4 saat kadar zaman geçirip chek in'imizi yaptık.25'er CUC vergilerimizi ödeyip sabah saat 7.15'de Küba'ya veda edip Guatemala City'e doğru havalandık.Uçak İsrail'li 50 yaş civarı tur grubu ile dolu idi.İki buçuk saatlik uçuşla bir saat fark olan Guatemala City'e 8.45'de indik.Bu arada Cubana Havayolları'na Guatemala City uçuşu için 312 dolar karşılığı CUC ödedik.
GUATEMALA
13 milyon nüfuslu bu Orta Amerika ülkesi 3 aya kadar kalmak isteyen Türkiye vatandaşlarından vize istemiyor.Başkenti Guatemala City ve para birimide Quetzales.Bugünlerde bir dolar 7.5 quetzales'a denk geliyor.Visa,Master Card,Maestro gibi kartların hepsi ATM makinalarından para çekebiliyor.Günlük gezgin bütçesi ortalama 15-20 dolar arasında değişiyor.Elektrik USA sisteminde zaten bu tip yolculuklarda çok çıkışlı Travelling Adaptörlerinden kullanmakta fayda var.
Maya medeniyeti ile başlayan tarihinde, sonraları İspanyol istilasında geçen kolonyal yıllarda karışıklıklar başlamış. Diktatörler,Savaşlar,Gerillalar hiç eksik olmamış bu ülkede.Belize,Guatemala City ve Belize City arasına yol yapma vaadi veren İngilizlere verilmiş ama tabi yol hiç yapılmamış.20. yüzyılın başında Amerikan şirketlerinin girişiyle bir küçük Amerika daha yaratılmaya başlanmış. Tabi ekonomik sınıf farklılıkları,demokratik hakların ihlalleri artmaya başlayınca iç savaşlar başlamış.CIA operasyonları ile bu ülkeninde Che'leri birer birer yok edilmiş.36 yıl süren iç savaş 1996'da bittiğinde geride kalan savaşın bilançosu 200.000 ölü,binlerce kayıp ve milyonlarca evsiz insan olmuş.Guatemala City'de duvarlarda 'Donde Estan' nerede bunlar yazılarının altında onlarca yapıştırılmış fotoğraf görebilirsiniz. Son 10 yıldır barış içinde yaşamaya çalışan ülkede halen faili meçhullar ve insan hakları ihlalleri devam ediyor.Tabiki gelir farklılıklarındaki uçurumda devam ediyor. Ülke yönetenler ve yönetilenler diye ikiye ayrılıyor.Bu konularda yazarken bile içi sızlayan bir ülke vatandaşı olarak artık bu tür ilkel düzenlerin bitmesini temenni ediyoruz.
Ülkede belli başlı gezilecek yerlerin başında Antiqua, Maya'ların önemli şehirlerinden Tikal,Lago de Atitlan ve Rio Dulce sayılabilir. Bizde zamanımızın yettiği kadarını gezmeye başlıyoruz.
Guatemala City
Havaalanından Zona 10 'da belirlediğimiz Xamanek Inn Hostel'e 50 quetsal'a taksi tuttuk.1 dolar 7.5 Quetsal yapıyor. Yolda taksiyi bankamatikte durdurup para çektik.Evet artık paramız var, kartlar sorunsuz çalışıyor.Hostel birinci sınıf,odalar,duşlar tertemiz,internet ücretsiz.Fiyatı sonradan gördüğümüz üzere biraz fazlada olsa geceliği 14 dolara kahvaltı dahil anlaşarak yerleştik.Adresi 13a Calle,3-57, Zona 10. Duşumuzu alıp kahvaltımızı yaptık. Bir kaç saatte ücretsiz internetin tadını çıkardık. Akşam Zona 10 ve Zona 1 'de biraz dolandık ama yorgun olduğumuz için erkenden hostele döndik.
Guatemala City'de öğrendiğimiz birinci ders taksilere dokunmamak oldu.Fiyatlar Türkiye'de ki civarda ama buraya göre fahiş.Çok iyi işleyen bir halk otobüsü sistemi var.Her yere gitmek sadece 1 quetzal, düşünün ki ortalama bir mesafeyi taksi ile 40-50 quetsala gidiyorsunuz.Yapmanız gereken sadece aynı İstanbul'daki gibi gideceğiniz yere giden otobüsün numarasını öğrenmek.Şehir 15 bölgeye ayrılmış ve her bölgedeki caddelerde doğu-batı ve kuzey-güney yönünde numaralandırılmış.Bu yüzden gideceğiniz yeri bulmak çok kolay.Adresler caddelerin kesişimi ile ifade ediliyor.Örneklersek 13 Calle,7-48 demek yerin 13. caddenin üzerinde 48 numara olduğu ve 13'ü kesen 7'inci caddenin yakınında bulunduğu anlamına geliyor.Tabi önce doğru Zona'ya yani bölgeye gitmek gerekli.
Şehrin tarihi bölgesi ve belkide tek görülesi bölgesi Zona 1. Burada yer alan Parque Central ve civarında bulunan kolonyal dönemden kalan binalar,saray,müze ve kiliseler gezilebilir. Bunun dışında bu bölgeye yürüme mesafesinde olan Zona 4'e ise Guatemala City'nin Tahtakalesi diyebiliriz. Aklınıza gelecek her şeyi burada sokaklar boyu kurulan markette bulmak mümkün. Zona 10 ve Zona 9 ise barların,şık restoranların,otellerin bulunduğu bölgeler.Buralarda fiyatlar biraz daha yüksek.Her köşe başında Mc Donald's,Burger King ve Pizza Hut üçlüsünden birini görüyorsunuz.Bir çokta Meksika restoranı var.Alışveriş ve elektronik eşyalar için Zona 11'de yer alan Tikal Futura Akmerkez benzeri bir alışveriş merkezi.
Antigua
1543 yılında kurulan Antiqua 233 yıl kolonyal dönemde başkentmiş. Dağlık arazi yapısı sebebi ile yeni şehir 45 km uzaktaki Guatemala City'e kurulmuş. Burası günümüzde temiz sokakları, konaklama imkanları,dil kursları,tarihi geçmişi ile turistlerin gözdesi olmuş. Antigua'da Guatemala'da olduğunuzu hissettirecek hiç bir şey göremezsiniz.İskandinav Bakery'ler,İngiliz publar,dünya mutfaklarının her çeşitinden restoranlar,hediyelik eşyacılar volkanlarla çevrili bu şehre ayrı bir hava katmış.Uzakdoğu'da tapınak gezmek nasıl bir yerden sonra gına getiriyorsa kolonyal kasabalarda Güney ve Orta Amerika'da zamanla aynı hissi yaratıyor.
Aynı Machu Pichu'da Peru'nun yaptığı gibi burada da Guatemala City'den Antigua'ya giden otobüsler kaldırılmış. Olay taksicilerin elinde.Taksiler 40-50 dolar ne tuttururlarsa turist avlıyorlar. Tabi ki aynı Machu Pichu'da olduğu gibi direk yoksa aktarmalı gitmek her zaman mümkün ve benim için bu gezinin en güzel yanı halkla birlikte otobüsleri kullanmak oldu. Aynı şehir içindeki gibi eski Amerikan otobüsleri ile Antigua'ya gidiliyor.Zona 4 te Municipal meydanında yer alan ve bir çok otobüsün kesişim noktası duraktan 21 veya 22 nolu otobüslere binerek çevre kasabalara kalkan otobüs garına gidiliyor. Buradan Chimal tarafına giden her hangi bir otobüse atlayarak 3 quetzals'a San Lucas'a 20 dakikada gidebilir ve buradan da 5 quetzalsa 20 dakikalık dolmuş yolculuğu ile Antigua'ya ulaşabilirsiniz. Veya 5 Quetzals'a Chimal'e kadar 45 dakikalık yolculuğu devam edip buradan başka bir otobüsle yine 5 quetzals'a 30 dakikada Antigua'ya varabilirsiniz. Toplam gidiş masrafınız 1 dolar civarı olur ve taksiye binmemekten edeceğiniz 40 dolar karın yanında yerel kıyafetleri ile renkli görüntüler sunan ve size her konuda yardımcı olmaya çalışan Guatemala insanını görmüş olursunuz.
3-4 saatte her yerini gezebileceğiniz kasabada Parque Central meydanı,kiliseler,katedral,tarihi kalıntıların ve müzenin bulunduğu bölge,büyük market benim gezdiğim yerler.Gezerken keyif aldım.Buranın en güzel zamanı yılda bir olan Semana Santa zamanında oluyormuş.Semana Santa Hristiyanlıkta Rio karnavalı gibi karnavallarla başlayan oruç döneminin sonu ve bu hafta boyunca her akşam renkli gösteriler yapılıyor.Semana Santa gelecek hafta başlıyor ama bizim zamanımız olmadığı için bu gösterileri Honduras şehirlerinden aktaracaağız.Antiqua'da nasıl oluyor merak ederseniz,şu an dünya turunda olan ve notlarını takip ettiğimiz Başar Kurtbayram (www.simdigezelim.com) bu hafta boyu orada olacak ve izlenimlerini sitesinden aktaracak.
Uygun fiyatlı dil kursları için Antigua'yı düşünenler ise burada özel ders alan Barış'ın(www.barısnerede.com) dünya turu notlarından bilgi alabilirler.Dönüş yolculuğu için ise büyük marketin hemen yanındaki otogardan Chimal'e giden otobüslere binebilir ve Chimal'den dakikada bir geçen Guatemala City otobüsleri ile şehir içine Zona 3 bölgesine kadar gidebilirsiniz.
Flores ve Tikal
Guatemala City'de Zona 1, Calle 17 üzeride bulunan Fuerte del Norte otobüs şirketinin terminalinden Flores'e 2 çeşit otobüs kalkıyor.Saatte bir kalkan klasik otobüsler 100 quetzales'a 9 saatte, akşam saat 9'da kalkan 2 katlı ve geniş koltuklu birinci sınıf otobüs ise 160 quetzales'a 8 saatte Flores'e ulaşıyor. Ben hem bir gece hostelden yırtmanın rahatlığı,hemde rahat uyuyup sabah daha dinç bir şekilde Tikal'i gezme isteği ile 9'da ki otobüse bilet aldım.Tikal tarihini okuyup üzerinede servis yapılan kraker ve meyva suyunu yeyince uykuya dalmışım.Sabah 5'te ışıkların açılması ile uyandım.Benden 1 gün önce buraya gelen Tulga'nın kaldığı Los Amigos hostele gidip çantalarımı bıraktım.Sabah 5'ten başlayarak saatte bir kalkan dolmuşlara saat 6 için 60 quetzales'a gidiş dönüş bilet alıp Tikal'e gittim.Turist informasyon ofisinden 20 quetzals'a bir harita alıp bilgi edindim.
Tikal'i gezerken yaklaşık 10 km yol yürünmesi gerektiği için gezi rotanız önemli bu konuda 'siz olsanız nasıl gezerdiniz?' tadında sorularla yerellere bir rota çizdirdim. Buna göre benim gezi rotam şu sırayla oldu. Kompleks Q,Kompleks R,Kompleks O,Plaza Deste,Acropolis Del Norte, Gran Plaza,Temple 1,Temple 2,Acropolis Central,Temple 3,Temple 4,Kompleks N,Palcio De Las Ventanas, Mundo Perdido,Plaza De Los 7 Temples,Temple 5,Group G,Temple 6,PLaza Este ve tekrar son bir kez daha tadını çıkarmak için Gran Plaza. Dönüşte ise Group F'i gezdim. Bu rotada Zona Norte dışındaki her yeri görmüş oldum.
En önemli ve en çok ilgi gören yer Grand Plaza(Büyük Meydan) ve buradaki twin towers yani Kral Moon için yapılan Grand Jaguar ve karşısındaki Mascarones tapınakları.Jaguar 44 metre,çatısı yıkılan Mascarones ise 38 metre yüksekliğinde.Meydanın yanlarında ise Kuzey Akropolis ve Merkez Akropolis bulunuyor. En yüksek tapınak 64 metre yüksekliği ile Temple 4 ve sabah erken saatlerde gidenler zirvesinden güneşin doğuşunu izleyebiliyorlar.Benim en çok beğendiklerim ise Mundo Perdido ve Temple 5. Perdido meydanı sabah erken saatlerde fazla turist yok iken insanın içine huzur saçıyor ve saatlerce uzanıp kalmak istiyorsunuz.Temple 5 ise dik merdivenlerinden çıkarken korku ile karışık heyecan yaşatıyor.
Tikal'i benzerleri Chicen İtza ve Copan'dan ayıran özelliği yağmur ormanlarının derinliklerinde yer alması. Sık ormanlar arasında yürürken etraftan yükselen kuş ve maymun sesleri ortama ayrı bir gizem katıyor.Diğerlerini görmedim ama daha önce gördüğüm Angkor,Machu Pichu,Çin Seddi, Bagan gibi yerlerde yaşadığım kadar hayretlere düşürecek bir hisse kapılmadım burada ama mutlaka görülmesi gerektiği kesin.Birde Maya medeniyetinin 3000 yıllık tarihi olduğunu unutmamak gerekli.Ben gün doğumunu kaçırdım ama saat sabah 3'te yola çıkan Tulga yaşadı.Sabah gün doğumunda Temple 4'te bulunan Tulga'nın (www.tulgaozan.com) o an ile ilgili hissettiklerini okuyabilirsiniz.
Dönüş yolculuğu için 12.30'da başlayıp yaklaşık 1 saat aralarla akşam saat 6'ya kadar minibüsler işliyor.Flores'e dönüp olimpos tadında ortamı olan ve Hollanda'lı genç bir çocuğun işlettiği Los Amigos Hostel'deki yatağıma yerleştim.Calle Central üzerinde yer alan hostelin ortamı çok güzel ve sıcak.İnternet ücretli ve saati 10 quetzals.Bahçede diğer hostellerde kalanlarında katıldığı muhabbet ortamı geç saatlere kadar sürüyor.8 kişilik dorm odadaki yatağa 25 quetzals yani 3 dolar civarı bir ücret ödüyorum.Bahçedeki mutfakta her çeşit yemek ve içecek uygun fiyatlara satılıyor ve porsiyonlar iki kişilik.Bu hostelde 2 gecedir kalıyoruz, heralde 1 ay kalınsa kimse sıkılmaz ama yollar bizi bekler. Sabah saat 5'te Belize City'e biletimiz var.Dünyanın en büyük ikinci mercan kayalıkları Caye Caulker'de snorkel turu yapacağız. Köpek balıkları, mantalar, baracuda'lar bizi bekler. Bu arada Orta Amerika rotamızıda belirledik.Bir aksilik olmazsa şöyle olacak: GUATEMALA Guatemala city,Antiqua,Flores,Tikal BELİZE Belize City,Caye Coulker
Punta Gorda GUATEMALA Livingstone HONDURAS Santa Rosa de Copan,Copan,Gracias
EL SALVADOR Juayua(Ruta de las Flores),Playa el Tunco NICARAGUA Granada,İsla de Ometepe COSTA RICA Tortuquero,Puerto Vieja de Talamanca,San Jose..Gene tavsiyesi olanlar varsa mfici@hotmail.com'a mail atarlarsa çok seviniriz. Bol bol foto görmek isteyenlerde facebook'ta bu maili ekleyerek görebilirler.

Herkese çok selamlar.
Murat
bilgi@varunacafe.com



 

07.02.2008 Cennetten bir köşe Trinidad-Küba

Havana'da ki mali çıkmaz Konsolosluğun yardımı ile çözüldü.Baş Katip Celal Bey'in hesabına yaptığımız 650 Euro havaleyi alır almaz Trinidad'a doğru yola çıktık.Küba'ya geleceklerin dikkat etmesi gereken birinci husus kesinlikle nakit Euro ile gelmeleri bunun dışındaki durumlarda ya zorda kalırlar yada çok fazla zarara uğrarlar.Bir de önceden Küba pahalı diye şartlanmamız gereksiz bir endişe imiş.Trinidad'ta kahvaltı ve akşam yemeği dahil, air condition'ı,sıcak sulu duş ve tuvaleti olan gayet şık bir odada kişi başı 9 Euro'dan kalıyoruz.Mojito 1,5 Euro,Bira 0,7 Euro,Sigara 1 Euro,Sandviç 1 Euro,Günlük bisiklet kirası 2 Euro gibi fiyatlarıda göz önüne alınca Türkiye'ye göre çok daha ucuz olduğu kesin.
Trinidad,1514 yılında kurulması ve iyi korunması sayesinde açık hava müzesi olarak Unesco tarafından koruma altına alınmış,arnavut kaldırımlı sokakları,kolonyal tarz evleri ile Küba'ya gelen herkesin gezi rotasında yer alıyor.Yaklaşık 300 adet Casas particulares yani bir odasını kiralayabileceğiniz evlerden bulunması da bu yoğun talebin sonucu.Bu tarihi kasabaya güzel plajlar,dalış olanakları,balıkçılık,dağlar,şelaleler,trekking,müzeler,el sanatları atölyeleri,dans ve dil dersi olanakları,bir çok aktivite ile dolu sabahlara kadar süren gece hayatı da eklenince turistik değeri bir kat daha artıyor.

Plaza de Mayor meydanı tarihi bölgenin kalbi,gündüzleri meydana kurulan el sanatları pazarı,akşamları mojitolar eşliğinde Casa de Musica'da canlı müzik,geç saatlere kadar yapılan Küba dansları ile herkesinde gözdesi.Tarih müzesi,sanat galerileri,biskletle çevre plajlara ve köylere yapılan geziler bizce yapılması ve görülmesi gerekenler.Küba'da alışveriş yapmak isteyenler içinde fiyatlat uygun. Küba purolarının fiyatları Havana'ya göre daha ucuz mesela 25 lik paket Cohiba purosu Havana'da 30 CUC iken burada 25 CUC ve pazarlığada açık.Havana Club marka 70'lik 3 yıllık romlar 4 CUC civarına satılıyor.Ben şu ana kadar sadece 5 CUC'a büyük bir Küba bayrağı ve 6 CUC'a Küba araba plakası aldım.Birde ressamlara değinmek lazım ki taşımak dert olmasa insanı almaya kışkırtan tablolar yapıyorlar.Fiyatları genelde 30-40 CUC civarında değişiyor.

Trinidad'a Havana'dan 25 CUC ödediğimiz turist otobüsü ile 5 saatte vardık.Otogarda bir casa işletmecileri ordusu tarafından karşılanıyorsunuz.Daha öncede dediğim gibi günlük 12 CUC yani 9 Euro'dan kahvaltı ve akşam yemeği dahil Hostal Teresita y Bernalda ile anlaştık. Adresi : Calle Maceo No:622 e/Piro Guinart y Pablo Picha Giron.Tel:994481. Gayet merkezi bir konumdaki hostelimize yerleşip bir kaç saat dinlendik.Fasulye yemeği,salata,meyva suyu,pilav,karides ve muzdan oluşan akşam yemeğimizin ardından Plaza de Major'da açık havada bulunan Casa de Musıca'ya gittik. Mojitolarımız eşliğinde çok güzel parçalar çalan grubu mest olarak dinledik,akşam saat 11 gibi salsa başladı.Birbirinden kıvrak yerli yabancı dansçılar pistte gece saat 2'ye kadar dans ettiler.Küba'lı olan hemen hemen herkes dansları çok iyi yapabiliyor, burda ders alan avrupalı turistlerde onlara ayak uydurmaya çalışıyor.

Sabah omlet,meyva tabağı ve kahveden oluşan kahvaltımızı yapıp, sıcak bastırmadan tarihi kasabanın sokaklarında fotoğraf gezisi yaptık.Saati 6 CUC olan internet cafede maillerimizi kontrol ettikten sonra öğlen 1 sularında günlüğü 2,5 CUC'tan bisiklet kiraladık ve yollara düştük. Hedef önce 4km uzakta deniz kenarına kurulan La Boca kasabası oradan sonrada methini duyduğumuz Ancon plajı.La Boca şirin bir balıkçı köyü burda çok fazla takılmayıp 1-2 km uzağında deniz kenarında yer alan tropik ağaçların altına kurulmuş bir bar restoranda balık yedik.Oradan 3-4 km daha gittikten sonra Ancon hoteli ve hemen arkasındaki Ancon plajı göründü.Dediklerine göre deniz Varedero'da ki kadar muhteşem değil ama buradaki kumsal Küba'nın en iyisi.Okyanusta yüzdük,palmiyelerin altında biralarımızı içip Orhan Pamuk okurlerken görüp ayaküstü muhabbet ile tanıştığımız Alman çiftle takıldık.Dönüşte koltuk biraz acıtsada güzel bir gün oldu.Akşam yine Casa de Musica'da yerel grupları ve dansları izledik.Ayrıca birde Afro Cuban halktan gençlerin Afrika'dan beri devam ettirdikleri geleneksel danslarından oluşan şov vardı.

Artık Trinidad'ta son akşamımız yarın Santa Clara'da Che'nın mezarını ziyaret edeceğiz.Che Bolivya'da yakalanıp CIA ajanlarının gözetiminde kurşuna dizildikten yıllar sonra 1997 yılında mezarı Küba'ya nakledilebilmiş.Şu ana kadar gezdiğimiz ülkelerde gördüklerimizden çıkardığımız sonuç dünyanın neresine gidersek gidelim bir barda,tişörtlerde,bir evde iki insanın fotoğraflarını görmeniz bizi hiç şaşırtmaz. Bunlar Bob Marley ve Che Guevara.Santa Clara'da anıt mezarı ziyaret edip kalmadan Cardenas'a devam edeceğiz.Cumartesi sabah Varedora'ya uğrayıp akşamınada son gece için Havana'ya ulaşmayı planlıyoruz.

Bütçe disiplinimizi bozmamak için rotamızdan Jamaika'yı çıkardık. Artık başka bir bahara diyelim.Pazar günü Orta Amerika gezimize başlamak için Guatemala'ya uçucağız.Mayaların topraklarında buluşmak üzere herkese selamlar.Burak Arıkan tavsiyelerin için çok teşekkürler.
Murat
bilgi@varunacafe.com
 
Ertesi Gün - 8 Şubat Cumartesi-2008
 
Küba'da turistik otobüslerle seyehat,internet ve turistik dükkanlardan alışveriş çok pahalı. Bu 3 başlığa dikkat edilirse konaklama,yemek,içki çok ucuz.Günlük 20 Euro bütçe ile iyi yerde kalıp,güzel yemeklerle beslenip ve üzerine gece eğlencesine de katılmak mümkün.Biz bu bütçeyi yollara harcadığımız paralarda dahil tutturduk.Trinidad'a gelişte otobüse fazla para verdiğimizi düşündüğümüz için Santa Clara'ya otostopla gitmeye karar verdik.Akşam haritadan yolu inceledik.İki yoldan gitmek mümkündü,biri yoğun kullanılan dağları dolanarak geçen ana yol ki burada nispeten yoğun bir trafik var, diğeri ise Topes Callientes denen sıcak su havuzlarının bulunduğu dağları aşarak giden ve çok az arabanın kullandığı yollar.Bu yol daha kısa fakat dağlarda araç bulamayıp kalma riski var.Lonely planet'te bu yol hakkında uyarılar yazmış.60 km dağ geçişinde sadece bir tane köy var ve burayada hiç bir ulaşım aracı bulunmuyor.

Che Guevara'nın mezarını ziyaret etmeye gidiyorduk ve o da Arjantin'den buralara gelene kadar zorlu yolları aşmıştı.Bu gazıda alınca sabah 7.30 da kalkıp kahvaltımızı yaptıktan sonra yürüyerek Trinidad'ın La Boca tarafındaki çıkışına gelip otostopa başladık.O gazla çıkınca ne su,ne yiyecek,ne çakmak bir çok gerekli olabilecek şeyi almadığımızı farkettik ama artık çok geçti. İlk önce bir minibüs durdu, bizi 2-3 km götürdü daha sonra arkası insanlarla dolu bir kamyonun kasasına atladık.Herkes güleryüzlü, nereye diye soruyorlar.Santa Clara'ya, ooo çok yolunuz var, kolay gelsin. Kamyondan da dağlara dönen yolun sapağında indik. Herkes biraz acıklı baktı arkamızdan.Bu yolda az araba olduğunu bildiğimiz için bir yandanda yürümeye karar verdik.Yalaşık 3 km yürüdükten sonra yol kenarında ormandan odun toplayarak kamyona yerleştiren bir grup insan gördük.Dağlara doğru yol alıp almayacaklarını sorduk. Odunları yükleyinece bir kaç km ilerdeki kampa gideceklerini söylediler.Hemen kolları sıvayıp bizde yüklendik odunları,yarım saatte kamyon doldu. 5-6 kişi atladık odunların tepesine,ateş bulunca sigaralarıda paylaştık. Pek keyifli oldu.Kamp sapağında atladık aşağı. Bütün kamyon arkamızdan bağırıyor, ağacın altında durup burdan araç bekleyin, o yol çıkılmaz hele bu sıcakta.Merak etmeyin gibisinden hareketler yapıp devam ettik yürümeye.Dik bayırları çıkmaya başladık.1 saat kadar yürüdük, sadece 2 dolu araba ve bir motor geçti yanımızdan. Artık ayaklar tükenme yolunda iken bir araba durdu. Fransız bir çift, araba zor çıkıyor yürünürmü bura atlayın dediler. Tulga'nın fransızcası çok iyi olduğu için muhabbete başladı. Araba kiralamışlar Küba'yı gezmek için, günlüğü sigorta dahil 50 Euro imiş. Gerçektenden de düşününce 15 günlük bir sürede kendi aracınla ne güzelde gezilir Küba.Araba zorda olsa Topes Calientes'e kadar kadar çıktı.Bu araba durmasa yürümek imkansızmış bu kısmı.Buradan sonra daha bozuk yollar,sarp dağlar ve sık ormanlar başlıyor.Fransızlara teşekkür edip bol şans dileklerini aldıktan sonra yürümeye devam ettik.Yolda bir köylü gördük. Abi bu yoldan en yakın köy kaç km.,25 km kadar,peki hiç araç gidermi bu köye, yok gitmez pek araç geçmez bu yoldan. Eyvallah olduk saate baktık.Saat 11 olmuş. Hava yaklaşık 6-7 arasında kararmaya başlıyor, yani 7-8 saat daha var ki bu sürede en kötü ihtimalle yürüyerek bu köye varırız diye düşündük.3-4 km kadar yürüdükten sonra sıcak dayanılmaz olmaya başladı. Bir süre sonra yol kenarında bir ev gördük. Tanrı misafiri olayı su istedik. Sağolsun teyzem buz gibi su getirdi bir şişede yanımıza verdi.Tamam dedik açlık bastırırsa bir eve daha gireriz.Bir kaç kilometre daha yürüdükten sonra talih yüzümüze güldü, bir minibüsle Küba'lı bir çift dağ yollarını gezerek Havana'ya doğru giderlerken bizi aldılar.Havana yolu Santa Clara'nın 7 km yakınından geçtiği için yolun büyük kısmını atlatmış olduk. Son 7 km. de önce bir araba ile şehir girişine geldik.Che anıt mezarı şehrin 3 km kadar dışında olunca bu sefer farklı bir istikamette otostop çektik.Bu 3 kilometreyide bir traktörün kasasında geldik.

Anıt civarında bir süre gezdikten sonra önce Che anısına yapılan müzeye girdik.Çocukluğundan itibaren fotoğrafları,kullandığı malzemeleri,anı defteri,mektupları,kıyafetleri ile donatılan müze çok güzel hazırlanmış.Fotoğraflara bakarken fotoğrafçılıkan,beyzbol ve golfe,çiftçilikten,diplomatlığa, yazarlıktan,tıp doktorluğuna,kitap sevgisinden,sinema ve satranç merakına bir insanın çok yönlü hayatı gözler önüne seriliyor.Ardından anıtın içine girip üzerinde hiç sönmeyen bir ateşin yandığı mezarını ziyaret ettik.Mezarının yanına onunla aynı kaderi paylaşan silah arkadaşlarının mezarları konulmuş.

Saat 3'ü geçtiği için otostopla veya otobüse binerek devam etme konusunda karar vermemiz gerekiyordu. Önce birkaç saat otostop deneme kararı aldık. Şehir içinden bizi otostopa alan bir at arabası ile şehrin çıkışına geldik.Saat 4.30'a kadar yaptığımız çaba sonuç vermedi.Otogara gene otostopla döndük. Halkın kullandığı atabüslere bilet alma girişimimiz engellenerek turist otobüsü gişesine yollandık.Bir kişi Havana bileti 18 CUC.Eminiz ki halkın kullandığı otobüslere 1 CUC'tan fazla ödenmiyordur.Elimiz mecbur napalım hava kararmak üzere bineceğiz diye düşünürken kapıda bir taksici 15'er CUC'a bizi 270 km uzaktaki Havana'ya götürebileceğini söyledi. Düşünün ki bu mesafeye taksi tutmak turist otobüsüne binmekten ucuz.Taksi ile iki buçuk saatte başkente geri döndük.Tecrübelendikçe ilk hafta Havana'da ödediğimiz oda fiyatınında pahalı olduğunu anladık.Aynı yere gidip oda için en fazla 20 CUC verebileceğimizi söyledik.Hemen kabul etti.Keşke bunu ilk gün yapsaydık 50 CUC kazanmış olurduk.2 CUC'a güzel bir yemek yedikten sonra duşumuzu alıp odamıza çekildik.

Bugün Küba'da son gün son bir şehir turu yapacağız.Bu arada Trinidad'tan puro alışverişimizi yaptık.Sokakta 15 CUC'a bulup güvenemediğimiz Romeo Juliet purolarının 25 lik paketini kaldığımız evin tavsiye ettiği güvenilir! bir adamdan 20 CUC'a aldık.Konsolosluk aracılığı ile aldığımız paranın çoğu Guatemala biletine gittiği için şu an sadece 50 CUC havaalanı vergisi ve havaalanına gidiş taksi parası olan 15 CUC'u ayırıp kalan tüm paramız olan 30 CUC'la bir şeyler almaya ve karnımızı doyurmaya çalışacağız.Guatemela City'de görüşmek üzere..Herkese çok selamlar..
Murat
bilgi@varunacafe.com

 

03.02.2008 Havana - Küba
Küba gezimiz şanssızlıklarla başladı.Banka kartlarımız maestro olduğu için Küba'da hiç bir yerde kullanılamıyor, Visa kredi kartımızla nakit çekmeyi denediğimiz bütün otellerin pos makinaları kartı reddetti,gelecek hafta için Jamaika'ya telefonla provizyon aldırarak bilet alalım dedik acenta tek yön bilet vermedi,üstüne dün yağan yağmurda hostele varana kadar ki 10 dakikada çantam sırılsıklam oldu ve tabi içindeki fotoğraf makinamda artık çalışmıyor.Tulga hiç nakit almadan geldiği için şimdilik benim yanımdaki bir miktar doları kullanıyoruz oda ancak 3-4 gün yeter ve doları düşük kurdan bozdukları yetmezmiş gibi birde % 10 komisyon kesiyorlar. Tek umudumuz bugün konsolosluktan birinin hesabına eft yaptırarak ordan para çekebilmek.
Quito'dan Panama City aktarmalı uçuşumuz genelde uyuyarak geçti. 3 saati aktarma sırasında 2'şer saat de uçuşlar olmak üzere Havana'ya varmamız toplam 7 saat sürdü.Havana havaalanında 3 kez kontrol ve soru yağmurundan geçtik. Neden geldik, Küba'da kimseyi tanıyormuyuz,ilk kez mi geliyoruz,ne kadar kalacağız,nerelere gideceğiz,mesleğimiz gibi onlarca soru. Bu arada Küba'ya giriş için aldığımız turist kartıda check in sırasında verdiler. Banka dekontu benzeri boş bir kağıda Copa Airlines mührü basıp önümüze koyarak bir ara doldurursunuz dediler.Olayın amacı sadece 20' şer dolar para toplamak.Havaalanında 100 dolar bozdurup Küba'da turistlerin kullandığı para olan CUC'tan aldık.100 dolara 80 CUC. Taksi ile Havana'ya gidiş için 20 CUC ödeyerek Vedado'da yani Modern Havana bölgesinde kalacağımız Casa Particular'a yani ev pansiyona geldik.Tek katlı bahçeli güzel bir ev, temiz bir banyo ve mutfak, güzel döşenmiş bir oda.Pazarlık yapmadan 30 CUC'a odayı kiraladık.Yani 15'er CUC. Adresi Zapata No.1509 entre Paseo y A Vedado,Habana.
4 gündür supermarketten yaptığımız alışverişle bütün yemeklerimizi kendimiz hazırladık. Toplam market alışverişimiz 35 dolar tuttu yani günlük 10 dolara 2 kişi yemek giderimizi halletmiş olduk. Alışverişimizin içeriği şöyle idi: Kaşar,Salam,Makarna,Prinç,Tavuk budları, Et,ton balığı,Sardalya, her çeşitten bol miktarda kola,sprite,meyva suyu,su,süt gibi içecekler,ekmek,şampuan,sıvı yağ,makarna sosu,sarımsak gibi şeyler. Kendimize ait birde buzdolabımız var.Eğer üşeniriz Kübalı teyzem evde yemek yapsın derseniz kahvaltı 3 CUC, et yemekleri,tatlı,salata gibi şeylerden oluşan zengin bir akşam yemeğide 10 CUC.
Vedado'dan eski Havana'ya yürümek yaklaşık 2 saat sürüyor, taksi ise 3 CUC.

Eski Havana'da bir çok yerde hummalı bir restorasyon var. Okuduğuma göre bu bölgenin restorasyonu için Unesco 160 milyon dolar destekte bulunmuş.Ama buradaki tarihi bölge dünyada eşi az bulunacak kadar geniş bir alanı kaplıyor. Herhalde hepsini restore etmek için milyarlarca dolar gerekir.Evlerin bir çoğu yıkık dökük işgal ev görünümünde.Restorasyonu bitmiş merkezde ise turist kaynıyor. Banka kartlarının çıkardığı sorun sayesinde burada 5. günümüze giriyoruz ve 4 gündür eski Havana'da girip çıkmadığımız sokak kalmadı.Plaza de Catedral en merkezi ve turistik yer. Hemen yanında insanı tahrik edecek,keşke buradan geri dönseydim neler neler alırdım dedirtecek bir pazar var.Yine meydana çıkan sokaklardan birinde Hemingway'in takılıp meşhur ettiği ardından Fidel Castro,Che Guevara,Nat King Cole,Salvodor Allende,Nicolas Guillen,Harry Belafonte gibi bir çok ünlünün masalarını aşındırdığı bar La Bodequita del Medio bugün turistlerin birer mojito içmek için uğrak yeri.Bizde seri halinde çıkan mojitolardan birer tane içtik.Güzel evleri,renga renk eski arabaları, yanda ek oturma yerli motsikletleri,evden çok sokaklarda oturan insanları,beyzbol oynayan çocukları, işlemeli kapıları ile eski Havana'ya doyum olmaz.

Halktan tanıştığımız insanlarlada politika muhabbetleri yapıyoruz. Şu ana kadar edindiğimiz izlenim Havana'nın daha çok değişim yanlısı olduğu,kırsal kesimin ve diğer şehirlerin ise sistem yanlısı oldukları.Turizmin getirdiği canlılıktan memnunlar ama daha çok zengin turist geldiği için diğer ülkelerin durumunu bu insanlara göre yorumlayarak dünya zenginlik içinde biz sürünüyoruz yorumu yapan değişim yanlılarıda bolca var.Suç oranının az olmasından herkes gururla söz ediyor ama son yıllardaki artışıda gözden kaçırmamak lazım.Bazı çağdışı uygulamalara da bence artık son vermeli Küba. Mesela halka internet kullanımının yasak olması,turistlere ise sadece 5 yıldızlı otellerde fahiş fiyatlara sunulması,turistlere zorunlu convertible para kullandırtarak her fırsatta yoluncak tavuk gibi soyulmaları gibi şeyler.İnternet demişken wireless internette bulunan Malia Habana'da saati 6 CUC, Panorama Hotel'de 8 CUC, Hotel Nasyonel'de 15 dakikası 3 CUC.
Cuma günü gittiğimiz Türk Konsolosluğunda ise çok iyi ağırlandık. Konsoloslukta çalışan Ankara'da 5 yıl kalmış Kübalı Fidel sağolsun her şeye yardımcı oldu. Tulga sayfaları dolan pasaportunu yeniledi. Yenileme bedeli Türkiye'deki ile aynı miktara geliyor 65 CUC.Küba ile ilgili tavsiyeler aldık,dikkat edilmesi gereken şeyleri öğrendik,para aktarma konusunda da yardımcı olacaklar.Havana Büyükelçiliğimizin adresi 5ta Avenida #3805 e/36 y 40 Miramar.Tel (537) 2041204
Buradan sonra planladığımız rotamız doğuya Trinidad ve Santiago de Cuba'ya doğru olacak.Ayın 12'sinde eğer bilet almayı başarabilirsek Jamaika'ya uçmayı planlıyoruz.Artık fotoğrafta çekemeyeceğim. Jamaika veya Guatemala'dan ucuz yollu bir şey bulmaya çalışacağım.Çokta sevdiğim makina idi Sony alpham, artık Tulga'nın çocuklara dağıttığı nazar boncuklarından birer tanede biz taksak iyi olacak.Bu arada puro istekleri yağıyor daha dönmeye 2 ay var nasıl taşırımdan ziyade nasıl korurum ben o kadar puroyu.Fidel'in dediğine göre uzun süre korumak için bir poşete koyup sonra nemli bir havlu ile sarmak gerekiyormuş.Neyse bir yolunu bulacağız.Gezi ile ilgili daha çok foto görmek isteyenler facebook'ta mfici@hotmail.com 'daki sayfamdan fotolara bakabilirler.Herkese çok çok selamlar..
Murat
bilgi@varunacafe.com

 

28.02.2008 Quito - Ekvator
Gezininin ilk kısmını oluşturan Güney Amerika'yı Venezuella dışında tamamladık. Çantalarımızı toplardık ve birazdan kalkacak uçağımızla 1 aylık Karayipler seyehatimizin ilk durağı olan Küba'ya doğru yola çıkıyoruz. Güney Amerika'dan Küba'ya seyahat edecekler 20 dolar karşılığında turist kartlarını havaalanında check in 'de alabiliyorlar.Bu kısımda nerede ne kadar kalacağımızı bu ülklerde ki bütçemizin yeterliliğine göre belirleyeceğiz. Küba'da Jamaika'da çok pahalı yerler ama heryerde ucuza yaşamanın yolları olmalı. Bunları keşfedebilirsek Küba'da en az 15 gün kalma amacındayız.Mesela Küba'da casa denen Tayland'ta ilk guesthouse olayının başladığı günlerdeki gibi bir iki odasını kiraya veren ailelerin evlerinde kalacağız. Oteller en ucuz 75 dolardan fiyat açarken bu evlerde kahvaltı dahil 12-15 dolar civarı fiyatlara kalınabiliyor.Ulaşım için ise turistlere yasak olan ama biraz ısrar ve tatlı dille binilebilen kamyonlarda halkla beraber yolculuk yapmaya çalışacağız. Yemeğinde her zaman ucuz yolu bulunur.Amacımız mümkün olduğu sürece kendi yemeğimizi kendimiz yapmak.Bunları sağlayabilirsek burdan Küba'ya uçmak için verdiğimiz 356 doları bütçemizi sarsmadan zaman içinde eritebiliriz.
Kolombiya'da son durağımız Ekvator sınırına 2 saat uzaklıkta yer alan Pasto oldu.
Pasto
Cali otogarında 48000 den başlayan transporter benzeri 8 kişilik taksi fiyatını pazarlıkla 35000'e indirdik. Bu sayede otobüsle 12 saat sürecek yolculuğuda 6 saatte tamamladık.Yolda dağlar arasında güzel bir mekanda verdiğimiz yarım saatlik molada 4000 pezostan tavuk,pilav,salata ve içecekten oluşan menü yemeğimizide afiyetle yedik.(1 $ : 2000 pezos)
Pasto'da ilk önce merkezi bir konumu olan Kuala İnn hostele geceliği 15000 pezostan yerleştik. Eski bir bina ama geniş ve rahat odaları mevcut. Kahvaltı fiyata dahil değil.Pasto dağlık bir araziye kurulmuş soğuk ama şirin bir kasaba. Özellikle tarihi bölgedeki yapılar,kaliteli restoran ve barlar Cali'deki ortamlardan sonra yüzümüzü güldürdü.Eski şehirde yaptığımız akşamüstü yürüyüşünden sonra güzel kokular gelen bir restoranda karnımızı doyurduk. Fiyatlar gayet makul.Yemek sonrası yorgunlukta çökünce gitmeyi planladığımız rock barlara gitmek yerine otele dönmeye karar verdik.
Sabah erken kalkıp hostelde 3000 pezosa peynirli omlet ve kahveden oluşan kahvaltımızı yapıp fotoğraf çekmek için şehir gezisine çıktık.Şehir ve insanlar güzel olunca fotoğraf çekmekte bir o kadar güzel oluyor.Artık Kolombiya'nın güneyi için ayırdığımız yaklaşık 12 günlük süre dolduğu için otele dönüp Ekvator'a gitmek için çantaları hazırladık.Kolombiya'ya dönüş yolculuğu sırasında bu sefer kuzeyde Atlantik kıyılarında dolaşmak üzere tekrar uğrayacağız.
1000 pezosa taksiye atlayıp otogara gittik.Sınıra 5 dakika uzaklıkta ki Kolombiya kasabası İpiales'e 8000 pezosa minibüs bileti aldık. Doldukça kalkan bu 8 kişilik minibüsle 1.5 saatte İpiales'e vardık.Otogardan 1200 pezosa bir dolmuşa atlayıp 10 dakikada sınıra ulaştık. Önce farkına varmadan sınırı geçmişiz. Baktık ki Ekvator'dayız tekrar yürüyerek Kolombiya'ya döndük. Pasaportları kibar bir polis kısa bir sürede mühürledi.
Ekvator'a giriş
Aynı şekilde yürüyerek bu sefer Ekvator tarafına geçtik. Oradada gene ilgide kusur etmeyen bir polis arkadaş giriş mühürlerini bastı.Sınırda bekleyen ayaklı döviz bürolarından kalan pezoslarımızı çok iyi bir kurdan Ekvator parası olan Amerikan dolarına çevirdik. Evet 2000 yılında ekonomik krizlerden bıkan Ekvator dolarizasyon adı verilen bir operasyonla sucre olan eski parasının tümünü Amerikan dolarına çevirmiş.50 ve 100 dolarlar kullanılmıyor. En büyük para 20 dolar. Yanınızda 50 ve 100 dolarlar varsa sakın güvenmeyin çünkü sahte olmasından korktukları için kimse almıyor.Sınırda bekleyen dolmuşa 75 cent ödeyerek 10 dakika uzaklıktaki Tulcan kasabasına gittik.Buradan da ilk otobüse 5 dolar ödeyerek Quito'ya.
Ekvator denince
Ekvator ismi adındanda anlaşılacağı gibi ekvator çizgisinden geliyor.Turizm açısından ise Galapagos adaları ile meşhur.Bu adalara gitmek için 400-800 dolar arası değişen fiyatlarda harcama yapmak gerekiyor.Biz 3-5 değişik hayvanı rahatsız etmek amacına bu turlara gitmedik desek yalan olur. Çünkü bizim bütçe ile bu işi yapmak zordu da ondan gitmedik. Ama gidenler güzel olduğunu söylediler.Bu adalarda deniz aslanları ve penguenlerle birlikte yüzmek veya çekiç kafalı köpek balıkları arasına dalmak, 200 kiloluk kaplumbağalarla takılmak tabiki zevkli olsa gerek.Bu adalarda bulunan bir çok hayvan türüde dünyada sadece burada bulunuyor..13 büyük ve bir çok küçük adadan oluşan Galapagos Adaları Pasifik Okyanusunda ve Ekvator'un yaklaşık 1000 km açığında yer alıyor.1835 'de bu adaya gelen Charles Darwin'in evrim teorisine esin kaynağı olmuş bu adalar.
Barış'ın tırmandığı Quito'dan 75 km uzaklıktaki Cotopaxi 6000 metreye yakın yüksekliği ile dağcıların gözdesi.Sıcak su severlere volkanların eteklerine kurulan Banos bir çok kaplıcaları ile hizmet veriyor. Coca şehri Amazonları, Cuenca Unesco korumasına alınan tarihi evleri, Pasifik kıyıları plajları,rafting için belkide dünyanın en yüksek rapidli nehirleri ile dünyanın merkezindeki bu ülke gezginleri ağırlıyor.
Ülke tarihine bakarsak İnka İmparatorluğunun ardından İspanya istilasında geçen kolonyal döneme geçilmiş.Birleşik bir Güney Amerika kurma hedefi ile ayaklanan Venezuella'lı komutan Simon Bolivar Ekvator'daki isyanlarada destek vererek İspanyollara karşı zafer kazanmış. Ve hayalinin başlangıcı olarak 1822 yılında Venezuella,Kolombiya ve Ekvator'dan oluşan Büyük Kolombiya'yı kurmuş.Fakat bu hayal sadece 8 yıl sürmüş ve Ekvator 1830 yılında bağımsızlığını ilan etmiş. 20. yüzyıl ise 1941,1995 ve 1998 yıllarında Peru ile yapılan savaşlarla geçmiş. Barış sağlanmış ama hala sınır tartışmaları sürüyor.
Günümüzde iktidar kavgaları Serranos denilen dağlarda yaşayan ve merkezleri Quito olan dağlılarla,costenos denen ve deniz kenarlarında yaşayan merkezleride Guayaquil olan deniz kenarlılar arasında geçiyor. Serranoslar maymun dedikleri Costenoslar için tembel, parti yapmaktan kapısının önünü bile temizleyecek zaman bulamayan pis insanlar diye bahsediyor, buna karşılık Costenoslarda serranoslara sinirli,gergin,bürakratik gibi yakıştırmalar yapıyor.Umarız orta yol bulurlar.
Quito
Tulcan'dan 5 saatte Quito otogarına indik. Hava karardığı için bir taksi ile 3 dolara anlaşıp iyi olduğuna kanaat getirdiğimiz Hostel Revoulition'a gittik. Fakat gene yer yok. Yakınında Hostel Chicago isimli odaları temiz ve güzel bir yer bulduk.Gecelişi 9 dolara anlaşıp çantaları odaya atıp bir duş aldıktan sonra yemek için kendimizi dışarı attık.Hostel tarihi eski şehirde, sokaklar evler muhteşem ama dışarda in cin top oynuyor. Birde günlerden cumartesi.Taksiye atlayıp ikinci merkez olan Maliscal Sucre yani modern merkeze gittik. Ve şaşkınlıktan kendimizi alamadık. Sanki Beyoğlu'na geldik.Sokaklar insan kaynıyor, trafiğe kapalı caddelerde barlar,restoranlar, sokaklarda içen gençler,dünyanın her yerinden gezginler.Bir anda ne yorgunluk kaldı ne halsizlik. Bir Meksika restoranında birer dolardan tacoslarımızı yedik. Ardından Strawberry Fields isimli güzel bir rock bar bulduk.Güzel müzikler ve diğer gezginlerle muhabbet kaç tane bira içtik hatırlamıyorum.Bardan sonrada sokaktaki tekelden aldığımız biraları sokakta içen gençlerin arasında içmeye devam ettik.Burada Tulga'yla Türkçe konuştuğumuzu duyan biri merhaba diyerek yanımıza geldi ve Türkçe konuşmaya başladı. Bebekte ki Mısır konsolosluğunda 7 yıl çalışmış Mısırlı Mahmud abi ilede biraz lafladık. Hostele dönüşte kararımızı vermiştik Sultanahmet'te değil Taksimde kalacaktık.
Ertesi sabah checkout yapıp modern merkeze taşındık. Amazonas caddesi civarında bulduğumuz bir hostele yerleştik.Bu arada sabah başlayan ishal ve mide krampları artmaya başladı. Baktım Tulga'da aynı durumda, galiba yediğimiz bir şeyden mikrop kaptık.İki gün yatakta yattım ve iyi şeyler yemeğe çalıştım. Tulga ikinci gün toparlandı ama benim durum ancak ilaç tedavisi ile 4. günde düzelmeye başladı.Bu arada daha iyi bir hostel bulup oraya geçtik.Hostellerin fiyatları iki kişilik odalarda 8 dolar civarı. Son kaldığımız Cross Roads Hostel gayet iyi ama çevrede onlarca hostel bulunuyor keyfinize göre birini seçebilirsiniz.
Quito'da başlıca gezilecek iki yer var.Bunlar Plaza de Grande çevresindeki koruma altına alınmış tarihi bölge ve Mitad del Mundo yani dünyanın ortası anıtının bulunduğu yer.Önce tarihi bölgeyi hayranlıkla gezdim. Pazar günü gezdiğim için ortalık çok kalabalıktı. Stand up gösteriler yapanlar, elinde dini kitaplar nutuk atanlar, yoga yapanlar,satıcılar,yerel kıyafetli insanlar her yerdeydi. San Fransisco meydanı ve Bazilikalar, arnavut kaldırımlı sokaklar çok hoşuma gitti.Sonraki gün Amazonas caddesi civarındaki kitapçıları gezip bir kaç alışveriş yaptım. Halsiz oluğum için hostelde kalıp dinlendim. 4. günde Mitad del Mundo'ya gittik. Anıtı ve çevresindeki müzeleri gezdik. Ama bu anıt 200 yıl önce hata sonucu ekvatorun üzerine değilde yaklaşık 200 metre yanına inşa edilmiş. Gerçek nokta ise bir eve denk gelince özel girişimcilik evi müzeye çevirip , yanınada ekvator üzeri deneyler yapan rehberleri koyunca eğlencelik bir yer halini almış.Meriem isimli rehber kız bize önce müzeleri gezdirdi,yerli kabilelerden başlayıp Ekvator'un kültürel yapısını anlattı.
Sonra yumurtayı çivi üzerinde durdurma, Barış Manço'nun suyun akış yönü deneyi, Coriolis kuvvetinden dolayı ekvatorda ağırlık azalması, güneş saati gibi bir çok eğlencelik deney yaptık. Buraya gelenler 3 dolar girişli bu İnti Nan Solar müzesini mutlaka gezmeliler. Bu arada 200 yıl önce ekvator çizgisini 200 metre yanlış hesaplayan avrupa medeniyetleri 1000 yıl önce yerlilerin doğru noktaya yaptıkları anıtın kalıntılarını hemen yakındaki dağın zirvesinde bulunca çok şaşırmışlar. Zaten Quito ismide yerel dilde Orta Dünya anlamına gelmekte imiş.
Bugün ise Küba Konsolosluğuna turist kartımızı almak için gittik fakat havaalanında check in sırasında alabileceğimizi söylediler.3 gündür yemeklerimizi de kendimiz hostelde yapıyoruz. Marketten aldığımız 10 dolarlık malzeme iki gün karnımızı doyurdu hemde kendimiz yaptığımız için sağlıklı oldu.Bu arada Küba ve Jamaika için hesaplı geçim yolları bilenler lütfen mfici@hotmail.com adresine bilgi versinler, çok memnun oluruz.Artık yola çıkma zamanı, Fidel bizi bekler.Herkese selamlar
Murat
bilgi@varunacafe.com

 

22.02.2008 Cali - Kolombiya
Yavaş yavaş Ekvador sınırına doğru yaklaşıyoruz ama bizi Ekvador'dan çok haftaiçi Quito'dan uçmayı planladığımız Küba'nın heyecanı sarmaya başladı.Küba'dan sonrada Jamaika ve Orta Amerika'da renkli bir yolculuk bizi bekliyor. Küba'da haftasonu yapılacak seçimle Castro rahatsızlığı sebebiyle  bir süredir yerine getiremediği başkanlık görevini kazanacak adaya devrediyor belki devir teslimde orada olacağız. Dünya tarihine adını kalın puntolarla yazdırmış bir çınarın devri kapanıyor.Yolculuğun bu kısmında gözlemlerimiz ışığında yeni dönemde Küba'yı neler bekliyor, ne umduk ne gördük, mevcut sistem devam edebilecek mi gibi sorulara yanıtlar arayacağız.Ardından ise üniversite yıllarında her şeyi bırakıp kaçmayı planladığımız ülke olan Jamaika'da hayat gerçekten o zaman düşündüğümüz gibi gül pembe mi onu göreceğiz.

Gelelim Kolombiya'ya
Kolombiya'da 1 gece Leticia,5 gece Bogota,2 gece Solento ve 2 gecede Cali'de olmak uzere 10 gece konakladık. Burdan sonra 1 gecede sınır kasabası Pasto'da kalıp kokain kaçakçılıkları ile meşhur Kolombiya-Ekvador sınırını geçmeyi planlıyoruz. Bogota'da yazdığım notlarda Kolombiya denince akla gelen şeyler diye bir bölüm yazmıştım burada unuttuğum iki şeyin, sanki alsana der gibi merkezleri olan iki şehirde konakladık. Kolombiya kahvesinin üretim merkezi olan Solento ve Chica'ları yani kızları ile meşhur Cali.

Solento
Bogota'da sabah saat 6'da kalkıp toparlandıktan sonra taksiye atlayıp otobüs terminaline gittik. Saat 7.30 da ki Armenia otobüsüne 25.000 pezosa bilet aldık.Bu arada bize ilginç gelmesine rahmen İsveçli arkadaş Matheus Kolombiya'da otobüs bileti alırken pazarlık edilmesi gerektiğini söyledi.Evet haklıydı fazla uğraşmadan 30.000 olan fiyat hemen 25.000'e düşüverdi. 5 saat sürmesini beklediğimiz yolculukta uyumayı düşünüyorduk ama işkence gibi virajlara ve dağlara birde hiç bir kurala uymayan şöför eklenince bir ralli arabasında uyumaya çalışmak gibi bir şey oldu.Ve yolculukta 8 saat sürdü.
Armania buraya yıllar önce yerleşmiş Ermenilerin kurduğu bir şehir. Güney Amerika'da Ortadoğunun bir çok ülkesinden göçmene rastlamak mümkün. Armenia terminalinden 2500 pezosa aldığımız biletle 15-20 dakikada bir kalkan minibüslere atlayıp bir saat uzaklıkta yer alan Solento'ya gittik. Solento dağlık bir arazide kurulmuş küçük şirin bir kasaba.Küçük bir yer olmasına rahmen bir çok yerde örneklerini gördüğümüz gibi geniş güzel bir meydanda minibüsten indik.Daha önceden adını duyduğumuz Plantation House Hosteli aramaya başladık. Meydandan 10 dakika kadar yürüyerek yerini bulduk. Fakat şansımıza yer yok. Orada 2 haftalığına çalışmakta olan gezgin İskoç arkadaş Eddie'nin yönlendirmesi ile meydana biraz daha yakın bir konumda olan Hostel Palmas'a geceliği 15.000 pezos'tan yerleştik.Çantaları atıp Tulga ile meydana çıktık. Meydanı kesen caddelerden birinde yer alan bir çok köy kahvesi benzeri yerden birine girip kahve ısmarladık. Gerçekten güzeldi ben pek kahve içmememe rahmen 2 fincan içtim.Ardından yine meydanda yer alan barlara uğradık. Baktık Biu'da orda ve yerel gençlerle muhabbet ediyor bizde katıldık ortama.Birer biradan sonra meydanda menüleri ağırlıklı  olarak balık olan restoranlardan birinde yemek yedik. Fiyatlar Bogota'ya göre bir hayli yüksek.Bogota'da 3-4 kaptan oluşan tabildot yemekleri ortalama 4000 pezostan yerken burada bir balığa 13000 pezos verdik.(Unutanlara 1 dolar=2000 pezos). Hesabın ağırlığı yemek sonrası yol yorgunluğu ile birleşince hostele dönüp derin bir uyku çektik.
Sabah kalkıp meydanda ki kahvehane benzeri bir yerde peynirli omlet, üzeri peynirle süslenmiş sıcacık bir ekmek ve kahveden oluşan güzel kahvaltı yaptık. Ardından bugün müsait yeri olan Plantation Hostele çantalarımızı aktardık.Fiyatlar gene aynı 15.000 pezos.Eddie bize bir harita üzerinde kahve tarlalarının ve çiftliklerin yerlerini anlattı. Don Allias adında daha önce hostelde çalışmış bir çiftçinin 4000 pezos karşılığında tarlasında fidandan bardağa gelene kadar kahvenin gelişimini anlattığını ve tavsiye ettiğini söyledi. Bizde oraya gitmeye karar verdik.Bir saatlik güzel manzaralar eşliğinde bir yürüyüşle Filistin ilkokulunun hemen yanında yer alan çiftliğe ulaştık.10 kişilik bir grup Don Ellias'ın peşinde tarlaya daldık. Fidan aşamasından ağaçların gelişmelerine, Arap ve Kolombiya ağaçlarının farklılıklarından toplanma aşamasına, temizlenip kurutulmasından, kavrulup öğütülmesine bütün aşamaları içeren zevkli bir gezi oldu.Gezi sonunda kavurup öğüttüğümüz kahveleri içtik.
Farklı bir güzergahı izleyerek dönerken aynı grupta yer alan iki Arjantinli arkadaşla muhabbet ettik. Bu akşam Cali şehrine geçeceklerini ve Patrik'in doğum gününü kutlayacaklarını söylediler. İlerde yapmayı düşündükleri Transsibirya yolculuğu üzerine tavsiyelerde bulundum. Muhabbette güzel olunca bizde onlara katılmaya karar verdik. Şehre dönüp meydanda bütün grup birlikte yemek yedik. Ardından Şili'de öğretmenlik yapan İngiliz arkadaş ve Brezilyalı kız arkaadaşı yerel bir spor olan Tajo oynanan bir bardan söz etti.Hep birlikte oraya geçtik. Kasabanın bütün gençleri orada ve hararetli bir yarışma yapılıyor. Yaklaşık 30 metre uzaklıktan demirden yapılmış ufak diskler diğer uçta yer alan bir metre karelik platforma yerleştirilen muska şeklinde kağıda sarılı patlayıcıyı patlatmak için fırlatılıyor.Bu işte ustalaştıkları kesin isbetli olmayan atışlar bile hedefe çok yakın düşüyor. Yan tarafa çocuklar için yapılan yaklaşık 10 metreden atış yapılan ve daha küçük disklerle oynanan pistte Tulga ve Matheus ile bende bir süre oynadım. Hiç kolay değil.
Çantaları toparlayıp hostelden check out yaptık ve yolda karşımıza çıkan Armenia otobüsüne atladık.Armenia terminalinde Arjantinli arkadaşlar ana dillerinininde sayesinde şirketler arasında sıkı bir pazarlık turu yaptılar.Duvarda 40.000 pezos yazan Cali otobüsü fiyatını 10 dakikada 17.500'e  kadar indirttiler. Bizde bu sayede bir hayli kar ettik.

 Cali
Uyuklayarak geçen 3 saatlik yolculukla gece 10 gibi Cali otogarına indik.Bu seferde taksilerle sıkı bir pazarlıkla 5000 pezosa İguana Hostele geldik. Bu hostelde rehber kitaplarda baş sıralarda yer alıyor ve tabiki işletmecisi yine bir Avrupalı, İsviçreli. İngiliz işletmeci Paul'un Plantation House'unda yaşadığımız olayın aynısı oldu ve yer yok. gene başka bir yere yönlendirme ile bir sokak aşağıda yer alan Hostel Sartor'a yerleştik.Duş ve tuvalet içeren iki kişilik odalar kişi başı 20.000, tek kişilik ortak duşlu odalar ise 13.000 pezos.Arjantinli arkadaşlar Diego ve Patrik tek kişilik odalara biz iki kişiliğe yerleşip gece yarısına doğru doğumgünü kutlaması için 6. caddede bir bara gittik. Diego Politika, Patrik Ekonomi eğitimi aldıkları için muhabbet dünya politikalarına, medyaya,Türkiye Arjantin benzerliklerine sürüklendi ve gece geç saatlere kadar içildi.Bir salsa barınada da son biralar içilip hostele dönüldü.
Ertesi gün Arjantililer Lima'dan 8 gün sonra kalkacak uçaklarını yakalayacakları için hemen Quito'ya doğru yola çıktılar. Biz eski şehrin bulunduğu kısmı gezdik. Pek fazla görülecek birşey yok bir iki tarihi kilise dışında.Burada bulunan ve çoğunluğu İngiliz olan kitle ise gece hayatına takılmak ve Kolombiya'da her yerde duyabileceğiniz kolay Cali kızları için buradalar.Sexta caddesi denilen 6. caddede bir çok bar bulunuyor,yan sokaklarında ise onlarca travesti ve fahişe cirit atıyor.Ben burada eğelencenin e'sini göremedim,6. caddede boş barların önünde içerde solos chicas (yalnız kız) var abi tadında çığırtkanlık yapan tiplerden gına geldi. Akşamları büyük süpermarketler bile kapıları kitleyip vezne benzeri döner bir camdan bir tarafa parayı koyup döndürüp diğer taraftan isteğini arayıp bulup getirip döner alete koyuyorlar.Komedi. Peynir istiyorsun 10 çeşitten hangisini istediğini bulana kadar adam 1 km yol yapıyor. Madem bu kadar tehlike var kapat akşamları.Öğlen Shawarma yazan bir yerde döner yiyelim dedik dönerin ateşi yanmıyor et soğuk, sabah bir çevirmiş saatte birde 2 dakika yakıp çeviriyor galiba. Yemeden attık çöpe.Bu arada yağmurda her gün mesaisini aksatmadan sürdürüyor.
Eski şehrin olduğu mahallede dolanırken ortalama 60 yaşın içtiği 4 masalı ufak eski bir meyhane bulduk.Masalardakiler hemen bizi muhabbete aldılar. Sıcak güzel insanlar. Kahvelerimizi içip muhabbet ettik. Duvarlarda yer alan eski fotoğraflara baktık.Birde slogan asılı idi ki çok hoşuma gitti.'Donde estan tus amigos,esta tu tierra.' Arkadaşların neredeyse vatanın oradadır.
Birazdan sınır kasabası Pasto'ya doğru 12 saatlik bir yolculuğa çıkacağız.Bakalım terminalde Arjantinliler kadar pazarlık yapabilecekmiyiz.Uyku bastırdı ama saat sabah 6 da çıkmak için uyumayalım dedik. Daha 3 saat var. Herkese çok selamlar.

 Murat

bilgi@varunacafe.com

 

 

17.02.2008 Bogota - Kolombiya
Paraguay'ın da vizeyi kaldırması ile Latin Amerika ülkelerinden bir tek Peru kaldı vize alınması gereken. Orta Amerika'da ise bir tek Panama var. Bu iki ülke ile sorunlarımız ne aşamada bilmiyorum ama yakında onlarında kaldırmalarını temenni ediyorum. Bogota'da önce Meksika konsolosluğuna gittik, dedik biz ülkenizi gezmek istiyoruz. Peki nerelisiniz? Türküz, Bir soralım. Maalesef size hiç bir şekilde vize veremeyiz. Napalım, canınız sağolsun.. Sonra Panama Konsolosluğuna gittik. Konsolos 3 hafta sürer gizli servis sizi araştıracak sonra alabilirisiniz demez mi? Peki Panama'ya da gitmeyiz tonla ülke var zaten Orta Amerika'da dedik. Küba Konsolosluğuna gittik. Pasaport ve otel rezervasyonu gerekiyor. Peki gittik hostelbookers.com dan Casa de Martha isimli bir hostele yer ayırttık. Getirdik pasaportla birlikte konsolosluktaki kadına verdik. Yok bunda Casa yazıyor,otel olacak, evde mi kalacaksınız,ben size bir kart vereyim gidin o otele yer ayırtın(ben de avantamı alayım) dedi ve bizim hostelin adını beğenmedi. Gidip değiştirelim dedik ve yakınlarda bir iİnternet cafe bulduk. Adında otel lafı geçen bir hostele yer ayırtıp konsolosluğa geri geldik.2 dakikada alalım turist kartını bitsin bu çile diye düşünürken,ding dong ding dong kapıyı açan yok. Konsolosluk kapanmış, meğer öğlen 12'ye kadar açıkmış,bugün de günlerden cuma.O hırsla uzaklaştık bölgeden. Ekvador'dan alır oradan gideriz dedik. Bu yüzden Paraguay ile başladım yazıya, vizeyi kaldırdığı için gezinin sonunda 1 hafta yaratıp mutlaka gideceğim.
Neyse ki çok güzel bir ülkedeyiz. Bu ülkede eğer güvenlik sorunu tam sağlana bilse idi galiba Kolombiya Güney Amerika'nın en gözde ülkesi, başkenti Bogota'da turizm merkezi olurdu. Böyle bir ülkenin adı anıldı mı herkesin aklına öncelikle kokain,gerillalar,mafya,Pablo Escobar,Andres Escobar gibi şeyler geliyor. Eğer güvenlik sağlansa galiba öncelikle güzel kahvesi, salsası, Gabriel Garcia Marquez'i, güzel kızları, barları, amazonları, pasifik sahilleri konuşulurdu. Biz bu ikinci kısma konsantre olup son günlerde azalan gerilla faaliyetlerine ve suç örgütlerine pek rastlamamayı umalım.
Kolombiya denince akla gelen şeyler
Kokain
Kokainin tarihi binlerce yıl önce And dağlarında kullanımından günümüze kadar uzanıyor.
Bolivya'da yükseklik hastalığına iyi geldiği için bol bol emdiğimiz koka bitkisinin işlenmesi ile yapılıyor.Dünyadaki en büyük üreticisi Kolombiya ve sektörün yaklaşık yüzde seksenini elinde tutuyor.Kokain denemek için başta İngiliz gençler olmak üzere buraya gelen gezginlerde bir hayli fazla.Hatta bunlardan buraya yerleşip yaşayanlarıda var. Onlara göre kendinizi rahat ve mutlu hissetmenizi sağlıyor ve bağımlılık yapmıyor, benim kanaatim ise istedikleri zaman bırakamayacakları ya da hiç bırakmak istemeyecekleri yönünde..Amerika'da gramı 100 $ dan satılan bu meretin burada gramı 4 $. Gelişmiş ülkelerde ayık ve zinde tuttuğu için yorucu işlerde sık sık kullanılıyor.
Gerillalar ve Paramiliter güçler
Devletin ve toprak ağalarının desteklediği ve devlet adına illegal işleri yürüten sağcı paramiliter güçler ve solcu Kolombiya Silahlı Devrim Güçleri (FARC) bu grupların başını çekiyor. Zaman zaman birbirlerine karşı ortalığı kan gölüne çevirseler de iki grupta aynı kanaldan yani kokain ticaretinden besleniyor.Solcular devrim peşinde; adam kaçırma, bombalı saldırı düzenleme gibi eylemlerle düzeni değiştirmeye çalışıyorlar.Rusya ve Küba'dan gelen yardımlar kesilince son yıllarda güçlerinin bir hayli azaldığı söyleniyor. Devletin muhalefetindeki devrimcileri yok etmek için el altından silah ve para verip desteklediği sağcı paramiliterler ise arkalarında devlet gücü ile suikastler, silahlı eylemler düzenliyorlar. Halk ise kargaşadan bıkmış artık güvenli ve huzurlu bir yaşam istiyor.
Pablo Escobar
Kolombiya'nın ikinci büyük şehri olan Medellin'in fakir ailelerin yaşadığı barriolarında büyüyen Pablo araba hırsızlığı ile başladığı illegal işlerden dünya kokain kartelinin başına kadar yükselmiş. Forbes dergisi 1988 yılında Pablo Escobar'ı dünyanın en zengin 7. adamı olarak göstermiş.Escobar hayatında bırakın kokaini hiç sigara bile kullanmamış.Kokainden kazandığı paralarla fakir halka evler yaptırmış, yardımlarda bulunmuş. Doğduğu şehir Medellin'e metro,okullar, hastaneler, stadyum,parklar gibi bir çok yatırım yapmış. Bu yaptıkları ile bir anda halkın gözünde kahraman olmuş.
Diğer taraftan ise kendini yakalamaya veya yargılamaya çalışan polis ve hakimleri öldürtmek için fakir mahallelerden topladığı gençleri sicario (kiralık katil) olarak yetiştiriyor. Ve bu yolla binlerce insan öldürülüyor.Kendisine af çıkarılması karşılığında ülkenin dış borcunu kapatma vaati ile, meclise girdiği kısa sürede kokain ticaretinin serbest bırakılmasını talep etmesi ile, hükümete Amerika'nın yaptığı baskıların artması ile hapise girmeyi kabul edip kendi yaptırdığı 5 yıldızlı hapishanede tek başına yatması ile ilginç bir karakter.Fakat işler hapishaneden de tıkır tıkır yürüyünce Amerika iadesini ister ve bunu duyan Escobar hapisten kaçar.Ne kaçış olmuştur ama; açın kapıları ben kaçmaya karar verdim. 1993 yılında düzenlenen bir operasyonla öldürülür. Kimine göre bir kahraman yok olur kimine göre bir cani ama bizim gözlemimiz halen Kolombiya'da pek cani sınıfına sokulmadığı.
Andres Escobar
Amerika'da düzenlenen Dünya Futbol Şampiyonasında sükse yaratan ve Güney Amerika'nın yeni Brezilyası denen Kolombiya Milli takımının defans oyuncusu olan Andres Escobar ABD ile oynanan çeyrek finale çıkma mücadelesinde kendi kalesine gol atarak takımının elenmesine sebep oldu. Futbol hatalar oyunudur olur böyle şeyler diye düşünen Andres 3 kuruşa adam öldüren sicarioların bulunduğu Medellin'de kimbilir kimin kiraladığı bir kurşunla bir hataya kurban gitti.
Salsa
Karayipler kökenli bir müzik türü sayılsa da Küba müzik türlerini tanımlama amaçlıda kullanılır. İspanyolcada sos anlamına gelen Salsa karayiplerden Güney Amerik'ya sarkmış ve Kolombiya'da belki de Karayipler’den daha çok sahiplenilmiş.Bütün barlar Salsa yapan insanlarla dolu.
Ve tabi ki Gabriel Garcia Marquez
"
Bununla beraber, kuşkuya, yağmaya ve terkedilmişliğe karşı, yanıtımız yaşam'dır. Ne tufanlar, ne salgınlar, ne açlıklar, ne felaketler, ne de yüzyıllar boyu birbirini izleyen sonu gelmez savaşlar, yaşamın ölüm karşısındaki dayanıklı üstünlüğünü kırmayı başarabildi. Hep büyüyen, hep hızlanan bir üstünlük; her yıl, yeni doğanların sayısı, ölenlerinkinden yetmiş dört milyon daha çok; New York'un nüfusunu yedi ile çarparak çoğaltacak denli yeni insan doğuyor her yıl. Çoğu, en yoksul ülkelerde dünyaya geliyorlar ve bu ülkeler arasında elbette Latin Amerika ülkeleri de var. Buna karşılık, en gelişmiş ülkeler, yalnız bugüne dek varolmuş tüm insanları değil, ama bu kısmetsizlikler gezegeninden gelip geçmiş canlı yaratıklann tümünü yüz kez kül etmeye yetecek bir yoketme gücünü biriktirmeyi başardılar." Böyle diyor Latin Amerika'nın yalnızlığı adını verdiği Nobel konuşmasında Kolombiyalı yazar Marquez. Umarız Kartegene'deki evini ziyaret eder tekrar notlarımızda yer veririz.

Yolculuğumuz ise şöyle devam etti.
Iquitos'tan sonra bir gece Leticia'da konakladık, ardından bu Bogota'da da 4. gecemiz.
İquitos-Leticia yolculuğu
İquitos'tan biletini 8 saatte ulaşacaksınız deyip sattıkları hızlı tekne ile 11 saatte Santa Rosa'ya vardık. Yolda iki kere teknenin motoru bozuldu ama bu aralar kafa dinlemek için ilaç gibi geldi. Motorun sesi ve onu bastırmak için sonuna kadar açılan müziklerle kafa şişiyor.Yolda verilen kahvaltı ve öğle yemeği ise gayet güzeldi. Santa Rosa Peru'nun Amazon üzerindeki sınır kasabası.Santa Rosa'dan nehrin hemen karşısındaki şehrin yarısı Kolombiya'nın Leticia'sı diğer yarısı ise Brezilya'nın Tabatinga'sı. Bu üç kasaba arasında sınır bulunmuyor.Giriş çıkış işlemlerini Polis karakoluna gidip kendiniz hallediyorsunuz. Hemen Leticia'ya geçmek istediğimiz için Santa Rosa imigrasyon bürosundan çıkış mühürlerimizi vurdurduk. Bu arada hep dikkat ettiğim arrival kağıdımı kaybettiğim için İquitos'ta 14 dolar ceza ödeyip bir sürüde bürokratik işlemle uğraştım. Sonra yeni bir kağıt verdiler.Onunla çıkış yaptım. Kolombiya sınırlarının hepsinde giriş ve çıkışta neden,niçin gibi bir çok soru ile karşılaşmak çok doğal. Sonuçta dünya üzerinde kullanılan kokainin yüzde sekseni bu ülkeden çıkıyor.Bizde bu soruları cevaplayıp ufak bir tekneye 5 soles ödeyerek karşıya Leticia'ya geçtik.
Leticia
Kolombiya Amazonlarını gezmek isteyenler için burası ana kamp niteliğinde.Kalacak yer açısından fazla zengin değil ama bize yardımcı olan bir adamın sayesinde bulunabilecek en iyi hosteli bulduk. 17 yıl Belçika ve İsveç'te yaşamış, gene Belçika'da Louven Üniversitesinde felsefe okumuş, Türkiye dahil bir çok ülkeyi gezmiş ve sonunda kendi ülkesine Kolombiya'ya Amazonlara kaçıp evinin bir kısmına bir hostel açmış Gustavo'nun yerinde konakladık.Casa de Huespedes Guesthouse sadece 3 odadan oluşuyor.Birine biz birine de aynı tekne ile geldiğimiz isveçli arkadaşlar Biu ve Matheus yerleşti. Matheus (24) ile meslektaşız o da matematik öğretmeni , Biu(50) ise emlak acentası işletiyor. Hemen Bogota'ya uçak biletlerimizi hallettik. Her gün öğlen iki sularında uçuşu olan Aero Republica havayollarından 140 dolara Bogota'ya uçak bileti aldık. Kolombiya'ya giriş işlemleri de havaalanına kurulan ofiste hallediliyor. Acele etmenize gerek yok, uçağa binmeden 5 dakikada halletmek mümkün.
Gustava ile akşam bira içip geç saatlere kadar Kolombiya tarihi ve politik sorunlar konusunda adeta ders aldık. Muhabbet Avrupa Birliğinden Osmanlı'ya daldan dala yayıldı. Güzel insan , gerçi Kolombiya insanının bir çoğu böyle ama neden bu kadar suç var işte onu çözmek zor.Derin bir uykudan sonra sabah hostelin mutfağında yaptığımız omlet eşliğinde güzel bir kahvaltı hazırladık.Yakındaki bir internet kafede işlerimizi hallettik.Kişi başı 15000 pezos yani 7.5 dolar hostel ücretlerimizi Gustavo'ya ödedik. Yolu düşenler için hostelin adresi şöyle Carrera 7a # 9-69, Leticia. Telefonu ise 311 55391265. Taksi ile 5000 pezosa havaalanına ulaştık ve Kolombiya'ya giriş işlemlerimizi havaalanında ki imigrasyon ofisinde hallettik. Bogota'ya uçuş yaklaşık 1saat 45 dakika sürdü.
Bogota
Dağların arasından süzülüp 2700 metre yüksekte yer alan ve 7 milyon insanın yaşadığı başkent Bogota'ya indik.Son geceki muhabbetimizde Gustavo bu yüksekliğe başkent kurmanın ticari açıdan çok büyük bir hata olduğunu ve Rio,Lima,Buenos Aires,Santiago gibi önde gelen ticaret başkentlerinin hep deniz kenarında yer aldığının altını çizmişti.Bu muhabbetten yine aklımda kalan bu ülkede yerli sayısının sadece yüzde bir olduğu yani hemen hemen herkesin göçmen olduğu.Bu arada Ortadoğu ve Kuzey Afrikalı göçmenlerin hepsine Turco yani Türk deniyor. Sebebi ise zamanında buralara göç edebilmek için Türk pasaportu almaları.
Havaalanın'dan taksiye atlayıp Gustavo'nun iyi diye tavsiye ettiği Platypus Hostel'e taksiye 17.500 pezo ödeyerek geldik.Zili çaldık,bir bayan açtı.Malesef hiç yerleri yok. Bu arada İsveçli arkadaşlarla hala birlikteyiz.Baktık karşı kapıda hostel hemen zili çaldık gene bir bayan bu sefer yer var.Arkada güzel bir bahçeye çıktık ve bahçe çevresi dubleks evler. İçlerinde mutfak,banyo,tv odası,2 yatak odası,wi-fi ne ararsanız var. İyi güzel de bizim bütçe buraya yetmez,güzelde yermiş diye düşünürken fiyatı sorduk. Kişi başı 10 dolar, Hemen yerleştik. Dubleks evler 3 kişilik olduğundan Matheus ayrı bir evde kalacak iken ona da tv odasına bir yatak kurdurup aramıza aldık.Hostel La Candelaria ,Centro denilen merkezi bölgede ve Calle 16 # 2-38 adresinde yer alıyor. Çevresinde bir çok güzel restoran ve bar mevcut.
Bogota'da en başta görülmesi gereken yer tarihi bölgenin kalbi olan Simon Bolivar Meydanı ve çevresindeki güzel sokaklar. Bir gün bu sokalarda dolaştım, kafelerde bir şeyler içtim, çevredeki çarşıları gezdim. Bu meydandaki adalet sarayını gerillaların 1985 yılında ki işgalini televizyondan izlemiştim. Gerillalar ile onlara taviz vermeyip saldıran ordu arasında çıkan çatışmalarda 11 yargıçta dahil 100 kişi hayatını kaybetmişti.Meydan hostelden yürüyerek 10 dakika uzaklıkta.
Müze severler için 3 önemli sayılabilecek yer var Bogota'da. Birincisi altın koleksiyonu ile ünlü ve 3000'e yakın eseri barındıran Museo del Oro. Diğeri Pablo Escobar'ın hayatını ve öldürülüş hikayesini anlatan Polis Müzesi. Ve son olarakta Museo Arqueologico. Bu tür konumlu şehirlerde illaki bulunan teleferik ile de dağdaki kiliseye çıkılarak manzara izlenebilir.
Eğlence hayatını sevenler için Bogota bir cennet.Çok fazla zengin nufusu barındıran bu şehirde onlarca dünya klasında barın ve clubın bulunduğu Zona Rosa'dan, mahalle arası halk barlarına, Salsa yapan insanlarla dolu Latino barlardan, öğrencilerle dolu onlarca heavy metal barlarına ne arasınız bulabilirsiniz.İki gece takıldık bu gece ben çıkmadım notları yazıyorum. Tulga Matheus ile birlikte yine barlara çıktı.Ama geç saatte gelirken dikkatli olmak ve asla yürümemek gerekli. Taksi burada gece güvenliğinin vazgeçilmezi. Yakın bir yerden bile gelseniz taksiye binmenizde fayda var.
10 km yol yaklaşık 4 dolar tutuyor.Geçen gece karşı hostelden bir çocuğu bar dönüşü silahlı 8 kişi soymuş.Bizim hostelde bize sürekli uyarıda bulunuyor.
Bogota'dan Medelline doğru kaçmak gerek artık.Görüşmek üzere..
Murat
bilgi@varunacafe.com

 

11.02.2008 İquitos - Peru Amazonları
Peru'da artık son günlerimiz, yarın Yekta'yı Eskişehir'e yolcu ettikten sonra Kolombiya'nın Leticia şehrine doğru yola çıkacağız. Peru'da son haftamız başkent Lima ve İquitos Amazonlarında geçti.
Lima
Francisco Pizarro tarafından 1535'de kurulan ve krallar şehri ismi bahşedilen başkent Lima bugün 8 milyon kişinin yaşadığı modern bir metropol. Son yıllardaki aşırı nüfus artışı ile birlikte hava kirliliği,trafik,güvenlik gibi sorunlar ortaya çıkmış. Her şeye rağmen kolonyal mimariden, İnka piramitlerine, modern alışveriş merkezlerinden, tarihi kiliselere,pasifik plajlarından, müzelerine, çılgın gece hayatından geniş mutfağına bir çok şey hala insanları bu şehre çekiyor.
Huacachina'da aynı hostel'de kaldığımız Kanadalı Angela'nın tavsiyesi üzerine Miraflores'te Kennedy meydanında yer alan Flying Dog isimli hostele gittik. Terminalden taksi 3 dolar tutuyor.Tarihi bir binaya kurulmuş hostel geniş odaları, barı,kablosuz interneti,sıcak sulu duşları, çamaşırhanesi,güzel kahvaltısı ve konumu ile bizden tam puan aldı. Dorm odalarda gecelik konaklama 10 dolar. Kahvaltı için verilen fişlerle hostelin hemen altında yer alan restorana gidiliyor.
Bizim hostel şehrin tarihi merkezi Plaza de Armas'a bir hayli uzak, ama kaldığımız yeri Taksim gibi düşünmek lazım Plaza De Armas ise Sultanahmet.Bu yüzden Plaza de Armas'a gündüz gidip meydanı, Katedrali ve San Fransisco Manastırını gezdik. Manastır çok etkileyici mutlaka gezmenizi öneririm.Akşam ise önce dolmuşla Barranco'da Grau caddesinde yer alan 1960'ların popüler solcu barı Juanito's 'a gittik. Eskişehir'de ki Bomonti meyhanesi benzeri barda bütün duvarlar afişler ile doldurulmuş. Masalarda mezeler eşliğinde biralar içilip politika konuşuluyor. Ortam çok sıcak, garson çok kibar, yan masa da nereli olduğumuzu sorup şerefimize kadeh kaldırdı. Mekanın sıcaklığı hoşumuza gidince ikinci sürahi biramızı da söyledik. Bardan sonra Kennedy meydanına dönüp sayısız bar ve restorandan bir kaçına girip takıldık. Özellikle şurası diyeceğim bir bar yok, buralara yolunuz düşerse kestirdiğiniz bir kaç yere girip kısa süreler takılın.


İquitos
Dünyanın kara ulaşımı olmayan en büyük şehri İquitos.Biz de kara yolu ile gidilemeyen bu şehre Lima'dan 120 dolara aldığımız uçak bileti ile yaklaşık 2 saatte uçtuk. Uçaktan inerken Yekta'yla aklımıza hemen Bangkok geldi. Yapış yapış havası ve boğucu sıcağı ile sanki Uzakdoğu'ya geldik.
Havaalanından şehre 5 solese taksi tutup Yekta'nın İskoçya'dan arkadaşı Tony'nin tavsiye ettiği Amazonian Trips isimli acenteden rehber Tito'yu bulduk. Kısa bir pazarlıktan sonra her şey dahil 3 günlük Amazon turunu 120 dolara satın aldık. La Casano isminde güzelde bir hostele yerleştik. Gecelik oda fiyatı 35 soles.
İquitos küçük ama hareketli bir şehir. Buraya 3 tarafı nehirlerle çevrili ada da denebilir. İtaya, Nanay ve Amazon nehirleri tarafından çevrilmiş.İtaya nehri kıyısındaki barlar ve restoranlar akşamları insan kaynıyor. Her yerde çocuk sokak satıcıları bir şeyler satmaya çalışarak sizi pek rahat bırakmıyorlar.
Her yerde olduğu gibi burada da meydanda tabiki adı plaza de Armas ve de ihtişamlı bir kilise mevcut. Bütün Güney Amerika'da insanlar dindar ve eğitim seviyeleri de doğal olarak düşük. Her köşede bir kiliseye rastlamak mümkün. Buraları işgal eden Avrupalılar ne yapmaları gerektiğini çok iyi biliyorarmış.
Peru bizim yemek yönünden de en farklı şeyleri denediğimiz yer oldu. Çiğ balıktan yapılan çeviçe, fare ve tavşan arası bir canlı olan Gine domuzu, kaplumbağa ve timsah etlerini denedik, bol bol Cocona ve Camu Camu suyu içtik. Ana meyvemiz mango ve muz oldu. Özellikle muz haşlanarak,kızartılarak,kurutularak çok değişik şekillerde kullanılıyor. Avakado ise salataların baş tacı. Gene salatalarda kullanılan palmiyenin uç kısmından çıkarılan palmito adı verilen spagetti şeklinde rendelenen lahana benzeri sebzede revaçta.
Amazon Turu
1. Gün
Rehberimiz Tito sabah saat 8'de bizi hostelimizden aldı. 22 yaşındaki Tito Amazonlarda 8 haneli küçük bir köyde doğmuş 8 kardeşten biri ve cebinde 2 sol ile geldiği İquitos'ta bitirdiği Turizm Enstitüsü ve iyi öğrendiği ingilizcesi ile yaşam savaşında başarıyla ilerliyor.Büyük çantaları acentaya bırakıp nehir kenarına yöneldik. İtaya nehri kenarından dolmuş sistemi ile işleyen speed botlardan birine atladık. 10 dakika sonra siyah olan nehrin suyu bir anda koyu kahverengine dönüştü. Evet Amazona gelmiştik. Amazonun suyu diğer nehirlerle hiç karışmazmış.6400 km uzunluğuyla dünyanın ikinci en uzun nehri sanki bir deniz. Bizim bulunduğumuz yerlerde 3 km olan genişliği tam 340 km'ye kadar çıkıyor. Üzerinde sayısız ada bulunan bu nehirdeki bazı adalar İsviçre'den daha büyük. Atlantikten gelen bir Şilep nehir yolu ile nerdeyse kıtanın batı ucuna yakın bir yerde bulunan İquitos'a yük indirebiliyor. Bu devasa nehirde 2 saate yakın yol alıp kollarından biri olan Tapira nehrine girdik. Bu nehirden 10 dakika ilerleyip kalacağımız El Chullachaqui Lodge'a ulaştık. Amazonlardaki ağaçlardan yapılmış büyük bungolow tarzı evler ve çok geniş tavanlı bir bar ve restoran kısmından oluşuyor. 22 yaşında bir Alman gencinin sahibi olduğu Lodge 2 yıl önce kurulmuş. Odalarımıza yerleşip bir süre dinlendik.Saat 1 'de yenen öğle yemeğinden sonra odamıza gidip orman yürüyüşü için pantolon,çizme, uzun kollu t-shirt ve çoraplarımızı giydik. Açıkta kalan yerlere bol bol sinek kovar sprey sıktık.
Tito hiç bir şeye dokunmamamızı buranın tehlikelerle dolu bir orman olduğu hatırlatması ile başlayan kısa bir konuşma yaptı. Ormanda ilk önce boya olarak kullanılan paprikalarla yüzümüzü boyayıp olayı rambovari havaya taşıdık.Yaşadıkları ağacı oyarak içine ev yapan ve ağacı canları pahasına koruyan Fire ants yani ateş karıncaları ki ağacı kesmeye kalkanın üzerine topluca atlayıp taşıdıkları zehirle zehirliyorlar korkulu yolculuğun ilk konukları oldu. Bizim bildiğimiz karıncaların 3-5 katı varlardı. Daha sonra pamuk yapımında kullanılan Kapoc ağacı, çok geniş gövdesi ile Maurita Palm hakkında bilgi aldık. Sanki ayakta durması için yanlarından çapraz şekilde büyük kütüklerle çivilenmiş gibi duran ağacın doğal yapısının bu olduğunu ve toprakta mineraller azalınca yürüyerek yer değiştirdiğini öğrenince çok şaşırdık. Zaten adı da walking tree. Yine zehirli olan yerel dilde İsula denilen Bully Ants karıncalarına da dikkat etmek gerekli. Nasute termite denilen ve güneşte yaşayamayan böceklerin çevrelerine ördükleri kovan ilginçti. Yakın çevresinde başka bir ağacın büyümesine izin vermeyen ve diğerlerini sarmaşık gibi boğarak yok eden Holder Tree gerçekten acımasız.
İlk yürüyüşten aklımda kalanlar bunlar.En iyi öğrendiğimiz şey ise pantalon,t-shirt buradaki sivrisinekler için engel teşgil etmiyor. Artık açık kapalı ayırt etmeden her yerimize bol bol spray sıkıyoruz.Her yerimiz ilk günden delik deşik oldu.
Akşam üstü kanoyla nehirde gezi yapıp yakın ağaçlardaki kuşları tanıyoruz.En çok ilgimizi çeken ise sloth adı verilen ve ağacın en uç dallarında baş aşağı uyuşuk uyuşuk duran tembel hayvan. Gerçekten tembel! Zorla elini oynatıyor. Haftada sadece bir kere yere iniyor ve otlarla beslenerek yalnız yaşıyor.Rehberimiz Tito piranhalarla dolu suda yüzmek ister misiniz diye sorunca önce şaka yapıyor sandık. Bir yeriniz kanamadığı sürece sorun yok deyince cesaretimizi toplayıp atlıyoruz suya.Ürkütücü bir duygu. Kayığa çıkmaya çalışırken Yekta'nın ayağını çivi kanatınca kısa süreli bir panik yaşadık ama sorunsuz çektik kayığa. Lodge' a yaklaşınca Tulga ve ben suya atlayıp deli cesareti ile yüzerek çıktık kıyıya. Hiç akıl karı değil.
Akşam yemeğinden sonra ise bol bol tarantula gördüğümüz gece yürüyüşü ile ormanın gece halini gözlemledik. Odamızın duvarında da koca bir tarantula görünce sorun değil nasılsa zehirli değilmiş diyerek uyumaya çalıştık. Elektrik yok,sıcak da bir yandan uyutmuyor,bir ara kaşıntıdan daral geldi arkadaşlarım Eskişehir'de haftasonu soğuk biralar , çerezler , maç seyrederken ne işim var benim burada demedim değil.
2.Gün
Yağmurla uyandık. Güzel bir kahvaltı sonrası programımız Amazon'da yaşayan gri ve pembe yunuslar. Hızlı botla Amazon'un başka bir kolu olan Tawayo nehri kıyısındaki Huesy köyüne gittik.
Yunuslar bu köyün konumundaki nehir ağızlarına balık avlamak için gelirmiş. Bir saat kadar ıslık çalarak bekledik.Ama nafile, bugün gelecekleri yok. Köylülerden bir iki kolye satın alıp geri dönüşe başladık. Neyse ki yolda gri bir yunusla karşılaştık ve bir süre onu takip ettik.Boyları 2 metre civarı. Yolda motor bozuluca yardım gelene kadar ayakkabıları kürek yapıp öyle ilerlemeye çalıştık.Bir şanssızlıktır gidiyor hayırlısı.
Öğlen yemeği sonrası kano ile çok uzakta yer almayan Central Amerika köyüne gittik. Amazon falan ama köyde kilise,okul,bar,futbol sahası,bakkal,asfalt bisiklet yolu görmek beni bir hayli şaşırttı. Evlerde solar enerji ile elektrik bile elde edilmiş. Barakalardaki radyo ve teyplerden gelen müzik sesleri ortalığı sarmış. İnsanlar güler yüzlü. Gençler futbol maçına davet edince kıramadık dahil olduk. Sertlik bizi biraz aşar derecede idi meğer ortada para varmış. Bizim takım kazanınca bizede para verdiler ama almadık.
Akşam yemeği sonrası programda ise gezinin adrenalinini doruğa çıkaran aktivite olan Timsah avına çıktık. Zifiri karanlıkta dengesiz küçük bir ahşap kano ile 4 kişi koyulduk yola. Ormanın iyice derinliklerine girdikçe, ilk timsahımızı da nehir kenarında görünce kalbimizin sesi duyulmaya başladı.Aşağısı piranha kaynıyor,tepemizdeki ağaçlar yılan ve tarantula dolu,timsahlarda gece beslenmek için nehir kenarına gelmiş ve biz içine bileğimize kadar su almış her an devrilebilecek eski küçük bir kanodayız. Diğer yandan binlerce yıldız elinizi uzatsanız değeceksiniz, nehrin üzeri bembeyaz su leylakları ile kaplı,ormanın sesi sanki bir orkestra ve dipsiz bir karanlık. Bu geceyi hiç unutmayacağız.
3.Gün

Son gün programımız Pirana avı. Aynı kano ve çubuklara takılı misinelerimizle koyulduk ormanın içlerine doğru yola. Kollarım kürek çekmekten kas yaptı bu kano sayesinde. Balık işi sabır işi hele avın son derece zeki piranalar olunca derviş işi. Derviş sabrı ile onlar oltanın ucunda biz çubuğun ucunda bekledik. Böyle balık görmedim oltaya yüzlerce kez asıldılar ve yemi yediler ama iş çekmeye gelince ne şanstır kancayı takamadık çenelerine. Sonunda 2 saat sonra Yekta pirana olmayan bir balık yakaladı da biz de inattan vazgeçip daha fazla güneş altında haşlama olmadan otele döndük.
Öğle yemeği sonrası 2 saatlik yolculuk ile tekrar İquitos'a döndük. Bu kadar Amazonlar fazlası ile yetti.Yekta'yı yolcu edip ilk tekne ile Leticia'ya yani Kolombiya'ya geçeceğiz. Şimdilik bu kadar..Herkese çok selamlar.
Murat ve Yekta
bilgi@varunacafe.com

 

 

 

04.02.2008 Huacachina - Peru
Yavaş yavaş Lima'ya doğru yaklaşıyoruz ve yorgunluk da iyice ortaya çıktı. Lima ile birlikte insanların çok büyük bir çoğunluğunun yaptığı Güney Amerika gezisinde yer alan İguazsu, Patagonya, Moreno,Torres Del Paine,Atacama,Uyuni,Titicaca,Machu Picchu ve Nazca'dan oluşan rotayı bitireceğiz. Bundan sonra pek rağbet görmeyen Ekvador,Kolombiya,Venezuella ile başlayıp Orta Amerika,Küba ve Jamaika'yı gezmeye çalışacağız. Yekta ile birlikte İquitos'ta Peru Amazonları'nı da yapıp onu Eskişehir'e yolcu edeceğiz. Kalan yolda yaklaşık 3 ay Tulga ile birlikteyiz.Dolu dolu geçen son haftada Cusco,Machu Picchu ve Nasca'yı gezip çölün ortasında bir vaha olan ve sand boarding yapanlarla dolu Huacachina'ya ulaştık.
Cusco
Quechua halkının ilk İnkası Manca Copac alimlerine dünyanın göbeğinin bulunması emrini vermiş ve buldukları noktayada Cusco (Qosq'o) şehrini inşa ettirmiş. O günden sonra burası İmparatorluğun merkezi olmuş. 1533'de şehrin yönetimi istilacı İspanyolların eline geçince bir çok yerde olduğu gibi yerle bir edilip İnka yapılarının temelleri üzerine kolonyal binalar inşa edilmiş. İspanyollar buraya pek önem vermeyip gözlerini Lima'ya çevirince Cusco gözden düşüp 1911'e kadar arka planda klasik bir kolonyal kent olarak kalmış. 1911'de Hiram Birgham, adı yazılı kaynaklarda geçen Vilcabamba şehrinin kalıntılarını ararken önce burayı bulduğunu sanıp Machu Picchu'yu keşfetmiş.Kayıp şehir Machu Picchu'nun ortaya çıkması ile de Cusco için yeni bir tarih sayfası açılmış. O günden beri Cusco sadece Peru'nun değil dünyanın en gözde turizm merkezlerinden biri olmuş.
Hal böyle olunca bizimde yolumuz bu turizm merkezine düştü. Terminal'den 3 sol karşılığı bir taksi tutup şehrin kalbi olan Plaza De Armas'a geldik.Yekta ve Tulga bir kafede oturup çantalara göz kulak olurken ben de baktığım 10 hostel arasından en hoşuma giden İncama Hosteli seçtim. Yekta ve Tulga da onay verince San Pedro kilisesinin hemen yanında yer alan hostele kahvaltı dahil 28 sole yerleştik. Karı, koca ve iki kız çocukları ile ideal bir aile olan hostel sahipleri çok tatlı insanlar.Bizim için kahvaltıya beyaz peynir eklediler, her konuda yardımcı oldular, wireless internet sayesinde bütün internet işlerimizi rahatça yaptık,sıcak suyla uzun süre sonra burada hasret giderdik,çamaşırlarımız tertemiz yıkandı. Cusco'ya geleceklere bu hosteli seçmelerini öneririm.
Plaza De Armas eski şehirin merkezi ve meydan bar,restoran,hostel ve hediyelik eşyacı turistik dükkanlarla dolu. Meydana çıkan Av el Sol caddesi üzerinde ise bankalar,acentalar,turizm information gibi yerler bulunuyor. Meydanın çevresi tarihi binalari ve dar sokakları ile dolaşanlara büyülü bir atmosfer sunuyor.Avrupa turlarına yıllardır rehberlik yapan Tulga böyle bir yerin Avrupa'da bile sıralamaya gireceğini söyledi. Yine kafe ve barlarla dolu Gringo Alley, Plaza San Blas, San Pedro, San Fransisco caddesi Plaza de Armas'ın çevresindeki yerler.
Müze ve kiliseleri gezmek isterseniz daha hesaplı olması için toplu biletler düşünülmüş. 10 günlük serbest giriş için tam 21 $, öğrenci ise 10.5 $, diğer alternatif ise tek günlük seçeceğiniz 4 tanesini gezmek ki bu da 12 $. İlgilenenlere görülmesi gereken yerleri şöyle sıralayabilirim. Katedral, Jesus Maria,El Triunfo,İglesia de San Blas, San Pedro kiliseleri,Museo de Arte Precolombino, Museo İnka, Museo de Arte Religioso müzeleri.
Yemekler için denediğimiz yerlerden iki tanesini önereceğim. İlki San Fransisco caddesi üzerinde güzel Peru mutfağından yemekler sunan Collyor Restoran. Öğlen saatlerinde yer bulmak zor olabiliyor. Seçimleri garsonlara bırakın size günün menüsünden seçme yemekler getirsinler. Pişman olmayacaksınız. Menü ise salata (Avokado salatası çok güzel), çorba (ana yemek kadar doyurucu), içecek (limonata veya vişne suyu öneririz) ve balık,et veya tavuk tabağından birini seçeceğiiniz ana yemekten oluşuyor. Fiyat ise 5 sol yani 2 YTL. Daha ne olsun güzel yemeklerin tadını çıkarın. İkinci yer ise San Pedro Marketi. Kapalı bir hal olan markette öğle yemeği çıkaran onlarca büfe mevcut. Değişik menülerden birini seçin ve dükkanın masalarına kurulun. Güney Amerika'da ki en güzel balığı burada yedim. Yine halde bolca bulunan meyve sucularda da beğendiğiniz meyvelerden seçeceğiniz karışımla vitamin ihtiyacınızı giderin. Fiyatlar gene çok ucuz. Özellikle hediyelik eşya alacaklara bu marketi öneririz çünkü 50 metre yanında Plaza de Armas'taki dükkanlara göre fiyatlar yarı yarıya.
Gece hayatına da bir gece takıldık. Plaza De Armas'ta , dünyanın en yüksekte yer alan Irish Pub'ında bir kaç bira içtik. Dekorasyon özenle yapılmış. Sıcak bir İngilz Pub ortamı yaratılmış.Buradan sonra ise Up Town Club'ta çılgınca eğlenen gezginlerin arasına karıştık. Burası da Plaza de Armas'ta. Her iki barda da içkiler 6 sol civarı.
Ulaşım taksilerle sağlanıyor. Merkezden çok uzağa gitmediğiniz sürece 2 sol ödüyorsunuz. Biraz uzak yerler ise 3 sol. Şehirler arası otobüslerde fiyatlar konfora göre çok değişiyor.12 saatlik bir yolu yerli halkı taşıyanlar 20 dolar civarına giderken konforlu turist otobüslerinde fiyat 50 dolar civarlarına kadar çıkıyor. Tabi acentalara giderseniz bir de bunlara insafına göre %30 daha ekleyin. Uçaklara gelince, Cusco-Lima arası 80-100 dolar arası değişiyor.
Machu Picchu
Çin seddi,Mısır piramitleri, Taj Mahal, Angkor Tapınağı gibi yerlere kıyasla Machu Picchu'yu ziyaret etmek bir hayli pahalı. Hal böyle oluncada bir çok değişik alternatif yaratılmış. Kimini devlet sunmuş, kimini de gezginler bulmuş. Bizim öğrendiğimiz seçenekler şöyle:
1. İnca Trail
Maccu Picchu'yu gezeceksen mutlaka İnca Trail yapmalısın lafını bir çok yerde duymuştum. Ama tabi cepte de ona göre para olması ve bulunduğunuz zamanın hava koşullarının uygun olması lazım. İnka Trail ile önce Cusco'dan Ollantaytambo kasabasına otobüslerle gidiliyor. Buradan sonra 3 gece 4 gün Quechua halkının yüzlerce yıl önce kullandığı yol izlenerek Machu Picchu'ya kadar gidiliyor.Konaklamar çadırlarda yapılıyor ve yol üzerindeki Choqueguirau, Vilcabamba, Ausangate gibi İnka şehirlerinin kalıntıları ziyaret ediliyor. Her şey kulağa çok hoş geliyor ama fiyatlar servise göre en ucuz 300 dolardan başlayarak 1000 dolara kadar çıkıyor. Bu fiyata otobüs gidiş,trekking sırasında ki yemekler, çadır, Machu Picchu giriş ücreti,yük taşıyıcılar,rehberlik ve trenle dönüş dahil. Bu tur çok rahbet gördüğü için haftalar bazen aylar öncesinden yer ayırtmak gerekebiliyor. İnka Trail yoluna tursuz girmek yasak o yüzden ben kendim çadırımla yaparım deme şansınız yok.
2. Günübirlik Cusco-Machu Picchu treni ile
Benim 3 gün dağları aşıp yürümeye gücüm yetmez günümüzde teknoloji var diyenlere ise şu önerilmiş. Cusco'dan sabah 8.30'da giden ve akşam 15.30'da Aquas Calientes'ten dönen trene 127 dolara gidiş-dönüş bilet alın. Aquas Calientes'ten Machu Picchu'ya 20 dakikalık otobüse 12 dolar ödeyin ve tabi ki 40 dolar giriş ücretinide verin ve rahatlayın. Bununda kabaca maliyeti 180 dolar kadar.
3. Backpacker Treni ile Machu Picchu
Trene binmek istiyoruz ama biz backpacker'ız ne gezer bizde o kadar para diyenlere devlet buradaki turizmin temelini atmalarına karşılık vefa borcu olarak şunu önermiş. Trene Cusco'dan binmeyin Ollantaytambo'ya 5 sol ödeyerek 2 saatlik otobüs yolculuğu ile gidin. Oradan ben size Machu Picchu'ya başka bir tren kaldırayım onunda fiyatı gidiş dönüş 74 dolar olsun demiş. Tabiki eğer tren Cusco'dan kalksa tuzlu müşteride bu trene kayar, fiyatı aşırı ucuz yapsa o zaman herkes 10 dolara taksi tutup 1 saat 20 dakikada trenin kalktığı kasabaya gelip ordan biner. Orta yolu böyle bulmuşlar. Aquas Calientes'ten sonrası 2. seçeneğin aynısı ve sonuç olarak bu seçenektede maliyetler toplam 120 dolar civarını buluyor.
4. Salkantay Trail
İnca trail yapan 300 acenta olunca alternatif fakat o kadar tarihi kalıntılar içermeyen yürüyüş rotaları arayanlar 6271 metrelik Salkantay dağının eteklerinden yeni bir parkur bulmuşlar ve bu rotada hiç bir kısıtlama olmayınca isteyen kendi,isteyen köyden bulduğu rehberler ve atlarla, isteyen acentaların sunduğu olanaklarla 4 günden 9 güne kadar uzayabilen bu rotaya yönelmiş. 5 arkadaş kendi çadır,uyku tulumu ve ellerindeki harita ile bu yolu yapan Alman bir kız 4 günlük toplam maliyetlerinin 50 dolar civarı olduğunu söyledi. Acenta fiyatlarıda yemekler,taşıyıcılar, ekipman dahil 4 gün için 170 dolar civarı tabi köyden pazarlıkla kendi rehberinizi bulursanız demek ki maliyet 50 ile 170 arası değişiyor..Bu rotada da Aquas Calientes'e ulaşılıyor ve oradan sonrası aynı. 40 dolar girişten kaçış yok ama 12 dolarlık otobüse binmek yerine tamamı yokuş yukarı 8 km.merdivenlerden çıkılabilir. Bu trekkinglede toplam maliyet nasıl yaptığınıza göre 100-200 dolar arası değişiyor.
5. Backpacker'ın kendi keşfi
Peru hükümeti Machu Picchu'yu nakite çevirebilmek için bütün önlemleri almış.Peru vatandaşı değilseniz Machu Picchu civarı kasabalara ki en yakını yürüyerek 3 saat uzaklıkta, giden trenlere yerel halk fiyatları ile binmeniz yasak. Tren dışında olanakları araştıranlar 3 saat yürüme mesafesindeki Santa Terasa kasabasına karadan gidiş yolunu bulmuşlar. Bunun için yine önce Ollantaytambo'ya 5 sol ödeyerek 2 saatte otobüsle ulaşılıyor.Buradan minibüs,kamyon,otobüs seçeneklerinden biri ile Santa Maria'ya gidiliyor.Oradanda minibüsle Santa Terasa'ya. Santa Terasa'dan trene binmeniz yasak ama tren yolunu izlemenizde sorun yok. Tren raylarını takip ederek yürüyerek yaklaşık 3 saatte Aquas Calientes'e ulaşıyorsunuz. Bu yolu yapmak çok marjinal sanmayın onlarca insan gruplar halinde bu yolu yürüyorlar.Tren yolu dağların arasında dik bir vadide çılgınca akan bir nehrin kenarından ilerlediği için güzelde bir trekking olduğu kesin. Bu yolu yaptıktan sonra otobüse de 12 dolar vermeyip merdivenleri çıkarsanız. Gidiş geliş toplam yol 6 dolar ve 40 dolar giriş parası bu arada öğrencilere 20 dolar ( bu yolu yürüyen herkes eminim öğrenci olmasa bile Asya'da ve Bolivya'da bir çok yerde gördüğüm sahte international student kart satıcılarından birer kart almıştır). Yani sonuçta maliyet 26 dolara kadar düşürülebiliyor. Giriş parasından kaçış var mı bilmiyorum ama içerde yiyecek,içecek satışı yasak olduğu için dışarıdaki kafeye çıkıp tekrar aynı biletle girilebiliyor.Burada da bileti paylaşanlar olabilir.
En çok tercih edilen seçenekler bunlar. Biz backpacker treni ile bir gün sonra dönmek üzere bilet alıp Aquas Calientes'e gittik. Bunu yapmakta ki amacımız her yıl şubat ayında bir ay tadilata giren treni son şansımız olan 31 ocak günü yaşamaktı. Ama yaşadıktan sonra şunu söyleyebilirim ki bu trende eskiden belgesellerde izlediğimiz gibi Peru'lular yok artık.Sadece turistler var. Aquas Calientes'te bizim ve bir çok insanın bir gece kalma sebebi ise sabah saat 5.30 da başlayan ilk otobüsle Machu Picchu'ya çıkıp güneşin doğuşunu izlemek. Burada Hostel Nusta Wasi'de geceliği kişi başı 9 dolardan 3 kişilik odada konakladık. Kasabada bir çok hostel ve restoran mevcut.
Sabah 6 civarı otobüse atlayıp yaklaşık 20 dakikada giriş kapısına ulaştık.Giriş kapısında bir gün önce Aquas Calientes'ten 40 dolar ödeyerek aldığımız biletlerin üzerine isimlerimizi yazmamız söylendi. Önce İntibunku (Güneşkapısı)'ya tırmandık. Bulutların dağılması ile aşağıya inip şehre hakim olan tepeden fotoğraf çekip, şehri gezdik. Sonra da günde sadece 400 kişinin alındığı Wayna Pucchi'ye tırmandık. Bu tırmanış öyle herkesin yapabileceği bir şey değil. Klasik Machu Picchu fotoğraflarında arkada görünen iki kule şeklindeki dağdan yüksek olanının zirvesine tırmanılıyor. Çok dik merdivenlerden tırmanarak yaklaşık bir saatte ulaşılıyor. Yaklaşık 7 saat kaldıktan sonra ayaklarımızda derman kalmadığından ve içerde su ve yiyecek bulunmadığından dışarıdaki kafeye çıktık. Kafedeki fiyatlar uçmuş, ufak su 4 YTL ki bu burası için inanılmaz bir rakam. Buraya gelirken su ve en azından bir sandviçi sırt çantanıza atın.
Nasca
Otobüs,tren ve tekrar otobüs yolculukları ile Cusco'ya döndük. Bir sonraki hedefimiz olan Nazca'ya acentalardan otobüs fiyatları aldık. Söyledikleri fiyatlar biraz fazla gibi gelince taksiyle terminale gidip kendimiz almaya karar verdik. Ki öylede oldu yarı fiyatına aldık. Bir gece Cusco'da konaklayıp 70 sole aldığımız ve içinde sadece turist olarak bizim bulunduğumuz otobüsle 15 saatte Nasca'ya ulaştık. Otobüse binerken aynı uçaklar da olduğu gibi çantalarımız tartılarak 20 kilo limitini aşıp aşmadığımız kontrol edildi ayrıca güvenlik tedbirleri o kadar artırılmış ki herkes tek tek kameraya çekildi yanımızdaki otobüste herkesin parmak izleri alındı. Gene binmeden birer sol de biletlere yapıştırılan pul için ödedik.
Nasca'da indiğimiz yerde arabasıyla turist bekleyen George bizi uygun fiyatlarla Nasca uçak turunu yaptıracağı konusunda ikna etti.Arabayla havaalanının hemen karşısındaki tatil köyüne benzeyen Hostal Nida del Condor'a götürdü. Burada çantalarımızı emanet odasına bırakıp, kahvaltı yaptık. Ardından George kısa bir bilgi aktarımı yaptı.Sonra havaalanına geçip 3 kişilik pır pır uçak için kişi başı 55'er dolar ödeyerek saat 10.30'a rezervasyon yaptık. Bu arada otelde 45 dakikalık Nasca çizgilerinin tarihçesini ve gizemini anlatan bir belgesel izledik.1939 yılında bir pilotun fark etmesi ile ortaya çıkan bu şekillerin gizemi hala tam olarak çözülememiş.Kabul gören bir kaç teori var.Birincisi burada uzun yıllar yaşayarak araştırmalar yapan Alman Matematikçi Maria Reiche'nin buranın Paracas ve Nasca 'lar tarafından yapılmış Astronomik Takvim haritası oldukları görüşü, diğeri ise Şaman dini törenleri için yapılmış yürüyüş yolları oldukları, ilgi çeken bir görüşte uzaylıların bu çizgileri çizdiği, Sizde bir görüş ekleyebilir veya bunlardan birine inanabilirsiniz. 30 dakikalık bir uçuşla hızlı bir gezi yaptık, Nasca çizgilerini görmekten çok 3 kişilik pırpır uçakla uçmak daha eğlenceli oldu.
Otelde duşumuzu alıp Nasca ve Lima arasında ki çölde küçük bir vaha olan Huacachina'ya geldik.Burası Sandboard yapanların cenneti, köyü çevreleyen kum tepeleri onlarla dolu.Köy ise palmiye ağaçları ile çevrili bir göletin yanına kurulmuş.Burada bir gece dinlenip Lima'ya,oradan da Çarşamba günü uçakla amazonlara yani İquitos'a geçeceğiz. Herkese selamlar...
Murat ve Yekta
bilgi@varunacafe.com

 

31.01.2008 Aguas Calientes-Peru
 
Titicaca ve Cusco'nun ardından Güney Amerika'nın en önemli ve dünyanın yeni 7 harikasından biri seçilen Machu Picchu'yu sabahın ilk ışıkları ile gezmek için, buraya 20 dakika uzaklıktaki Aquas Calientes'te bir gece konaklıyoruz. Turist kalabalıkları ortalığı işgal etmeden gezmenin en güzel yolu bu.Umarım sabah hava açık olur.

La Paz'dan sonra 3 yerde konakladık.Bunlar Copacabana,Puno ve Cusco.
 
Copacabana - Bolivya
 
La Paz'dan ayrıldıktan sonra Titicaca gölünün Bolivya tarafındaki kasaba olan Copacabana'da iki gece konakladık.Göle inen cadde üzerindeki Paris Residental otelden kişi başı 25 bolivianosa yani 3 dolar civarına 4. katta göl manzaralı güzel bir oda kiraladık. Hostel'den çok otel benzeri bir yerdi. Manzara dışında da pek artısını görmedik.Sıcak su problemli, ayrıca gece saat 12'den sonra kitlenen kapıyı açtırmak için uzun süre kapıda zili çalmak gerekiyor.


Copacabana beklediğimizden güzel restoranları,barları ve etkileyici gün batımı ile bizi fazlasıyla memnun etti. Şehir merkezinde görülmesini tavsiye edeceğim bir kilise dışında burada hayat dinlenme,yeme ve içme üzerine kurulu. Yemekler gene çok güzel ve ucuz. Özellikle gölden taze gelen alabalık buradaki adı ile trucha mutlaka yenilmeli. Tulga'nın doğum günü gecesi bir restoranda Boca'nın River'ı 2-0 yendiği maçı izledikten sonra Nemos bara eğlenmeye gittik. Eğlenceli bir gece oldu. Gitarlarıyla müzik yapan 2 arkadaştan birine Manu Chao'nun bir parçasını çok güzel çalmaları sebebi ile Galatasaray formamı hediye ettim. Manu Chao'nun da bu forma ile konser verdiğini öğrenince çok memnun oldular.
Burada bir günüde İnka medeniyetinin doğduğu ve dünyadaki 3 enerji merkezinden biri olduğu söylenen İsla Del Sol yani Güneş Adasına ayırmak gerekli. Bizde sabah 8.30 teknesi ile gidip öğleden sonra 4 teknesi ile döndük.Yolculuk 3 saat civarı sürüyor ve gidiş dönüş fiyatı 20 bolivianos.Adada İnka medeniyetinden kalan Arkeolojik yerler gezilebiliyor veya adanın güzel sahillerinde güneşlenilip yüzülebiliyor. Yalnız sahilde güneşe dikkat, rüzgardan nasıl yandığımı hissetmedim ama o günden beri kırmızı yüzle geziyorum.
 
Puno - Peru
 
Puna Titicaca gölünün Peru tarafı bu yüzden Copacabana'dan buraya gelirken sınır geçişi yapmak gerekiyor.Sınır Copacabana'dan 20 dakika uzaklıkta ve doldukça kalkan minibüslerle 3 bolivianosa ulaşılabiliyor.Teferruatsız bir sınır geçişinden sonra otobüsle 5 solese Puno'ya 3 saatte ulaşılıyor.Biz bu yolu izledik ama Copacabana'dan direk otobüslere binip gitmek daha rahat olabilir.Puno'da orta sınıf bir otele kişi başı 3'er dolar ödedik.Buraya geliş amacımız Titicaca'da yaşayan Uros kabilesinin devamı yerlilerin sazdan adalarını gezmekti.Bu yüzden kaldığımız 1 günü bu amaçla harcadık. Urosları Çoşkun Aral yazısında şöyle anlatıyor.

'And Dağları'nın arasında 3800 metrede, dünyanın en yüksek ve Amerika kıtasının en büyük gölünde küçük bir gezintiye ne dersiniz? Burası Titikaka Gölü. İnkalar, atalarının gökyüzünden bu göldeki bir adaya indiğine inanıyorlarmış.Yaşadıkları alan genişledikçe, buradaki yerlileri de gölün üzerinde yaşamak zorunda bırakmışlar. Onlardan biri de Uroslar olmuş. Uroslar, göl üzerinde yaşamak için bu yüzen adaları yapmışlar. Bugün soyları tükenmiş olsa da, adalara hâlâ Uros Adaları deniyor.Adaların yapıldığı sazlar, Titikaka Gölü'nde yetişiyor. Hatta, yerliler bu sazların taze bölümlerini yiyorlar. Gölde 40'dan fazla yüzen ada var. Bunlardan en büyükleri Huacavacani, Toranipata ve Santa Maria Adaları.

Özellikle yağmurlu dönemlerde, adalar gölde yüzmeye başlıyor. Adalarda hayat göründüğü kadar kolay değil. Bu nedenle birçokları adalardan ana karaya göç etmiş. Bugün bu adalarda birkaç yüz yerliden fazlası yaşamıyor.Adaların yapıldığı sazlar çabuk çürüyor. Özellikle de suyun altında kalan kısımları. Bu nedenle, üstten sürekli yeni sazların eklenmesi gerekiyor. Adaların üzerinde yürümek de pek kolay değil. Zemin yumuşak ve alışık olmayanlar için kimi zaman ayakta durmak bile güç. Efsaneye göre gerçek Uros kanı taşıyan yerliler, suyun dondurucu soğuğundan etkilenmez ve asla boğulmazlarmış. Tabii, bu işin efsane kısmı. Bilinen o ki, en son Uros kadını, 1959'da ölmüş. El işçiliğiyle ünlü Uroslar'ın yerinde, bugün Ayamara ve Keçhualar yaşıyor.
Yüzlerce yıldır gölün ortasında yüzen bu adalara ulaşım da, en az adalar kadar ilginç. Yerliler sazdan yapılmış tekneleri kullanıyorlar. Bu tekneler bazı araştırmacılara ilham vermiş. Onlara göre Uroslar'ın ataları Mısır'dan gelmiş... Bu sonuca varmalarının nedeni, sazdan teknelerin Mısır'daki papirüs teknelerin bir benzeri olması. Bu derece bir benzerlik herkesi şaşırtıyor elbette ama bu konu kesinlik kazanmış değil.

Teknelerin en büyük özelliği, baş kısımlarında ejderha kafaları bulunması. Bu tekneler sadece taşımacılıkta değil, aynı zamanda yerlilerin dini törenlerinde de kullanılıyorlar. Lamalar bu teknelerle gölün ortasına taşınıp, suyun ruhuna kurban ediliyor. Siz de suyun ruhuna teslim etmek üzere, yanınızda küçük bir tılsım götürün. Ve bu adalardan Uroslar'ın geleneksel el işmelerinden almadan ayrılmayın.'

Biz de ufakta olsa bir şeyler aldık. Tulga çocuklara nazar boncuğu takmaya başlayınca bütün adadakiler başına üşüştü.Neye yaradığını öğrenen büyük küçük herkes birar tane alabilmek için Tulga'nın çevresini sardı. Bir dahakisefere daha çok getirmek lazım.Peru'da dikkatimizi çeken değişik renklerdeki İnka Kolayıda burada denedik. Fena değil.Harika bir gün oldu ki burası lonely planet ve diğer kaynaklarda çok yer almıyor. Sağolasın Coşkun Abi.

Puno'da kaldığımız akşam modern ve şık restoranlarla dolu merkezindeki trafiğe kapalı caddede Poziitif isimli bir bara gittik. Duvarındaki Nemrut resmi dikkatimizi çekti sonra pek rastalanmayan bir şekilde barın üzerine asılan klasik Avustralya,İngiltere ve benzeri bayrakların yanında birde büyük Türk bayrağı asılı idi. Galiba barın sahibi gezip hayran kalmış ülkemize.

Burada kaldığınız gün pazar gününe denk gelirse ana caddeye kurulan pazarı mutlaka gezin. Aynı Burdur ve Bolu pazarları gibi köylüler yetiştirdikleri meyva ve sebzeyi, peyniri,zeytini,ekmeği ve sayısız şeyi burda satıyorlar. O beyaz peynirin tadı hala damağımda, pazarda fiyatlar ise kuruşla birde yakalarsanız mısır yemeyi ihmal etmeyin.
 
Puno'dan Cusco'ya geçiş
 
Puno'dan Cusco direk otobüsle 6-7 saat civarı sürüyor ve 10 dolar tutuyor. Fakat kitapta okuduğumuz İnka express dikkatimizi çekti. Bu yolculuğu 6 stop ile bir nevi tur haline getirmişler. Yolculuk sırasında İnka kalıntıları başta olmak üzere kolonyal dönemden kalma eserler, müzeler ziyaret ediliyor ve fiyatı 25 dolar. Fiyata yemek, çay,kahve,kola servisleri ve rehberlik hizmetleri dahil fakat yaklaşık 5-6 dolarda müze ve terihi yer girişlerine ödeniyor.Biz de bu yolu tercih ettik ve bizce verdiğimiz ücrete değdi.

Yolda ilk önce Pukara'daki tarih müzesini gezip Peru tarihi konusunda bilgi aldık, oradan yolculuğun en yüksek geçişinde 4335 metre La Raya pass'ta Volkanik dağ manzarasına uğradık ve Peru tandır kebabının tadına baktık ardından Sicuani'de mavi gözlü Lama ve Gine domuzu yetiştiren bir çiftliğe uğradık, Raqchi'de bence yolculuğun en önemli noktası olan İnka şehrini gezdik, açık büfe öğle yemeği yedik ve son olarakta Andahuayillas'ta kolonyal dönemden kalma bir kilise ve müzeye uğradık.Uyuklayarak bir yolculuk yapmaktansa gezip öğrenerek yolculuk yapmak hoşumuza gitti.

Cusco tarihi yapıları ile muhteşem bir şehir.Burdan izlenimlerimi Machu Pichu ile birlikte bir sonraki notlarda aktaracağım.Herkese çok selamlar...
Murat ve Yekta
bilgi@varunacafe.com

 

26.01.2008 Titicaca gölü-Bolivya

Uyuni'den maceralı bir yolculukla 17 saatte La Paz'a ulaştık.Yolun son 4 saati hariç balçık halini almış toprak yollardan ilerledik.Uyanık olduğum sıralarda hatırladığım 3 nehir geçişi yaptık. Tabi ki köprü yoktu.Son 4 saatte özellikle Oruro'dan sonra yol asfalttı.Yolda kulübe şeklinde kafeteryalarda çay içme ve arka duvarına gidip işeme molaları verdik.Aynı Myanmar'daki yolculuklarda olduğu gibi otobüsün koridorunada indirimli fiyattan tabure üstü yolcu alınmıştı.Kardeş kardeş sıkış tepiş gittik.Tulga yanında ki teyzemle fazla kardeş olunca telefonu cebinden uçtu belki de düştü.Kimseyi töhmet altına almayalım.Burada ki gezginler ağırlıklı olarak Fransız,Hollandalı ve Arjantinli.Hollandalılar aynı bizim gibi pek ispanyolca bilmiyorlar, Fransızlar dil benzerliği sayesinde hemen hemen dile hakimler, Arjantililer ise zaten aynı dili konuşuyorlar. Umarım gezi sonunda bizde İspanyolcamızı iyi bir seviyeye getiririz.
 
La Paz
 
La Paz'da lonely planet'ten seçtiğimiz Cactus Hostel'e yerleştik.Gecesi 27 bolivianos yani 3.5 dolar.Mutfağı var ama gece 10'dan sonra kapanıyor. Hostelde internet yok ama hemen bitişiğinde İnternet Cafe var ve saati 3 bolivianos. Odamızda bize özel duş ve tuvalet mevcut. Hatta oda girişinde bize ait masa ve sandelyelerin olduğu bir bölüm daha var. Cactus Hotel tarihi merkezde hemen San Fransisco Kilisesi'nin arka sokağında.Fiyatlardan da anlaşılacağı gibi Bolivya çok ucuz.Biz de biraz şımarıklık yapıp lüks restoranlarda yemek yiyip, şık kafelerde takıldık, klas barlarda içip, 100 yıllık şehir kulübünde kahvaltı yaptık. Buralarda ki fiyatları örnekleyeceğim artık ucuz yerlerde fiyatlar ne olabilir siz düşünün. Şehrin modern bölgesinde bizim Nişantaşı benzeri bir yerde çorba, et tabağı ve meyveden oluşan yemeğe 13 bolivianos (1.5 dolar), şık bir kafede 3 kişi ikişer filtre kahve, toplam 3 dolar, şehrin en popüler barında -Istanbul'daki Pano benzeri bir yerdi- Margarita ve Caiprinha'ya (şeker kamışı romu ile yapılan Mojito benzerı bır kokteyl) 3'er dolar, şehir kulübünde ise harika bir kahvaltıya 2 dolar ödedik. Taksiyle 1 dolara her yere gidilebiliyor.10 tane empanadas yani peynirli poğaça benzeri böreğe 1 dolar ödeniyor.2 gecede çok beğendiğimiz Küba restoranında akşam yemeklerini yedik. Duvarlarındaki küba motifleri ve fotoğrafları ile güzel bir atmosfer yaratılan A lo Cubana Restoran-Bar'da Bueno Vista Social Club eşliğinde Bolivya şarabı ve lezzetli Küba yemeklerinden oluşan ziyafete 3 kişi toplam 18 dolar verdik. Küba Restorant San Fransisco Kilisesinin hemen solundaki turistik cadde üzerinde.

İlk gün Güney Amerika ülkelerinden vize uğraşı vereceğimiz tek ülke olan Peru için vize işini hallettik. Peru konsolosluğuna iki fotoğraf ve pasaportlarımızı bırakıp, konsolos beyle kısa bir görüşme yapıp,1 aylık tek giriş vizesini ertesi günü aldık.Vizeyi almak için yakındaki bir bankaya 30'ar dolar yatırıp, pasaportlarında fotokopisini çektirdik. Peru konsolosluğu Estudientes meydanı yakınlarında ve adresi ise Av. 6 de Agosto esq. Pedro Salazar edif. Hilda No: 2455 Piso 4 Of.402.
Tel. 2121426-2440631.
 
Death Road- Dünyanın en tehlikeli yolunda bisiklete binmek
 
Arjantin ve Şili'de gezerken Bolivya'dan gelen bazı gezginlerin üzerinde Death Road t-shirt'leri görüp. Olayın ne olduğunu sormuştuk. Yeni yol yapılmadan önce Lapaz'a And dağlarını aşan çok tehlikeli toprak bir yoldan gelinirmiş. Derinliği 300 metreyi aşan uçurumların kenarından ilerleyen genişliği 3 metreyi aşmayan 40 km'lik bir yol.Yol 4700 metre yuksekikten başlıyor ve 1100 metreye kadar iniliyor. Bu yolda her yıl yüzlerce Bolivya'lı hayatını kaybedermiş. Yeni yol yapıldıktan sonra bu yol kapanmış. Acentalarda yolu adrenalin sever gezginlerin hizmetine açmiş. Bisikletle ölümle burun buruna yapılan bu 3 saatlik yolculukta keskin virajlarda hızını ayarlayamayan turistlerden de ölenler olmaya başlamış. Ölenlerin anısına düştükleri yerlere taşlar dikilmiş. Ama bu yolu denemek isteyen insan sayısı sürekli artmış.

Biz de tereddütlü tartışmalar yapsak da cesaretimizi toplayıp, her şey dahil bir günlük turu 35 dolar ödeyerek aldık. Son gece heyecandan uyumak biraz zor oldu. 2 saatlik minibüs yolculuğu ile parkurun başladığı noktaya geldik. Önce bisikletlerle asfalt yolda yine sürekli bayır aşağıya ortalama 50 km. hızla 21 km yol aldık ve Death Road'a ulaştık. Heyecanımızı bize sunulan muz ve çikolatalarla yatıştırdıktan sonra dar toprak yolda 4700 metrede sis bulutu içinde bisikletlerimize atladık.

Bu yükseklikte hava buz kestiği için eldivenden, acentanın verdiği albiseleri, kaskı her türlü malzemeyi giyinmiştik. Sisten uçurumun yüksekliği belli olmadığından 1 saat kadar yükseklik korkum pek etkilemedi fakat aşağılara indikçe sis dağıldı ve bir yandan muhteşem diğer yandan ürkütücü manzara ortaya çıktı. Bazı yerlerde yolda çöküntüler olduğu için bisikletleri elimizde geçirdik, 100 metre yüksekten akan şelalerin altından bisikletle geçtik. 2 kez de nehirden geçtik.Tulga,ben ve Yekta'nın dışında grubumuzda birde Arjantin'li arkadaş Pablo vardı.Tabi birde bisikleti çok iyi kullanan Bolivyalı rehberimiz Victor. Yolda bir virajın kenarında buradan 300 metre aşağıya 2001 yılında uçan ve hayatını kaybeden 21 yaşındaki İsrail'li bir kızın anısana dikilen taşı ziyaret ettik.Taş ve topraktan oluşan yolda hayatınızın bazen bir kaya parçasının dengenizi yitirmenize sebep olmasına bağlı olmasını düşünmek içimizi ürpertti.

Her sporun kendine göre tehlikeleri var. Tehlikeli sporlarda önemli olan disiplini ve konsantrasyonu kaybetmemek. Biz işin tehlikesini bilip ciddiyeti elden bırakmadık. Eğer bu sağlanabilirse, çok yüksek hızlara çıkılmadığı sürece bisikleti iyi kullanmak yeterli. Yolun sonunda ki köye ulaştığımızda herkes birbirini tebrik etti ve biralar açılıp başarı kutlandı. Bazı kısımlarda yağan sağanak yağmurdan sırılsıklam ıslanmıştık.1100 metreye indiğimizde sıcaklık 30 dereceye yaklaşmıştı. Yani bu yolda sıfır dereceden başlayıp 30 dereceye kadar değişik hava şartlarında da bisiklet kullandık.

Yolun sonunda vardığımız köy dağlar arasında kalan tropikal iklimli bir yer olduğu için buraya 5 yıldızlı bir otel yapılmış. Tura bu otellerden birinde duş, açık büfe yemek ve havuzda yüzmek de dahil. Yaklaşık 3 saatlik yolculukla akşam saatlerinde La Paz'a döndük. Yine tura dahil olan t-shirt'lerimiz, fotoğraf ve video çekimlerimizin bulunduğu CD hediye edildi. Artık biz de hakettiğimiz bu t-shirt'leri zevkle giyebiliriz.
 
La Paz Gezisi
 
Şehri gezmenin en kolay yolu turistler için hazırlanan ve 6 dolar karşılığı bir gün boyunca sizi şehrin en önemli yerlerine götüren kırmızı otobüse binmek. Koltuklardaki kulaklıklardan 7 dilde yapılan rehberlik hizmeti de var. Biz de sabah 8'de kalkıp 8.30 da hareket edecek olan otobüse binmek için İsabella Catholica meydanına gittik. Havada güzel olunca üstü açık olan otobüsün 2. katına çıktık. Fakat üst katta iseniz yolculuk sırasında köprü geçişlerinden ve elektrik kablolarından sakınmanız gerekli. Ayakta durduğunuz zaman ciddi tehlikeler söz konusu. Biz de yolculuğun hemen başında bir köprü geçişinde ciddi bir kaza atlattık.

Bu turla şehrin kolonyal kısmında bulunan katedrali, tarihi meydanları ve binaları gezdik, daha sonra tepedaki bir parka çıkarak şehrin fotoğraflarını çektik..Öğleden sonraki kısım modern yapıları içeren tur olduğu için katılmayıp aynı gün olan festivale gitmeye karar verdik.
Gittiğimiz festivalin adı Minyatür Festivali ve anladığımız kadarı ile herkes dilediği şeyin minyatürlerini alıp insanlara hediye ediyor. Ama hediyeyi alanın kaybetmemesi gerekiyor. Ortalık ana baba günü. Her yer küçük dolar ve eurolar, arabalar,evler,pasaportlar,bebekler ve bir çok minyatürler satan insanlarla dolu. Ama bu kalabalıklarda cepçilere dikkat etmek lazım. Nitekim Arjantin'li arkadaş Pablo'nun küçük dijital kamerası 'ceketin pislenmiş' numarasıyla cebinden uçtu gitti. Bol bol fortoğraf çektik ve kamera çekimi yaptık.

Festivalden sonra daha neler yapabileceğimizi öğrenmek için turizm ofisine uğradık. Tatlı bir kız bize tavsiyelerde bulundu. Harita üzerinde yapabileceklerimizi anlatıp, 2 de harita hediye etti.Türk olduğumuzu öğrenince ilk kez Türk görmenin mutluluğu ile yüzü gülücüklerle doldu. Ondan aldığımız tavsiye ile kolonyal bölgede restore edilmiş ve müzelerle dolu güzel bir sokağa gittik. Yarım dolar ödeyerek 4 müze gezdik ve gelenekleri,tarihleri ve bağımsizlık savaşları konusunda değerli bilgiler edindik. Bir de bağımsızlık savaşının kahramanlarından adı şehrin en önemli meydanına verilen Pedro Domingo Murillo'nun evini ziyaret ettik.

Bu ülkeyi çok sevdim. Bu yüzden Varuna Gezgin'e asmak için bir Bolivya bayrağı satın aldım.Bu arada Bolivya'nın ilginç tarihini, Simon Bolivar'ı, çevre ülkelerle olan sorunlarını,ekonomik durumunu, bu bölge halklarının İspanyol,Fransız ve Hollanda'lı sömürgecilerden çektikleri acıları, şu anki başkan Morales'i, 4000 metrede nasıl futbol oynayabildiklerini, son yıllarda yaşanan nüfus patlamasını, müziklerini, yemeklerini ve daha bir çok yazmak istediğim şeyi ilerde aktarmaya çalışacağım.

La Paz'dan 4 saatlik otobüs yolculuğu ile İnka'ların kutsal gölü Titicaca kenarındaki Copacabana'ya geldik. Ortalık sırt çantalı kaynıyor.Barlar,restoranlar,tam bir nefes alıp dinlenme yeri, tabi mümkünse! Yükseklik 3800 metre! Biraz önce gölün üzerinde harika bir güneş batımı izledik. Yekta yemek için bekliyor. herkese selamlar..

Murat ve Yekta
bilgi@varunacafe.com

 

21.01.2008 Uyuni - Bolivya


5 gündür çöllerde geziyoruz. Önce kuzey Şili'de ki Atacama çölünü daha sonra ise Bolivya tarafında ki Uyuni çölünü gezdik. Modern dünyadan çok uzak buralar, kerpiç evler,toprak yollar,yerel kıyafetli insanlar,3000-5000 metre arası yükseklikte yaşam, sonsuz, ıssız, ürkütücü çöller. Gezerken modern dünyadan ne kadar uzaklaşırsak günlerimiz de o kadar dolu ve tatmin edici geçiyor. Yine bu son 5 gün haftalar gibi geldi.



San Pedro de Atacama
 
Santiago'dan otobüsle aynı fiyata gelen Aerolines del sur Havayolları'nın 105 dolarlık uçuşu ile 2 saatte Calama Havaalanı'na indik. Otobüs ile gelse idik Turbus Şirketinin direkt San Pedro'ya giden otobüsüne 100 dolar ödeyerek yaklaşık 25 saatlik bir yolculuk yapacaktık. Calama Havaalanı'ndan 100 km. uzaklıkta ki San Pedro de Atacama'ya saat başı shuttle otobusler çalışıyor. 10 dolar ödeyerek otobüse atladık.Bizi Tulga ile buluşmak için anlaştığımız La Ruca Hostelin önünde indirdiler. Tulga'nın ayırdığı 3 kişilik odaya eşyalarımızı atıp, hep birlikte kasabanın sokaklarına daldık. Tek katlı çoğu kerpiçten evler ve turistlerle dolu toprak sokaklar.

Kasaba'daki evlerin hemen hemen hepsi hostel işi yapıyor ve buna rağmen kalacak yer bulmak çok zor. Bu yoğunluk fiyatlara da yansımış. Biz gayet basit döşeli 3 kişilik odaya 55 dolar ödedik. Yani kişi başı 18 dolar düştü. Kerpiç evlerin bir çoğuna da güzel restoranlar, hediyelik eşyacılar, barlar, internet cafeler yapılmış.Bütçe disiplinini burada hiç bozmadık.Bütün yemeklerimizi marketten alışveriş yaparak hostelde yaptık.Ucuz yemek arayanlar için ise hazır kızartılmış tavuk satan Chicken Shop'u öneririz.Bu kasaba da adres vermeye gerek yok çünkü topu topu 3 cadde yada sokak var birbirine paralel.Bunlardan Caracoles ana cadde. Bizde burda yer alan acentelerden biri olan Colque'den 2 tur satın aldık. İlki çevredeki gezilecek yerleri kapsayan günlük tur ki buna 10 dolar ödedik. Diğeri ise 3 günlük Uyuni turu, buna da her şey dahil 90'ar dolar ödedik.
 
San Pedro de Atacama Çevresi
 
Bu gezide başlıca görülecek yerler 'Valle de Muerte' ve 'Valle de la Luna' yani Ölüm ve Ay vadileri. Ölüm vadisinin girişinde otobüs bizi 1 saat sonra diğer ucundan almak üzere bıraktı.Vadinin fiziki yapısı çok etkileyici. İlk kısmında dar bir geçitten geçiliyor.Sonra insanların Sand Boarding yapmak için geldikleri ince kumla kaplı eğimli bir araziye ulaşılıyor. Denemedik ama eğlenceli bir spora benziyordu.Kaymak bir yana dengenizi kaybedip kumlarda aşağı yuvarlanmak bile zevkli olsa gerek. Vadiyi bisikletlerle geçenleri görünce 2. gün bizde bisiklet kiralama kararı aldık. Son kısım yine değişik kayalarla süslü bir geçit.

Ay vadisine bu ismin veriliş nedeni yüzey şekli olarak dünyada ay yüzeyine en benzer yer olması. Vadiye giriş ücreti olarak 4 dolar ödedik. Önce eskiden tuz madenlerinin yer aldığı ve sanki kırağı düşmüş gibi yer yer beyaz renklere bürünmüş bir bölgeyi gezdik. Mağaralara girip tuz kristallerini gördük. Buralarda yürürken sanki gerçek değilmişte bir film setinde yürüyormuşum gibi hissettim.
Buradan şekil olarak Anfi tiyatro şekline benzeyen neredeyse bir stadyum büyüklüğünde ki kayaya uğrayarak fotoğraflar çektik. En son ise bütün vadiyi izleyebildiğiniz bir tepeden gün batımını seyrettik.

Tur sırasında yine toprakta bulunan minerallerden dolayı fiziki olarak değişik yapı ve renklere bürünmüş bir iki yere daha uğradık. 10 dolarlık fiyatla gayet doyurucu bir gezi oldu.Bu çevrede görmek istediğimiz bir de Gayzer vardı ama yolda ki çökme yüzünden ulaşmak imkansız olunca gidemedik.

İlk gün akşamı hostelde takıldık.Kalanlar Fransız ve Hollandalı yoğunlukta idi. La Ruca'nın geniş bir bahçesi ve bahçeye bakan odaları var. Makarnamızı ve salatamızı hazırladık. Yanına da hazır tavuklardan alınca güzel bir ziyafet oldu. Meyvalarımızı da yedikten sonra biralarımızı açtık.İyice yorgunluk çökmüştü.Geç saatlerde yine yağmur başladı. Dünyanın en kuru çölü olarak ün yapan bir yerde 2 gün üst üste yağmur yağıyordu. Galiba bereketli geldik.Ama yollar toprak olunca da yağmur pek hayırlı olmuyor tabi ki.
 
Bisiklet gezisi
 
Sabah saat 8'de kalkıp bisikletlerimizi kiraladık.Birde çevreyi gösteren bir harita edinip yollara düştük.Tabi 2800 metre yüksekte olduğumuzu hesaba katmamıştık. Kasaba çıkışında ki ilk bayırda dilimiz dışarı çıkmaya başladı.Oksijen azlığı nefes almayı zorlaştırıyor, insanın içinde sanki canı çok sıkkınmış gibi daral hissi yaratıyor. Zor da olsa Catarpe'nin İnka kalıntılarının bulunduğu bölgeye ulaştık. İnka başlarının fotoğraflarını çektik. Arkeolojik bölgenin içlerine doğru ilerlerken çamur akan bir kısmı bataklık geniş bir nehir çıktı karşımıza. Tulga ve ben bisikletlerle daldık nehre, biraz zorda olsa geçtik. Yekta ise nehir kenarında bekledi bizi. Öğlen saat 2 gibi hostele döndük. Bir hayli yorulmuştuk. Aslında öğleden sonra için planımız bisikletlerle sınırı geçerek göl kenarına gitmekti. Ama sıcak öyle yakıcı idi ki bir siesta iyi gelir deyip uzandık. Uyandığımızda hava kararmak üzere idi. Gidip ancak bisikletleri teslim edebildik.

Gene güzel bir akşam yemeği hazırladık kendimize.Yemek sonrası ise Hollandalıların ve Estonyalı bir kızın bulunduğu grupla Avrupa birliği, Politika, dünya düzeni üzerine muhabbete daldık. Tabi ki böyle durumlarda her zaman olduğu gibi bu muhabbete biralar yeterli olmadı ve gece saat 12 gibi ana cadde üzerinde ki bir bara gittik.Barıda kapatıp hostelin bahçesinde bir süre daha muhabbet ettikten sonra tartışmalardan yorgun düşüp uyuduk.
 
Uyuni yolculuğu
 
Sabah saat 7 gibi kalkarak, kahvaltımızı yapıp, yolculuk için sandiviçler hazırladık. 3 şişede su aldık. Saat 8'de acentanın önünden bizi bolivya sınırına kadar götürecek otobüse bindik. 5 dakika sonra Şili sınır kapısında idik.Çıkış işlemlerimizin yapılması için yarım saat kadar bekledik.Şöför işlemleri halledip geldi. Tekrar yola koyulduk. Arada ki tampon bölge biraz geniş çünkü arada And dağları uzanıyor. 4500 metreye ulaştıımızda şöför kenara çekip herkesin kendisini nasıl hissettiğini sordu. Biraz nefes darlığı dışında pek bir problemi olan yoktu.Bu bölgenin eskiden tek geçim kaynağının bu dağlarda ki maden yatakları olduğunu anlattı.Hemen aklımıza Che Guevra'nın günlüklerinde geçen San Pedro Atacama anıları geldi. Sonra üzerinde bulunduğumuz asfalt yolun Arjantin sınırına ve Salta'ya giden yol olduğunu, yan taraftaki uçsuz bucaksık çöl üzeride yer alan belli belirsiz teker izlerininde Bolivya'ya giden yol olduğunu söyleyip direksiyonu çöle doğru kırdı. Başta şaka yapıyor sanmıştık ama sonraki 3 günümüz tamamen bu hiç bir işaretin olmadığı toprak yollarda geçti.Yarım saat sonra yokluğun ortasında kulübe benzeri bir binanın önünde durduk. Kulübenin yanında ki direğe asılı bayraktan anladık ki Bolivya sınır kapısındaydık. Yekta görevliye tuvalet varmı diye sordu. Evet var diyerek yaklaşık 50 metre ilerde ki tekerleksiz otobüs hurdasını işaret etti. Bienvenidos a Bolivia yani Bolivya'ya hoşgeldiniz.

Arrival kağıtlarımızı doldurup 18 bolivianos yaklaşık 2 dolar giriş ücretinide ödeyip Bolivya topraklarına ayak bastık. 1 dolar 7.5 bolivianosa denk geliyor. Ama biz San Pedro'da ki acentada mecburen 20'şer doları 5 bolivianosa denk gelen kurdan bozdurmuştuk.Biraz kazık olmuş ama başkada şans yoktu.Yolculuğun burdan sonrasına 4x4 Toyota jiplerle devam edeceğiz. 17 kişilik grubumuz 3'e ayrıldı. İngiliz bir çiftle birlikte 5 kişilik grup olduk. Şöförümüz Marcos çantalarımızı jipin üstüne yerleştirip, güzelce paketledi. Bu turların 7 kişi yapıldığını duymuştuk ama 5 kişi olunca araç bize yayla gibi geldi.

İlk durağımız kahvaltımızı yapacağımız 'Laguna Blanka'. Laguna göl demek blanka ise beyaz. Gölde ki flamingo sürülerini görünce göl kenarına iniyoruz ama biz yaklaştıkça onlar uzaklaşıyor. Göl,dağlar ve gökyüzü harika bir manzara oluşturuyor. Renkler çok canlı. Bir kaç poz çekip, nefes nefese 20 metrelik bayırı tırmanarak eve ulaşıp kahvaltımızı yaptık.Sırada 'Laguna Verde' var. Rüzgar estiği zaman gölün rengi bulundurduğu kükürt ve bakırdan dolayı yeşil oluyormuş. Yine renkler bir harika. Yolculuğumuza adını Dali'nin resimlerine benzeyen yapısından alan Salvador Dali Çölü ile devam ediyoruz. Oradan sonra termal sularda yüzme molası veriyoruz. Hava biraz rüzgarlı ve serin ama su sıcak olunca kaçmaz diye düşünüp Tulga ile hemen soyunup girdik havuza. 10 dakika kadar kaldık. Gezi programımız çok yoğun bu çölün bu kadar görülecek yeri olduğu hiç aklıma gelmemişti.

Sırada Gayzerler var. 'Sol de Manana' San Pedro'da göremediğimiz Tatio Gayzerinden oluşan burukluğu siliyor.Her yer fokurduyor. Suyun sıcaklığı 90 derece ve buharı 3-4 metre yüksekliğe kadar yayılıyor. Genelde su gri renkli fakat kırmızı olan çukurda var.Bazı yerlerden fışkıran su 1 metre yüksekliğe kadar çıkıyor. Gayzerlerden ayrılarak konaklayacağımız Eduardo Avarua ulusal parkına doğru ilerliyoruz.Yolda Marcos 4870 metreden geçtiğimizi hatırlatıyor.Nefes almak gittikçe zorlaşıyor ve baş ağrısıda başladı. Kampın yanında yer alan Colarado gölünde fotoğraf çekmek için durduk. Arabaya geri bindiğimizde bir süprizle karşılaşıyoruz.Araba çalışmıyor. Zaten yükseklikten darallar gelirken bi anda kendimizi araba iterken buluyoruz. 2 dakika kadar itiyoruz ama bu nasıl bir yorgunluktur.Dizlerim tutmuyor, bir adım daha atacak halim yok. Neyseki Marcos uğraşarak çalıştırmayı başarıyor ve o an sanki bizi beklermiş gibi bir anda gök boşalıyor. Bilmesek çöldesiniz deseler inanmayız. Kampa varıp odalarımıza yerleştik. Öğle yemeğini yiyip hemen uzanıyoruz. Boğaz kuruluğu ve baş ağrısı sürüyor.Akşama kadar uyuduk.Yavaş yavaş alışıyoruz. Bir şarap alıp Yekta'nın doğum gününü kutladık. Fazla hızlı hareket etmemek ve çok yemek yememek rakımın getirdiği etkileri azaltıyor.

Sabah saat 8 gibi kalkarak kahvaltımızı yaptık.Basınçtan dolayı rahat uyuyamamanın tatsızlığı herkesin yüzünden okunuyor.Gene program yoğun.Sırası ile Kaya Ormanı,Zamaritas,Edionda ve Canapa gölleri,La Rucas Vadisinde duruyoruz.Doğa ve renkler gene çok etkileyici. Güzel kareler yakalamak için burada profosyonel olmaya gerek yok. Öğle yemeği için Alota isimli bir köyde duruyoruz. Yemek hazır olana kadar çevreyi gezerek köylülerle muhabbet ettik. Güler yüzlü insanlar. Köyde meydanda yer alan güzel bir kiliseleri var. Öğlen iki gibi Uyuni'ye doğru yola koyuluyoruz. Yolda San Cristobal kasabasında kısa bir ihtiyaç molası veriyoruz. Burada köylülerin koka çayı sattığını görüp hemen bir poşet dolusu alıyoruz.Koka çayı kandaki akyuvar oranını artırarak tansiyonu ayarlıyor,kan dolaşımını düzenliyor,yüksekliğin getirdiği basınç farkını toparlıyor. Bir tutam yaprağı ağzınıza atarak,çiğneyerek top haline getiriyorsunuz ve yanağınızda 1 saat bekletiyorsunuz. Bu konuşmanızı veya yemenizi,içmenizi engellemiyor.Bizi gören diğerlerinden de alanlar oluyor. Tulga bu işi çok sevdi, yanağı sürekli şişik.Ama işe yaradığıda kesin.

Akşam saat 5 gibi Uyuni girişinde yer alan tren mezarlığını ziyaret ettik.Eski trenlerin içinde dolaşıp fotoğraflar çektik.Burdan sonra Marcos bizi kalacağımız otele bıraktı.Eşyaları bırakıp Tulga ile ertesi akşam için La Paz'a 10 dolara bilet aldık. Şehrin sokaklarında dolaşıp akşam yemeğine kadar vakit geçirdik.Yağmur ara ara yağmaya devam ediyor.
 
Salar de Uyuni
 
Yolculuğun herkesin merakla beklediği son gününde Güney Amerika'nın en görülesi yerlerinden biri olan Uyuni tuz çölüne gidiyoruz. Gece boyu yağan yağmurdan toprak yol çamur deryasına dönmüş.Yolda kalan araçların yanından geçerek yaklaşık 1 saatte çölün yakınındaki köye ulaştık.Bolivya'nın yolları gerçekten içler acısı.Köylü halk tuzdan yaptıkları hediyelik eşyaları kurdukları standlarda satmaya çalışıyor.Tulga yanında getirdiği nazar boncuklarını daha önce bir kaç yerdede yaptığı gibi çocuklara takınca hepsinin çok hoşuna gitti.
Köyden ayrılıp çöle doğru yola koyuluyoruz. Bu seferde benzin bitiyor.Jipin üstündeki bidonu indirip bir hortum yardımı ile arabaya benzin aktarıyoruz.En azından itmekten daha az yorucu oluyor. Sonunda çöle vardık.Uçsuz bucaksız beyazlık içinde yol alırken bulutların üzerinde uçuyormuş gibi hissettik. Bir kaç yerde durup bir çok fotoğraf çektik. Fotoğraf çekmeyi sevenler için eşsiz bir yer.Tuzla kaplı bembeyaz gölün suyunda ki yansımalar olağanüstü sahneler yaratıyor.Gölde yer alan tuz otele giderek kafesinden yaptığımız alışveriş karşılığında içinde yer alan müzeyi gezerek fotoğrafladık. Çölde ise herkes sudaki yansımalardan eğlenceli fotolar çıkarmak için şekilden şekile girerek ilginç pozlar verdi. 3-4 gündür yağan yağmur yüzünden gölün ortasında yer alan adaya yükselen sular izin vermediği için gidemedik.Ama her türlü aksiliklere rahmen dünyanın en büyük tuz çölünde güzel bir gün geçirdik.

Dönüş yolunda yağmurda şiddetini arttırınca bataklıklarda yol alarak hayli zor bir şekilde Uyuni'ye döndük. Bu akşam aynı yolu kullanarak 13 saatlik bir yolculukla başkent La paz'a geçeceğiz. Umarım sapasağlam varırız.Yağmur hızını artırarak devam ediyor.Şans yanımızda olsun.

Murat ve Yekta
bilgi@varunacafe.com

 

16.01.2008 Santiago - Şİli

Kuzey yolculuğunun başlangıcı olacak Atacama ve Uyuni'ye geçmeden önce daha önce Mısır'da birlikte gezip arkadaş olduğumuz Romina ve Felipe'nin evlerinde temizlenip paklandık. Torres Del Paine'den beri ıslak kalan giyecekleri 3-4 defa yıkamak gerekti. Sağolsun Romina'nın annesi İris çok uğraştı elbiselerimizle. 5 gündür buradayız ve rahata çok alıştık. Çöllere adapte olmak biraz zor olacak ama yollarıda özledik. Kurtlar oynaşmaya başlıyor bir yerde uzun süre kalınca.


 
Bu sürede bol bol yol notları okudum. Barış'ı, Cüneyt'i, Arzu'yu ve Özlem'i zaten ezberledim okuya okuya. Cem Atacık ve Osman Demirağ'ın notlarınıda okudum.Guney Amerika'dan sıkılınca Meltem Yaşar'ın son Kenya gezisine geçtim, Arzu'nun uzakdoğu yolculuğuna takıldım, Özlem'in Fas ve Çıldır gölü yazılarına baktım. Eskişehir'den de bir çok öğrenci yarı tatilde Mısır, Suriye, Ürdün rotasına gidiyor. Bunları duydukça mutlu oluyoruz.
 
Pasaport haberine de sevindim artık bizimde kolay anlaşılabilir bir pasaportumuz olacak. İnşallah!! 2008 de dağıtacaklarmış yenilerini ve 5-6 Avrupa ülkesinin pasaportlarında inceleme yapılıp belirlenmiş. Gerçi incelemeye gerek yok sadece numara, geçerlilik süresi,dogum tarihi,isim gibi şeyleri aynı sayfaya toplasalar biz bu çileden kurtuluruz. Her sınırda her uçağa binerken. Numara nerede şurda, geçerlilik süresi arka sayfada, doğum tarihi bir önceki sayfada, hem bize hemde memurlara çile oluyor.
 

Bir de sigara haberi vardı. O da kısa sürede uygulanır inşallah. Direnenler olacaktır ama dünyada belki bizle birlikte 1-2 ülke kaldı bu çağ dışı uygulamayı sürdüren. Biz de sigara kullanıyoruz ama bahçeye ya da kapı önüne çıkıp içip geliyoruz. Duman altında kalmak günde 1 paket sigara içmekten çok çok daha tehlikeli. Umarım kısa sürede alışılır bizde de bu uygulamaya ve cezalar sıkı uygulanır.
 
Çantalar toplandı..Bir veda yemeği var birazdan bizim için hazırlanan. Santiago'da ki bütün arkadaşlara sonsuz teşekkürler buradan, umarım hep mutlu olurlar.
 
Murat ve Yekta

 

11.01.2008 Punto Arenas - Şili
 
Gitmeden 'I survived W trekking' t-shirt'lerini görüp, abartmışlar diye düşünmüştüm. Ama trekking sonrasında bir şeyi başarmanın tadı ancak bu kadar yaşanabilir.70 km yol, herkeste ortalama 15-20 kilo arası yük, onlarca dağ geçişi, yağmur,çamur,bataklık,ayakta zor durabildiğiniz sertlikte rüzgar,kar,dolu,uçurum,dondurucu soğuk,terleten sıcak,kurumayan elbiseler,ıslak uyku tulumları daha bir trekking'i survivor haline getirebilecek onlarca şey bu 70 km'de yaşanıyor.Peki bunlar için mi bu kadar insan (hatta bir Çek çocukla tanıştık sadece bu trekking'i yapmak için 8 günlüğüne gelmişti) buraya geliyor.Hayır tabi ki.Tırmanışın sonunda bir anda karşınıza çıkınca dumura uğratan Torres yani kuleler, ihtişamlı görüntüsü ve sanki ona yaklaşmanızı engellemeye çalışan rüzgarı ile French Walley ve Moreno'dan hiçte aşağı kalmayan Grey Glayzer W rotasının 3 üst uç noktası olarak baş roldeler fakat masmavi göller, bir şey haykırmak istercesine hiddetle akan şelaleler,yemyeşil ormanlar,karlı dağlar,hayvanlar,çiçekler,glayzerler,her yerden fışkıran kana kana içtiğimiz sular,güzel dostluklar,paylaşılan yemekler,gaz ocakları,sigaralar,ortak çekilen çileler,içilen içkiler..Daha çok şey yazasım var ama yaşamak en güzeli galiba.

Torres Del Paine Ulusal parkında başlıca 2 rota var. Bunlar 4-5 gün arasında yapılan W ve 8-10 gün arasında yapılan Circuit.Circuit rotası ile Torres,French Walley ve Grey Glayzer'in çevrelerinden dolaşıldığı için bütün açıları ile bu güzellikleri görmek mümkün oluyor. Ama rehbersiz veya tek yapmaya kalkmak çok tehlikeli. 4. gün Çek arkadaşı gördüğümüzde bir gece az daha donmak üzere olduğunu söyledi.O da çadırı olmadan bu işe kalkışarak biraz uçmuştu tabi ki.


 
Puerto Natales
 
Ushuaia'dan kurtulup 16 saatte Puerto Natales'e ulaştık. Fransız arkadaşlar Raphael,Micheal ve Marrie ile bulaşmak için sözleştiğimiz yer olan Hostel Paulette'e gittik. Onlar gelip yerleşmişler bize de 2 kişilik yer ayırmışlardı.Bu küçük kasabada Esmeralda caddesi üzerinde yer alan bu hostele bir geceliğine kahvaltı dahil 10 dolar ödedik. Sabah çok iş olduğu için birer sandiviç ile akşam yemeğini geçiştirip uyuduk.


 

 

Torres Del Paine Ulusal Parkı

1.gün
 
Sabah 8.00, 10.30 ve öğleden sonra 14.30 da olmak üzere parka 3 otobüs kalkıyor. Biz market alışverişi yapmamız gerektiği için öğlen arabasına 10 bin pezos yani 20 dolardan gidiş dönüş bilet aldık. Fransızlar akşamdan aldıkları için 10.30 arabası ile gittiler. Saat 10'da açılan super marketten 70 dolar ödeyerek çorba, makarna, pilav, çukulata, kahve, çay, kaşar, salam, ekmek başta olmak üzere 4 gün 2 kişiye yetecek kadar malzeme aldık. Geceliği toplam 19 dolardan 2 kişilik çadır, 2 uyku tulumu, 2 mat kiraladık. Başka bir dükkandan ise tabak,çatal,kaşık,kupa gibi kampta lazım olacak eksikleri tamamladık.Aynen Barış Akkiriş'in anlattığı gibi maliyetler göz önüne alınırsa dağlarda çadırda kalmak burada bir hayli pahalı.Fransızlar da olduğu için gazlı ocak almadık ama onun yerine ekstradan bir şişe şarap attık çantaya.


Park girişine toprak yolda hoplaya zıplaya 2 saatte ulaştık. Gene pamuk eller cebe, giriş ücreti 30 dolar.2 dolarda kapıdan trekkingin başlama noktasına giden minibüse ödeyip rahatladık. W rotasının Torrelerin bulunduğu kolunun ortalarında yer alan Chilone kampına ilk yarısı tırmanış sonrası iniş yaklaşık 2.5 saatte ulaştık. Hava çok güzel olduğu için neşeler yerinde idi. Fransızlar 4 km uzaktaki torreleri görüp gelmişlerdi.Saat 8'i geçtiği için yarın gideriz deyip çadırımızı kurduk.Kamp yerinde büyük ahşap bir ev var. Burada gecesi 40 dolar, yemeklerle 80 dolardan tuzlu trekking'çiler konaklıyor. Bizde aralarından geçip restoranın tuvalet ve banyosunu kullanıyoruz. Hemen arkada ki ormana çadır kurduğumuz için ise bu evin işletmecisine 7 dolar ödüyoruz.Hiç adil değil.


 
2. gün
 
Daha ilk gece sanki hoş geldiniz der gibi sabaha kadar hiç durmadan yağmur yağdı. Akşamki güzel havaya aldanıp önlemleri sıkı sıkı almadığımız için eşyaların yarısı,uyku tulumları ıslandı. Moralsiz başladık güne.Hava kapalı olunca öğlene kadar çay ,kahve içip bekledik Torre'lere gitmek için. Saat 1 gibi 4 km'lik yolu son 1 saati hayli zor 2.5 saatte alarak ulaştık izleme noktasına. 3 saat kadar bulutların izin verdiği ölçüde görebildik ama bir önceki günkü netlik yoktu.Akşama doğru çıkan güneşte ıslanan eşyaları kurutmaya çalıştık.
 
3. gün
 
Gece yine yağmur yağdı ama bu sefer gardımızı almıştık. Fazla hasarsız sabah saat 7 gibi kalkıp çadırları ve eşyaları topladık.Kampinge hiç bir şey ödemeden yola koyulduk. Bir kaç kez tuvaleti bir kezde duşu kullanmıştık, oda onlardan oluversin artık. Fransız Vadisine yaklaşık 22 km yolu 7 saatte yürüdük. Çantalarla canımız çıktı. Bu dağ son olur diye çıktık her birine ama yenisi çıktı hemen ardından,bir yağmur ki sanki yüzüne buz gibi su atarcasına, hemen ardına bir güneş ki tişört bile fazla geliyordu.Vadiye varmamızdan önceki son bir saati hiç unutmayacağım. Ben artık adım atamayacak haldeyken sırtında 15 kilo yükle Yekta kendini o kadar zorladı ki artık balon gibi olan dizinin yan tarafı iş görmez hale gelmişti.Üstüne yağmurla karışık buz gibi esen, yürümenize izin vermeyen rüzgarda başlayınca son anlar kabus gibi oldu.

Fransız vadisinin girişinde sert rüzgardan kafanızı kaldırabilir ve yukarı bakabilirseniz kar ve buzla kaplı heybetli bir dağ çok yakınınızda size bakıyor, eteklerinden ise gürül gürül bir dere akıyor.Vadinin az içinde sık ve yüksek ağaçlarla kaplı İtalyan kampı sert doğa koşullarından korunmuş.Bu kampta sadece çadırcılar var ve ücretsiz.Vadinin çok gizemli bir havası var ki insan kendini korku tünelinde gibi hissediyor.

Çadırı kurduk. Artık yürüyemez hale gelen Yekta hemen bir şeyler atıştırıp dizini dinlendirmek için yattı.Bizde gazımız bittiği için yasak olmasına rağmen dere kenarında keskin rüzgar ve yağmur altında ateş yakmayı becerip, pilav yaptık.Artık kuru hiç bir şeyim kalmamıştı.Gece yağan yağmur ağaçlar koruduğu için pek etkilemedi ama rüzgar inanılmazdı. Sanki çadırı formula 1 pistinin yanına kurmuşuz ve sıra sıra arabalar geçiyormuş hissi veriyordu.
 
4. gün
 
Sabah Campo Grande'ye doğru yola çıktık. Yekta artık dizini bükmeden yürümeye çalışıyordu.Fazla hızlı hareket etmeden yavaş yavaş yürüdük. Yolda italyan bir çiftte Yekta'ya kampta verirsin diye iki baton verince yürümesi biraz daha kolay oldu.Campo Grande'de öğleden sonra Yekta çadırcılar için yapılmış mutfakta dinlenirken Fransızlar ve bende Grey Glayzer'e uzun bir yürüyüş yapıp geldik.Artık derman denen şeyden eser kalmamıştı. Saat 18.30 'daki son katamaran ve ardından otobüsle Puerto Natales'e döndük.

Hostel Paulette'te yer olmadığı için karşısında yer alan Casa Teresa'da konakladık. Teresa çok tatlı bir teyze. Çok memnun kaldık.Puerto Natales ufak bir yer, o yüzden boş bir gün geçmek bilmiyor. Artık güney yolculuğunu tamamlayacağımız yer olan Punto Arenas'tayız.Otobusle yaklaşık 80 saat süren Santiago'ya bu sefer uçarak dönüyoruz.200 dolar ödedik ama heralde otobüsler daha fazla tutardı.Daha sonra otobüsle San Pedro de Atacama ve Uyuni ile başlayarak kuzeye yöneleceğiz.
İki yıl önce Barış'ın notlarında severek okuduğumuz bir kısım ile bu yazıyı bitireyim..Herkese selamlar...bilgi@varunacafe.com...Murat ve Yekta..

Torres del Paine'in en guzel yonlerinden biri de dogal hayati, tabii en ozeli ise Puma'lar!! Tabii ki Puma falan goremedim; ama parkin kapisindaki 'Puma Talimatnamesi' cok hosuma gitti; birgun Puma gorurseniz sizin de isinize yarar!
1) En onemli kural: Pumayla hic karsilasmamak! Buyuk sans(sizlik?) sonucu Puma gordunuzse (ve o daha sizi gormediyse) hemen -yavas yavas- oradan uzaklasin! Yok o da sizi gordu, okumaya devam edin...
2) Oldugunuz yerde durun, pumanin gozlerine bakin; sakin arkanizi donup kacmaya baslamayin!Oldugunuzdan buyuk gorunmek icin montunuzu / elinizi / kolunuzu kaldirin; iyice sisinin!
3) Kafasini egmis, kulaklarini indirmis, dislerini gosterip hirlayarak size mi geliyor? 'Hayir'sa, puma sikilana kadar 2 nolu pozisyonda devam edin. 'Evet'se buyuk ihtimal ayvayi yediniz, okumaya devam edin!
4) Cok yaklasmis ve saldirgan tavirlar icindeyse, siz de bagirip cagirmaya baslayin, daha da sisinin; pumaya koseye sikistirildigi hissini vermemek icin gececegi bir yer birakin...Herhalde o da korkuyordur. Hala uzerinize dogru mu geliyor? Okuyun okuyun...
5) Atlama pozisyonu aldi (kedi gibi),kuyrugunu zigzag yapiyor! Elinize tas / sopa ne bulursaniz alip firlatin! Dikkat, bu asama cok kritik, ya canini acitip kaciracaksiniz, ya da daha da sinirlendireceksiniz hehe!
6) Ilk 5 maddeyi uygulamaniza ragmen uzerinize atladi, sizi yiyecek; var gucunuzle savasin, mucadeleyi birakmayin! (Aynen boyle yaziyor!) Yani diyorlar ki aslanlar gibi savasarak yenilin bari...

 

04-01-2008 Ushuaia - Arajantin
 
Bir haftadır dünyanın dibine vurduk ve çıkacak yol arıyoruz.Butun uçaklar, otobüsler,gemiler dolu. Sonunda bir yer bulabildik (inşallah bir aksilik çıkmaz) Punta Arenas'a, oradan da Puerto Natales'e.3-4 saat sonra otobüsümüz kalkacak ve yaklaşık 17 saat sonra Torres Del Paine'de yapacağımız 4 günlük trekking için Puerto Natales'e varacağız.Sonra güneyde ki yolculuğumuz bitecek ve Bolivya sınırına Atacama'ya doğru yöneleceğiz. Heralde Atacama bir 5000 km vardır buralardan,artık inşallah şansımız yaver giderde bir kısmına ucuz bir uçak buluruz.
 
El Calafate
 
Bariloche'den 2 aktarmalı, 30 küsür saatlik yolculukla El Calafate'ye vardık. Daha önceden Lonely Planet'ten bakarak gitmeyi planladığımız Hostel del Glaciar'in minibüsü terminalde bekliyormuş. Hemen atlayıp odalarımıza yerleştik ve sıcak duşa attık kendimizi. Şehir merkezinde değil ama temiz ve güzel bir hostel.Merkeze de yürüyerek 10 dakika uzaklıkta. Çok geniş bir mutfağı ve yaklaşık 100 kişiyi ağırlayabilecek oda kapasitesi var. Güzel bir bahçesi ve yemek serviside yapan barı var. Kahvaltı dahil 4 kişilk dorm odaya gecelik 25 pezos yani 8 dolar civarı bir para ödedik.

Bu küçük kasabada yapacak fazla şey yok. Ama güzel Arjantin yemeklerinden oluşan açık büfe restoranlara 30 pezo yani 10 dolar ödeyerek saatlerce canınız ne çekerse yiyebilirsiniz.Ben artık etten baydım. Artık hemen hemen her öğün yemeğimizi hostelde kendimiz hazırlıyoruz. Super marketten 10 pezoya 4 kişiyi doyuracak kadar malzeme alınabiliyor.3 pezo gibi bir meblaya et,pilav,salata ve meyvadan oluşan bir ziyafet çekmiş oluyorsunuz. Hemde tuzu,biberi,zeytin yağı ne isterseniz keyfinize göre oluyor. Hostellerde ki mutfaklarda yağ,tuz,şeker,baharat,çay,kahve gibi şeyler bulunuyor.Yemek yaparken dünyanın değişik yerlerinden gelen insanlarla bir yandan muhabbet ederken bir yandan da onların yemek kültürlerini tanımış oluyorsunuz.
 
Perito Moreno
 
Buraya herkesin gelme sebebi aynı, 50 km uzaklıktaki Glayzerlerin bulunduğu ulusal parkı ve özellikle de en büyük Glayzer olan Perito Moreno'yu görebilmek. Bir çok kişi 1 veya 2 gece konaklayıp yoluna devam ediyor.Bizde ilk gün dinlenip ikinci günümüzde Romina'nın Eastern İsland'ta tanışıp arkadaş olduğu Alman Dimitri'yi de grubumuza katıp Moreno'yu görmeye gittik.Ulusal parka turlar 41 dolar artı giriş parası, 5 kişi olunca günlüğü 60 dolara bir araba kiralamak daha karlı geldi. Bu sayede ulusal parkıda daha ayrıntılı ve isteğimize göre gezebildik.

Glayzer nedir. Dağlarda ki kar suyu eriyip nehirleri oluşturuyor ve bu su deniz veya göl gibi büyük su kitlelerine dökülüyor.Peki karın erimeden aynı olayı gerçekleştirdiğini düşünelim. Kar nehiri oluşuyor ve çok ağır hareket ediyor. Ve vadileri dolduran bu kitle yolculuğu sırasında süpürdüğü kayalar ile birlikte daha sert bir yapı oluşturarak göle veya denize ulaşıyor. Göle veya deniz seviyesine ulaştığı kısımda erime ile birlikte kırılmalar başlıyor. Ama arkadan gelen kar basınç yaparak glayzerin enine ve yüksekliğine büyümesini sağlıyor.

İşte Moreno Glayzeri bu tür oluşumun dünyadaki en devasası.Büyüklüğü göreni dehşete düşürüyor. 5km genişliği, 60 metre yüksekliği ile 250 km kare alanı kaplayan bir kar yığını.Her 10-15 dakikada bir büyük bir gürültü ile parçalar kopup göle düşüyor. Düşen parçalarda devasa buzlar, bazılarının içinde büyük kayaları görebiliyorsunuz.

3-4 saat kadar kaldık ulusal parkta.38 pezoya bir saatlik bot turu alarak Moreno'nun çok yakınlarına kadar gittik.Fazla yaklaşmak tehlikeli. Büyük buz parçaları göle düşünce tehlikeli dalgalar oluşturuyorlar. Eğer şanslı iseniz ki biz öyle idik güneş ışınları buza vurduğunda glayzerin bazı kısımları mavi renge dönüşüyor.Gölde yüzen dev buzlar ve arkada bu muhteşem doğa olayı, saatlerce doya doya izleyesi geliyor insanın.
 
Ushuaia - Fin Del Mundo
 
Bu kadar güneye gelipte dünyanın sonuna,ateş topraklarına uğramamak olmaz. Hem şans bu ya belki Antartika gemisinde bir iş falan çıkar 15 gün hem çalışır hem de Antartika'yı görmüş oluruz. Ushuaia'ya bu kadar insan belki bu sebeplerle belkide ceplerinde 5000 dolarla Antartika gemisinde müşteri olmak için geliyorlar.

Biz de sürüye uyduk ve 21 saatlik çileli bir yolculukla Ushuaia'ya geldik.Çileli olması yollardan veya otobüsten kaynaklanmıyor. İki kez sınır geçiliyor yani 4 kez damga vurulması için kuyruklar. Bir geçişte 2 saat bekledik tam otobüs kalkacak kontak kapandı, mırıltılar arttı, ne oluyor diye sorduk bir saat daha bekliyecekmişiz. Gene noldu. Çinli bir adamın çantasında bir sap üzüm çıkmış. Arjantin-Şili geçişinde yanınızda meyva,sebze ve bir çok şeyi geçirmek yasak. Sürekli hatırlatılıyor sınıra gelmeden.Kağıtlar dağıtılıyor resimlerle ve bir kaç dilde yazılarla nelerin yasak olduğunu gösteren. 40 dolar ceza ödenesiye beklendi, Çinli amcam alkışlarla bindi otobüse.İnsan stres oluyor, acaba çantamda bir yerlerde bir şey varmıydı diye paranoya yapıyor. Çinlinin durumuna düşmek istemem.

Yolculuk sırasında ferry botla geçtiğimiz Macellan boğazında yunuslar bize eşlik etti. Bu bölgeye Ateş yoprakları adını verende,ismi bu boğaza verilen Macellan. Asya'ya ulaşmak için bir geçit arayan Macellan bu kanaldan geçerken karada yerlilerin ateşlerini görünce buraya ateş toprakları demiş. Yerel ismi ile ise Tierra Del Fuego.

Ushuai'da Cruz Del Sur Hostel'e yerleştik.Geldiğimiz gün yıl başı zammı yapılmış.35 olan eski fiyat 40 pezoya çıkmış. İtalyan Luca ve Kanada'lı eşi iki eski gezginler ve 4 yıl önce bu hosteli devralarak işletmeye başlamışlar. Eşi hamile olmasına reğmen hostelde ki bir çok işi kendileri yapıyorlar. Küçük bir mutfağı, kablosuz internet bağlantısı var. Bütün odalar 4 ve 6 kişilik dormlardan oluşuyor.Delaqui caddesi 636 numarada, hemen ana cadde olan San Martin'in bir üst paralelinde bulunuyor.Yılbaşı gecesi muhteşem bir yemek yapıldı.İçkilerde 35 pezoluk yemeğe dahil olunca bütün hostel zil zurna sarhoş olduk.Kasalarca Mendoza şarabı içildi.Saat 24'te hava aydınlık olduğu için hostelin perdelerini kapattık,gece imajı yaratsın diye. Değişik bir yılbaşı oldu.

Burada yapılan başlıca şey çevrede yaşayan penguen,deniz aslanı gibi ülkenizde pek göremeyeceğiniz canlıların yoğun bulunduğu bölgelere yapılan turlara katılmak. Bunu yaparken doğal hayata ne kadar zarar veriliyor konusunu ayrıca tartışmak gerekebilir. Bizde 50 dolar para ödeyerek kalabalık bir turist kitlesi ile bir katamarana bindik ve Beagle kanalına açıldık. Bu kanal Atlas ve Pasifik okyanuslarını birbirine bağlıyor ve doğu kısmı ise Arajantin-Şili sınırı. Önce deniz feneri, ardından küçük bir adada ki deniz aslanları ve en son yüzlerce penguenin bulunduğu plaj ziyaret edildi. Bol bol fotoğraf çektik.Dönüş yolculuğunda ise dalagalara karşı hoplaya zıplaya 2 saat yol aldık.

Tierra Del Fuego Uusal parkında trekking yapmak ,şehrin eteklerine yerleştiği dağlara teleferik ile veya yürüyerek çıkarak manzarayı seyretmek,şehir turu otobüsü ile dolaşmak gibi etkinliklerde de bulunulabilir.Tabi sahildeki acentalarda son dakika Antartika bileti hayali ile de dolaşılabilir.Yani 3 gün burada yeter, bizde öyle düşünerek hadi bilet alalım dedik.İyiki ikinci gün demişiz ancak 1 hafta sonrasına Punta Arenas'a 2 kişilik yer bulduk, onlarda ayrı yerlerde son 2 bilet. Son 3 gündür San Martin'de bir aşağı bir yukarı gezip sonra hostele dönerek yemek yapıyoruz.Bir de dünyanın asıl sonu olan (Arjantinliler duymasın) Beagle kanalının diğer tarafında 40 km uzakta yer alan Şili kasabası Puerto Williams'a gidelim diye acentaya uğradık. Karşıya bot ve sonra otobus 150 dolar. Orda da 80 dolardan aşağı kalacak yer bulamazsınız dediler.Anlaşılan oraya kimsenin gidememesi için bütün tedbirler alınmış.Gelmesi kolay ama kurtulması zor buradan.Çevrede ki dolar milyoneri Cruz turistlerine bakılırsa dönen para azımsanacak bir miktar değil.Bizde bir haftalık mütevazi bir katkı yaptık Ushuaia turizmine.

Birazdan otobüs kalkacak. Torres Del Paine'de 3 gece çadırda konaklayacağız.Zor ama zevkli bir trekking olacak tabi hava şartları yanımızda olursa.Puerto Natales'te,Ushuaia'da ilk 3 gece birlikte kaldığımız 3 Fransız arkadaşla buluşup birlikte W rotasını yapacağız.

Herkese Selamlar..
Murat ve Yekta

28.12.2007 El Calafate - Arjantin

Sao Paula'dan beri yaklaşık 9000 km karayolu ile yolculuk yaptık.Yavaş yavaş yorgunluğu üzerimize çökmeye başladı. Güneyde Antartika'ya en yakın şehir olan Ushuaia'ya doğru bir kaç saat sonra başlayacak yolculuğumuz güney yönünda son yolculuk olacak. Daha sonra 3 ay kuzeye Bolivya,Peru,Ekvador,Kolombiya üzerinden Venezuella'ya kadar sürecek uzun bir yol bizi bekliyor. Her ne kadar Arjantin, Şili ve Brezilya'ya göre biraz ucuz olsada artık bir kaç yıl önce ki ucuzluğu kalmamış. Her geçen gün fiyatlar yükseliyor.Geçen yıl 5 dolar civarı olan dorm odalar bu yıl 12 dolar civarlarına çıkmış. Otobüsler ise inanılmaz pahalı. Birazdan bineceğimiz Ushuaia otobüsü ile yapacağimiz 16 saatlik yolculuk için 60 dolar civarı bir para ödedik. Bu yüzden bir an önce Bolivya ve Peru'ya ulaşıp bütçemizi dengelememiz lazım yoksa ortalama maksimum olarak aylık 1000 dolar harcama üzerine planladığımız gezimizin sonları bir hayli sıkıntılı geçecek. Neyse ki Bolivya hala ucuz , Peru'da ise Machu Pichu turuna ödeyeceğimiz yüksek mebla dışında pek bir harcamamız olmayacak.

Patagonya tüm beklentilerime fazlası ile cevap verdi.Patagonya gezimizi iki bölüm halinde anlatacağım. İlki Kuzey Patagonya'da yer alan göller bölgesi ki burasının Şili'de merkezi Pucon Arjantin tarafında ise Bariloche.Bu bölgede bir çok göl,volkanik dağ,trekking için son derece uygun ulusal parklar,kaplıcalar bulunuyor.Yöreye özel patagonya yemekleri,her bütçeye uygun konaklama seçenekleri,ulaşım kolaylıkları burayı yerli ve yabancı turistlerin gözdesi yapmış.İkinci kısım ise Güney Patagonya. Buranın Arjantin tarafındaki gözde yerleri muhteşem Glayzer Moreno'nun bulunduğu El Calafate, dünyanın en güney şehri olarak ün yapmış Ushuaia, Fitz Roy dağı ve trekking olanakları ile El Chalten. Şili tarafında ise meşhur W trekking rotası ile Torres Del Paine, Macellan boğazı kenarındaki Punta Arenas en çok ilgi gösterilen yerler.

Santiago'dan başlayan yolculuğumuzda şu ana kadar Pucon,Puerto Montt,Entre Lagos,Osorno,Bariloche,El Calafate'de bulunduk.

Pucon


Pucon başkent Santiago'dan yaklaşık 500 km uzaklıkta gezginlerin bölgeyi gezmek için ana kamp olarak belirledikleri orta halli bir kasaba. Burada geceliği 10 dolar karşılığı Brasil caddesi 640 numarada bulunan El Casita hostele yerleştik. Güzel bir mutfağı,konuşkan bir işletmecisi var. İnternet olanakları biraz karın ağrıtsada memnun kaldık. 2-3 ay önce bir Türk çiftte aynı hostelde konaklamış.Çevrede sayısız hostel var, bir çoğu iki katlı bahçeli güzel evler.


Pucon'un çevresinde gezilip görülmesi gereken bir çok yer var. Adını muhteşem Villarica volkanik dağından alan aynı isimli kasaba ve gölde manzarının tadını çıkararak bir öğle veya akşam yemeğinizi yiyebilirsiniz. Yüzmek ve güneşlenmek isterseniz güzel plajı olan Calafquen gölüne gidebilirsiniz. İlk girişte gölün suyu biraz soğuk gelsede zamanla alışıyorsunuz.Berrak sularında yüzmek keyif verici. Kısa yürüyüşler yapmak için Ojos del Caburga şelalesi ve çevresi çok uygun.Daha önce Sibirya notlarında parmaklarınızı yalarsınız diye anlattığım smoked fish burdada gözde yemeklerden. Yerel halkın evlerinin önüne yaptıkları küçük dükkanlarda sattıkları smoked salmon balıklarından alarak göl kenarında yer alan piknik alanlarında bira ve manzara eşliğinde ucuz bir ziyafet çekmek güzel oluyor.

Pucon Volkanik dağların eteklerinde yer almasından dolayı sıcak su kaynakları ile de gözde bir mekan. Kasaba çevresinde yer alan bir çok tesiste 10 dolar civarı para ödeyerek girilen kaplıca ve spalar bulunuyor.Akşam saatleri, hatta 24 saat açık olanlarında gece saatlerinde şifalı sularda yorgunluk atmak, tesislerin sunduğu masaj olanaklarından faydalanmak mümkün. Havuzlarda suyun içerdiği minerallerden dolayı arasız 15 dakikadan fazla kalmamak ve kafanızı suyun içinde tutmamak gerekiyor.15 dakikada bir soğuk duş almanız veya hemen tesislerin yanından akan nehire dalıp çıkmanız tavsiye ediliyor.Yoksa tansiyon ve çarpıntı gibi problemler yaşanabiliyor.

Villarica Volkanik Dağı

Ve tabiki buraya her gelenin yapması gereken en önemli etkinlik uzaktan ihtişamlı görüntüsü ile karla kaplı zemininin tepesinde dumanları tüten Villarica volkanik dağının 2800 metrede yer alan zirvesine çıkmak. Tecrübeli dağcılar tura ihtiyaç duymadan kendi ekipmanları ile bu tırmanışı gerçekleştirebilirler. Kar ve buz şartlarına uygun ekipmana ve tecrübeye sahip olmak önemli. Gerekli malzemeleri kiralayacak yerlerde bulunabilir.Biz bu tecrübeye sahip olmadığımız için bir çok kişinin yaptığı gibi dağı avucunun içi gibi bilen yerel rehberlerin eşliğinde tırmanmaya karar verdik.

Bir kaç acenta gezdikten sonra Sur expediciones'ten kişi başı 80 dolara tur satın aldık. Sabah 6 gibi kalkıp sadece bir kaç yerde kullanmak için yanımızda taşıdığımız polar ve rüzgar geçirmeyen montlarımızı giyerek acentaya gittik. Yanımıza sadece su ve yiyeceği biz alıyoruz diğer bütün ekipmanı onlar sağlıyor. Önce kar botlarımızı ayak numaralarımıza göre seçtik, ayak bileklerimize botlardan dize kadar uzanan, kar suyunun girmemesi için bileklikler taktık. Yine su geçirmez pantolonlar özellikle dönüş yolculuğunda giyilmek üzere dağıtıldı, buzlanma olan yerlerde kullanmak için kramponlarımızı,kasklarımızı, çekiçlerimizi yine şirketin dağıttığı çantalara yerleştirdik.Önemli bir noktada güneş gözlüğü. Özellikle karda yapılacak tırmanışlarda mutlaka takılması gerekiyor. Olmayanlar için yine güneş gözlükleri dağıtıldı.

Dağın eteğine minibüsle giderken yaklaşık 5 saatlik bir tırmanış ve 2 saatlik bir iniş yapacağımızı öğrendik. Tabi performansa göre daha kısa sürede de yapmak mümkün.Kısa bir mesafeyi isteğe bağlı olarak teleferik ile 10 dolar ödeyerek geçebiliyorsunuz.Karlı zemine ulaşılınca kısa bir çekiç kullanma eğitimi aldık. Yüksek eğimli bir dağ olduğu için zig zag çizerek tırmanacağız. Çekiçi ise tırmanırken baton yerine, kayma düşme durumlarında ise durmak için yere saplamaya kullanacağız.
Küçük adımlarla sabırlı bir şekilde dağa tırmanmak,yorulanı lider olarak öne almak ve onun hızında ilerlemek,zor anlarda birbirine destek olmak,muhteşem manzaralarla kendini rüyada gibi hissetmek, disiplin,rehabilitasyon.. dağcılık yaşam dersi gibi.Galiba bu yüzden de bu spora ilgi her geçen gün artıyor.

Sabır dolu bir yolculukla yaklaşık 5 saatte zirveye ulaştık. Yolda 10'ar dakikalık su içmek ve bir şeyler atıştırmak için 2 kez de mola verdik.Dağın zirvesine ulaşmadan son 200-300 metre volkanik taşlarla dolu. Rüzgarın buz kesen soğukluğu yavaş yavaş yerini volkanın burnunuzun kemiğini sızlatan ılık ve keskin gazlar içeren dumanınına bırakıyor.Zirvede herkesin yüzü gülüyor,karnı acıkanlar bir şeyler atıştırıyor,hatıra fotoğrafları çekiliyor.Ama daha iniş var.Çantalardan çıkarılan su geçirmez pantolonlar ve onun üzerine ikinci kat belden dize kadar kıç bölgesini kapatan yine su geçirmez kıyafet kemerlerle bağlanıyor.Evet kıç üstü kayarak yaklaşık 5 saatte şıktığımız 6 km yolu ineceğiz. Dağın eğimi bazı yerlerde korkutucu. Bunun için yüksek hızla kayarken çekiçleri kullanarak nasıl yavaşlayacağımız, çekicin vücudumuza ve arkadan gelenlere zarar vermemesi için nasıl taşınması gerektiği konusunda kısa bir eğitim veriliyor. Volkanik kayalarla dolu kısım geçildikten sonra herkes çocukluk günlerine dönüyor.Kaymak ne kadar güzel bir şey.Ama kayma hızı çok yüksek olduğu anlarda korkmadım desem yalan olur.Bazı kısımlar çok yoğun kar olduğu için yürüyerek geçildi. Bu kısımlarda düşe kalka yol aldık.Bir sonraki kayma etabına gelindiğinde herkesin tekrar yüzü gülüyor ve kendini kıç üstü piste bırakıveriyordu.Dağın eteklerindeki karla kaplı son düzlükleri yürürken artık ayaklarda derman kalmamıştı.Islanan elbiselerden kurtulma ve hostele dönüş.Sıcak duş ve uyku hiç bu kadar güzel gelmemişti.

Puerto Montt,Osorno ve Entre Lagos

Pucon'dan sonra Puerto Montt'a uğradık. Lİmanda ki balık restoranlarından Los Palafitos Restoran'da methedilen Congrio balığından yedik. Yolda durduğumuz Chillan şehrinde içtiğim Paila Marina isimli deniz ürünlerinden oluşan çorbayıda tavsiye ederim. Şehri ve limanı gezip arada kafalarını sudan çıkaran deniz aslanlarının fotoğraflarını çektikten sonra burada konaklamayıp çevredeki göllerden birinin kenarına gitmeye karar verdik.

Entre Lagos iki göl arası anlamına geliyor. Şirinmi şirin göl kenarı pek fazla turistin uğramadığı bir kasaba.Çok hoşumuza gitti.Kişi başı 10 dolara Hospedaje Panaroma isimli hostelden göle sıfır dublex bir villa kiraladık.Dorm fiyatına böyle bir ev, demek ki turist az olunca fiyatlarda bir anda düşüyor.Evde yemek ve marketten aldığımız malzemelerle sabah göl kenarı balkonumuzda kahvaltı iyi geldi.

Ertesi gün Arjantin'e giden otobüsümüzün kalkacağı Osorna'ya gittik.Ancak otobüste ertesi güne yer olunca da burada da Puelche hostelde yine kişi başı 10'ar dolardan iki kişilik oda aldık.Pek fazla bir şey yapılabilecek bir şehir değil.Yolculuk öncesi dinlenmiş olduk.

Bariloche

Osorno'dan Bariloche yaklaşık 5 saat sürdü. Sınır geçişinde yaklaşık yarım saat beklediğimiz yolculuk için otobüse 20'şer dolar ödedik.Bariloche tarihi binaları,katedrali,düzenli şehir planlaması ile çok güzel bir yer.Pucon'a göre bir hayli canlı.Burada da Pucon'da yapılan hemen hemen her şeyi yapmak mümkün.Nahuel Huapi ulusal parkında trekking,çevredeki bir çok gölü gezmek,Volkanik dağlara tırmanmak,atla geziler yapmak,rafting,kayaking ,paragliding,dağ bisikleti kiralamak gibi outdoor sporlar en ilgi çeken aktiviteler.Bu bölge kış aylarında ise kayak merkezleri ile gözde kalmaya devam ediyor.Konaklamada ise hostellerden beş yıldızlı otellere sayısız seçenek var.Adeta bir turizm cenneti kurulmuş burada.

Biz ilk gün yer bulmak için sayısız yer gezdik ama christmas dolayısı ile bir çok yer dolu idi. Ruca Hueney hostelde yer bulduk.Ufak ve hoş bir hostel. Böyle yerlerde kalmayı seviyorum. Bu sayede bir çok arkadaş ediniliyor.Burada kaldığımız 3 günde biz de bir çok milletten arkadaşlar edindik. Christmas gecesi hostelde ki yemeğe herkes katıldı. Çeşit çeşit harika yemekler hazırlanmış. Doyasıya yedik.Romina ve Yekta'nın hazırladığı punchtan içtik hep beraber.Gece ise hareketli Bariloche gece hayatına bizde katıldık.

Hueney dışında da sayısız kalacak hostel dolu bu şehirde.Hepsi birbirinden güzel.Ama gezerken dikkatimi çeken 2 tanesi gerçekten keşke yer olsada burda kalsaydık dedirtti.Bunlar La Bolsa del Deporte ve Periko's isimli hosteller.Yer bulursanız kalmanızı tavsiye ederim.Bizim kaldığımız Ruca Hueney'in ise kablosuz internet dışında hiç bir eksiği yok.Adresi ise Elflein 396.

Bariloche ile gezinin kuzey patagonya'daki göller bölgesini içeren ilk kısmını tamamladık.Şimdi en güneye doğru gidiyoruz.2 gündür Bariloche'den 30 saatlik yolculukla geldiğimiz El Calafate'yi ve insanı hayretlere düşüren Glayzer Mareno'yu gezdik.Birazdan 16 saatlik bir yolculukla dünyanın en güneyinde yer alan şehre, Ushuaia'ya doğru yola çıkacağız.El Calafate ve Ushuaia'dan izlenimlerle görüşmek üzere. Herkese mutlu yıllar..

Murat ve Yekta

 

23-12-2007 Osorno - Şili
 
Buenos Aires'ten Santiago de Chile'ye Voegol Airlines'ın budget uçuşlarından birinden 110 dolara aldığımız bilet ile 3 saatte ulaştık. Otobüs ile 30 saat süren yolculukta And dağlarını yakından görmek mümkün ama bizde bu muhteşem dağları gökyüzünden açık bir havada doyasıya seyrettik.Uçakla acele gitmemizin sebebi daha önce Mısır'da tanışıp birlikte seyahatlere çıktığımız Şili'li çift Romina ve Felipe'nin bizi beklemeleri idi. Bizi havaalanında karşıladılar. Şu ana kadar Santiago başta olmak üzere Valparaiso, Vina Del Mar, Pucon, Villarica,Puerto Montt,Entre Lagos ve Osorno'yu gezdik. Yarın arabayı Osorno'da bırakıp otobusle Bariloche'ye Arjantin patagonyasına geçiyoruz.
 
Santiago De Chile
 
Şili denince aklımıza Pinochet'in yaptığı kanlı darbe ile Allande'nin öldürülmesi ve acı dolu yıllar geliyor.Neruda'nın ülkesinde bugün sosyalist bir kadın lider Michelle Bachelet başkanlık koltuğunda oturuyor. Güney Amerika'nın belkide en muhafazakar ve milliyetçi ülkesi darbe yıllarını geride bırakmış yoluna devam ediyor.

Yılana benzeyen, ince uzun ilginç bir hariatası var ülkenin.Bir ucundan diğer ucu Sudan'nın başkenti Kartum'dan St. Petersburg'a kadar olan uzunluğa eşit, en geniş yeri ise sadece 200 km. Nüfusun çoğu Orta Şili diye adlandırılan başkent Santiago'nun da bulunduğu bölgede yaşıyor. Adını bir azizin isminden alan başkenti bir hafta köşe bucak gezdik.San Cristobal tepesindeki Meryem Ana heykeline teleferik ile çıkarak,her yerde bol miktarda göreceğiniz kayısıdan yapılan Mote con hesillo'dan içerek şehri tepeden seyrettik.Çevresi görkemli And dağları çevrili Başkentin puslu bir havası var.

Mercadito de Providencia'da bulunan tarihi Dona Tina Restoran'da geleneksel bir yemek olan Pastel de Chocio'dan yedik.Mutlaka bu yemeği denemenizi tavsiye ederim.Sabah kahvaltısı veya yemek önlerinde ise Empanada adı verilen ve içine değişik malzemeler konularak yapılan böreklerden yeniliyor.

Şehrin görülmesi gereken bir çok tarihi yapısı Santiago Centro denilen merkezde bulunuyor. Burada Başkanlık sarayı,Milli kütüphane,Milli tarih müzesi,Municipalidad'ın yanısıra büyük alışveriş merkezleri ve parkları gezmek mümkün. Yürüyerek eğlenceli bir gezi yapabilirsiniz.
Kırmızı ışıklarda jonglörlük yaparak para toplayan gençleri izlemekte ayrı bir zevk. Aralarında çok büyük yetenekler de var. 7 topu birden çevireni hayretle izledik.

Gece hayatını sevenler Suecia veya Vitacura caddelerinde ki sayısız barlardan birine takılabilirler. Biz Vitacura üzerinde ki Dublin ve Esquina barlara gittik ve çok memnun kaldık. Ama yine de benim tercihim hostellerinde yoğun miktarda bulunduğu Bellavista bölgesindeki sokaklara masa sandalyeler atılarak içilen salaş meyhaneler olur. Üniversiteli gençler ve gezginler burada ki müşteri kitlesini oluşturuyor. Pisco Sour ve harika Şili şaraplarını tadmadan Şİli'den ayrılmayın.

Romina,Felipe ve aileleri bizi bu bir hafta boyunca harika ağırladılar. Güzel sohbetleri, harika yemekleri ve evimizde imiş gibi hissetmemizi sağladığıkları için ne kadar teşekkür etsek az. Yola çıkacağımız için erken yapılan Christmas yemeğinde bize de hediyeler verilince çok duygulandık ve hayatımızın ilk noel hediyelerini almış olduk.

Burada da futbol çok seviliyor. Bu hafta yapılan maçlardan sonra en fazla taraftar kitlesine sahip olan Colo Colo şampiyon oldu. Sokaklarda siyah beyaz formalı insanlar kimseyi rahatsız etmeden eğlendiler.

Burada hostelde kalmadığımız için ayrıntılı bir bilgi veremiyorum.Ama 10 dolar civarında fiyatları olduğunu bir iki yere sorarak öğrendik.Gayet temiz güzel yerlerdi. Ben yine hostelbookers adresinden bakmakta fayda var derim veya lonely planet'tan. 1 dolar 480 Şİli pezosuna eşit bu günlerde, ulaşımı ise otobüs,metro veya taksimetre açan taksilerle yapmak mümkün Santiago'da.
Atatürk anısına yapılan anıtıda ziyaret etmeyi unutmadık.
 
Valparaiso - Vina Del Mar
 
Santiago'dan Pasifik kıyısındaki Vina Del Mar ve hemen yanında yer alan Valparaiso şehirlerine 120 km.'lik bir yolculukla ulaşılıyor. Buralar başkentlilerin haftasonu deniz kenarı kaçamakları için en ideal yerler.Biz de sabah gidip akşam dönerek kısa bir yolculuk yaptık. Önce Vina Del Mar'da ki Renaca Beach'e giderek pasifik dalgaları eşliğinde yürüyüş yaptık. Henüz sezon tam olarak gelmemesine rağmen yüzenler vardı ama asıl mevsimi olan ocak ve şubat aylarında kumsallar ana baba günü oluyormuş. Pasifiğin buz gibi sularına dokunmak bize yetti.

Ordan Valparaiso'ya geçtik.Aynı Buenos Aires'teki Desnivel gibi zor yer bulunan geleneksel bir restoran olan JM Cruz'a gittik.Restoranın duvarları onlarca yıllırdır gelen müşterilerin bıraktığı fotoğraf,kartvizit veya cabinizden,çantanızdan çıkacak her hangi bir şeyin yapıştırılması ile doldurulmuş. Yeni bir şey koyacak yer bulmak çok zor. Burada herkes gibi bizde Chorrilana yedik. Patates kızartması üzerine özel bir sos ve onun üzerine de et sote.Gayet lezzetli.

Karnımızı doyurduktan sonra hükümet meydanına ve bir çok hediyelik eşyacı ile Şili tarihinde çok önemli bir yere sahip olan bir savaş gemisinin bulunduğu sahile gittik.Burdan Valparaiso'da ki bir çok tepeye çıkmak üzere kullanılan bizim tünelde ki sistemin benzeri şekli ile işleyen araçlara binip tepeye çıkarak fotoğraflar çektik.

Son olarakta buraya gelince mutlaka yapılması geren Pablo Neruda'nın evini ziyarete gittik. Neruda yazıları ve şiirleri kadar faşizme karşı duruşu ve taviz vermediği komünist fikirleri ile de akıllarda yer almış bir yazar.Çek bir meslektaşından esinlenerek aldığı Neruda takma şair ismi daha sonradan yasal ismi olmuş.1970'te başbakanlığa aday gösterilmiş fakat Allende'yi desteklemeyi tercih etmiş. Fransa büyükelçiliği görevide yapan Neruda 1971'de Nobel edebiyat ödülüne layık görüldü.Darbe ile Allende'nin öldürülmesinden hemen sonra 1973 yılında kalp yetmezliğinden yaşama veda eden Neruda'nın cenazesi gayet mütevazi olmuş.Şili tariihine damgasını vuran bu dev şairin burdaki harika deniz manzarası ile Tevfik Fikret'in Aşıyan'da ki evini bana anımsatan evi ziyaretçi akınına uğruyor.

Santiago ve çevresi bitti şimdi beni yaklaştıkça heyecanlandıran Patagonya yolculuğu başlıyor. Çantalar hazırlandı,Dağlar, göller, fyordlar,volkanlar,ulusal parklar,penguenler,albatroslar, pumalar,lamalar bizi bekliyor. Herkese iyi bayramlar.Patagonya notlarında buluşmak üzere..

Murat ve Yekta
bilgi@varunacafe.com

 

14.12.2007 Colonia -Montevideo - Uruguay

Buenos Aires'te kaldığımız hostelden Uruguay'a giden ferry botun nereden kalktığını öğrendik. Eşyamızın bir çoğunu Hostelin emanet odasına bırakıp, küçük çantalarla Florida caddesine doğru yola koyulduk. Caddenin bitiminden yani San Martin'den sağa denize doğru yönelirseniz Uruguay'a giden şirketlerden biri olan Buquebus'ın iskelesine ulaşıyorsunuz. Sıra numarası alıp ilk ferry bota rezervasyonumuzu yaptık.Ortalama 2-3 saatte bir bot var ve hızlı olanlar 1 saatte Uruguay'ın turistik kasabası Colonia'ya ulaşıyor. Bizde 33 dolar ödeyerek 50 dakika süren yolculukla Colonia'ya vardık.Hızlı olan Ferry Bot'lar denk geldi bunlar bizim deniz otobüslerinden ve biraz pahalı. Eğer sabah 8 'de kalkan bizim şehir hatları vapuru benzeri gemi ile giderim derseniz sadece 8 dolar ödeyerek 5 saatte de Uruguay'a gitmek mümkünmüş.

Arjantin tarafında ki iskelede hem Arjantin'den çıkış hem de Uruguay'a giriş işlemleri aynı masada yapıldı.Arrival ve Departure kartlarını doldurmak için kalem bulundurmanızda fayda var. Ve bu kağıtlardan sizde kalanları asla kaybetmeyin sonra çıkışta sorulduğunda gösteremezseniz ceza ödemek zorunda kalırsınız.

COLONIA DEL SACREMENTO

Colonia,1680'de Portekizliler tarafından Buenos Aires'e kaçak mal sokabilme amacı ile kurulmuş, Daha sonra aynı amaçla 1762'den 1777'e kadar İspanyol hakimiyetinde kalmış. Bu tarihte vergi reformu yasaları ile Buenos Aires'e direk mal getirebilme izni çıkınca önemini yitirmiş.Bu şirin kasaba eski binaları, kumsalları, güzel restoranları, manzaraları, müzeleri ve eğlence hayatı ile günümüzde Uruguay'ın gözde bir turistik beldesi olmuş.

Ferry bottan indikten sonra sokaklar da yürüyerek kalacak hostel aradık. İlk girdiğimiz Colonia Hostel'i beğenmeyince kalmadık. İkinci gittiğimiz yer olan Barbot caddesi 164 numaradaki El Viajero Hostel'de kalmaya karar verdik.Dorm odaların kişi başı fiyatları 8 Euro. Kahvaltı dahil. Yine olması gereken her şey var. Odalarda air condition ve wireless internet gibi özellikler de bulunuyor.



Hostelden aldığımız şehir haritasında ki yürüyüş turunun güzergahını takip ederek eski evleri ve sokakları gezdik. Çok iyi korunmuşlar.Eski evlerin bir çoğu bugün kafe,restoran veya hediyelik eşya dükkanı olarak kullanılıyor. Bazıları da müzeye dönüştürülmüş. Yürüyüşten çok zevk aldık. Şık bir restoranda yemek yedik. Masalar sokaklara dizilmiş. Dekor olarak antika arabalar kullanılmış.Doğal dekor olarakta her yer rengarenk çiçekli ağaçlar ile dolu.

Akşam ise hostel'de tanıştığımız İrlandalı çift Amy ve Philip, Amerika'lı Martin, adlarını hatırlayamadığım İsviçreli ve İngiliz iki arkadaşla grup olarak bara gittik..Gezginlik anıları, dünya meseleleri derken, canlı müzikte güzel olunca sabah 5'e kadar kalmışız adı 34 olan barda.Ertesi gün kahvaltının ardından Amy ve Philip ile birlikte 2 saatlik otobüs yolculuğu ile başkent Montevideo'ya geçtik.

MONTEVIDEO

3.5 milyon nüfuslu Uruguay'ın, çoğunluğu öğrencilerden ve genç işçilerden oluşan 1.3 milyonu başkent Montevideo'da yaşıyor. Gençlerin çok olması şehre canlılık katmış.Uruguay Güney Amerika'nın İsviçresi gibi deniyor. Yani bankası ama bu özellik 2000 yılların başlarında Arjantin'de yaşanan kriz sonrası bankalarda ki yatırımın % 80'nine sahip olan Arjantinlilerin neredeyse bütün paralarını Uruguay'dan çekmesi ile ülkeyi büyük bir krize sokmuş. Güney Amerika'nın güçlü ekonomilerinden biri olarak kabul edilen Uruguay'da enflasyon bir anda % 3 ten % 40'a fırlamış.Krizi durdurabilmek için bankalar tatil edilmiş.Sonrası bizimde bildiğimiz hikayeler IMF, vergiler, kemer sıkma politikaları.Hayırlısı diyelim.

4 kişi, otogardan10 dolara bir taksi tutup önceden seçtiğimiz Red hostele gittik.Buranın da hiç bir eksiği yok. Harika bir terası, tarihi bir bina olması , kahvaltısında çeşit çeşit meyvalar ikram edilmesi gibi şeyler ekstra özellikleri. Resepsiyonda vardiya usulu çalışan gezginlerde size şehir ile ilgili her konuda yardımcı oluyorlar.Dorm odalarda konaklama 10 Euro. Adresi San Jose 1406.

Eski şehir anlamına gelen Ciudad Vieja bölgesi 19. yüzyıldan kalma neoklasik binaları ile Montevideo'nun ilgi çeken turistik merkezi.Bizde ilk önce burayı gezerek bol bol fotoğraf çektik. Geniş bir alana yayılan Ciudad Viaje'nin bazı ıssız sokakları terkedilmiş evleri ile insanı ürpertiyor.
18 Temmuz caddesinin, üzerinde yer alan alışveriş merkezleri, restoran ve barları, bankaları sayesinde kaldırımları sürekli kalabalık. Caddenin sonunda yer alan Plaza İndependencia şehrin markezi ve modern kısımdan tarihi bölgeyede geçiş yeri.Burada ve bir çok yerde ülkenin kahramanı olan Mausoleo Artigas'ın heykellerini görmek mümkün.Şehrin doğusunda yer alan Rambla, plajları ile ayrı bir ilgi odağı turistlerin. Pazar günleri Tristan Narvaja caddesine kurulan Güney Amerika'nın en büyüğü dedikleri pazar gezilebilir.Gece hayatı ise bir çoğunda canlı müzik olan barlarda sabaha kadar devam ediyor.



Hareketli ve eğlenceli bir şehir Montevideo. Burada çok güzel arkadaşlar edindik. Kaldığımız hostelde tanıştığımız Marmarisli Uğur'da Güney Amerika'da tanıştığımız ilk Türk gezgin oldu.
Uğur'un gruptaki Almanla almanca, İspanyol ile ispanyolca, İrlandalı ve Amerikalılarla onların aksanlarında ingilizce ile muhabbet etmesi ve üzerine ana dili gibi bildiği Fincede rehber olması ve bunları hiç kurs almadan daha 24 yaşında yapabilmesi herkesi hayrete düşürdü. Yol arkadaşı olarak kimseyi ikna edemediği halde binlerce kilometre uzakta yollara düşmesini de takdir ediyor, herkesi güldürdüğü neşesinin devamını diliyoruz.

Bir de Mate olayına deyinmek gerek. Nerdeyse herkesin kolunun altında bir termos ve ellerinde içinde kaşık benzeri bir pipet olan bir bardak.Bir içeceğin bu kadar fanatiği nasıl olunabilir şaşırmamak elde değil. Hani kolay taşınabilen bir şey olsa tamam ama o koca termos her yere koltuk altında nasıl taşınır. Bardağın içinde yer alan süzgeçe değişik çay ve baharatlardan oluşan bir karışım olan mate konuyor ve üzerine sıcak su dökülüyor.Bardak boşaldıkça termostaki sıcak su ile tazeleniyor.Ve bütün gün bu işlem tekrarlanıyor. Ne diyelim Mate tutkusu.


Yine Colonia üzerinden Ferry botla Buenos Aires'e döndük. Bir gece konakladıktan sonra Şili'nin başkenti Santiago'ya geçtik. Mısır'da birlikte gezerek arkadaş olduğumuz Romina ve Felipe'nin misafirleri olarak Şili'nin tadını çıkaracağız.Birlikte bir rota çizdik güneye doğru.Pazartesi başlayacağımız yolculuğun rotası şöyle: Pucon,Lake district,Puerto Montt,Puerto Arenas,Torres del Paine,El Calafate,Ushuaia. Pazartesi'ye kadar ise Santiago ve çevresini gezeceğiz.Ayrıntılarla bir sonraki notlarda görüşmek üzere herkese selamlar.

Yorumlar için bilgi@varunacafe.com

 

06-12-2007 Buenos Aires - Arjantin

Buenos Aires güzel havalar anlamına geliyor.Burası da ilk görüşte aşık olacağınız şehirlerden. Tarihi yapıları, hareketli kültürel hayatı, ateşli insanları, futbolu, tangosu, Evita'sı ile etkileyici bir şehir. Sokaklarda dolaşırken insan kendini mutlu hissediyor, Bizde şehrin dört bir köşesini yürüyerek gezmeye çalıştık. Yorulduğumuzda şık kafelerinde kahvemizi yudumlayarak yorgunluk attık. Şehrin merkezi Florida caddesi bizim İstiklal ceddesine benziyor.


Cadde üzerinde ressamlar. müzisyenler, takı malzemeleri yapanlar,sihirbazlar ve bir çok değişik sanatkar hünerlerini sergileyerek buraya ayrı bir ruh katıyorlar.Klasik müzikten,rock müziğe ,folk müzikten,blues ve jaza işlerinin piri bir çok müzisyen dinledik cadde üzerinde.Aklıma İstiklal'de Siya Siya Band'in,Bizon ve Dede'nin sokakta müzik yapabilmek için polisten ne dayaklar yedikleri , Eskişehir'de gitarı ile sokakta müzik yapmasını teşvik ettiğimiz Onur'un çalıştığı bardan sokakta müzik yapanın burda işi olmaz denerek kovuluşu, Gevende'nin sokakta çalabilmek için Belediye Başkanı Büyükerşen'den emniyete yazılmış bir kağıt vermek zorunda kaldığı geldi. Sokak çalgıcılığı bizde hakaret gibi algılandı ama gezdikçe bu insanların şehrin ruhunu ve müzik yelpazesini ne kadar güzel yansıttıklarını gördük.

Şehrin merkezinden geçen 9 Temmuz caddesi 110 metrelik eni ile dünyanın en geniş caddesi.13 milyonluk bu şehrin trafiğini biraz olsun rahatlatıyor. Şehrin merkezi bölgesine Microcentro deniyor. Burada şık giyimli insanları, alışveriş merkezlerini, sürekli dolu olan güzel kafeleri görebilirsiniz. Kuzeyde yer alan Recoleta'da ise ünlü sanatçıların mezarlarını ziyaret edebilirsiniz. Daha kuzeyde Palermo'da şehrin hareketliliğinden yorulduysanız parklarda sakin bir gün geçirebilirsiniz. Tango'nun Mekkesi diye adlandırılan San Telmo ise şehrin güneyinde Tango severleri beklemekte. Ve tabiki renkli binaları, Maradona'sı, Riquilme'si ile işçi kesiminin mahallesi La Boca ve ateşli taraftarı ile Boca Juniors. Bu şehirde zamanın nasıl geçtiğini anlamak mümkün değil.

Ulaşım için metro ve otobüs kullanılıyor, 3-4 kişi iseniz taksiler de çok hesaplı. En çok rağbet gören ve sorunsuz işlediğini gördüğümüz otobüsler. Sanırım 24 saat çalışıyorlar.Döviz büroları şehrin merkezinde her yerde mevcut. Şu anki kura göre 1 dolar 3.1 pezo. Uluslararası görüşme yapabileceğeniz telefonculara da rastladık.Hostellerde ve kafelerin bir çoğunda kablosuz internet
bulunuyor ve ücretsiz.Tango dersleri ve ispanyolca kursları ile ilgili bir çok ilan asılı duvarlarda.
Fiyatlar da makul görünüyor.

Kalacak yer olarak Tango City İnn isimli hosteli seçtik. Piedras ve Chile caddelerinin kesiştiği yerde bulunuyor. Yeri gayet merkezi çevresinde de bir çok hostel mevcut.100 kişinin konaklayabildiği bu yerde bir hostelde olması gereken her şey var. Ücretsiz internet,mutfak,laundry,kilitli dolap,2-4-6 kişilik odalar,bar,film odası,rehberlik hizmetleri benim aklıma gelenler. Biz 4 kişilik odada geceliği 36 Pezostan konakladık. Fiyata kahvaltı dahil.

Arjantin'de yemeklere değinmemek olmaz. Kızlar dikkatli olsun burda kilo vermek imkansız. Yemekler harika. Mutlaka Arjantin bifteğini tadmanızı öneririz. Porsiyonlar buraya göre dikkat etmek lazım burda ki bir porsiyon bizim 3 porsiyonumuza bedel. Arjantin yemeklerin de buranın piri dedikleri salaş 100 yıllık bir lokantaya gittik ve çok memnun kaldık. Fiyatlarda çok uygun. San Telmo'da Defensa caddesi üzerinde yer alan lokantanın adı Desnivel. Duvarında bir Türk bayrağı ve çinili tabak asılı. Yer bulmak zor olabiliyor. O yüzden gelen kişi sayısına göre diğer insanların masalarına oturtulabilirsiniz. Mırın kırın etmemek gerek. Yemek sonrası eğlenmek isteyenlere barların bir çoğu ise sabaha kadar açık.

LA BOCA
Bu mahalleye ayrı bir başlık açmak gerektiğini düşündüm. Mahallede yoğunluk olarak işçi kesiminden insanlar yaşıyor. Renkli ve şirin 2 katlı binaların duvarları Boca taraftarlarının yazıları ve resimleri ile dolu. Boca Juniors 1905 yılında bu mahallede doğmuş.Komşu olan 5 arkadaş Esteban Baglietto , Alfredo Scarpatti , Santiago Sana ve kardeşler Juan ve Teodoro Farenga bir futbol kulübü kurmaya karar vermişler.Ve bu göçmen Italyanların kurduğu takım Arjantin tarihinin en önemli futbol takımı olmuş.Adını mahalleden alan takımın sonuna mahallede ki komşuluğa atıfta bulunmak için juniors eklenmiş.Kulübün renkleri olan mavi ve sarı o sıralar limanda demir atmış İsveç gemisinde ki bayraktan esinlenilerek koyulmuş.Tarihi başarılarla dolu olan Boca Maradona,Batistuta,Riquelme ,
Palermo gibi bir çok ünlü futbolcuyu yetiştirmiş.

Mahallede dolaşıp fotoğraflar çekerken bizi gören yaşlı bir amca bizi taraftarlar derneği benzeri bir yere davet etti. Derneğin duvarları Che Guevra, Lenin, Castro başta olmak üzere bir çok komunist liderin resimleri ile süslü. İşçi devrimi ve emeğin gücünü yansıtan afişler asılı her yerde. Kütüphanelerinde de taraftarların okuması için bir çok kitap mevcut. Amcamla vedalaşıp stada doğru yola çıktık. Yolda bir kişi bizi durdurup fotoğraf makinemize dikkat etmemizi, kap kaç olaylarının çok olduğunu söyledi. Stada yaklaştıkça duvarlarda ki yazılar ve resimlerde artmaya başladı. Stad rengarenk resimlerle süslenmiş. Çevresinde bar ve restoranlar, kulübün hediyelik eşyalarını satan dükkanlar var.
Buenos Aires'e gelen her kişi bu mahalleyi de ziyaret etmeli. Eğer denk gelse birde Boca maçına gitmek isterdik. Ama nasip başka bir maça imiş.


Arsenal - Americana de Mexico - Libertadores Kupası Final Maçı
Turla maça gitmek istemediğimiz için kenidimiz gitmeye karar verdik final maçına. Tur fiyatı olan 200 Pezos da pahalı gelmişti. Hostelde tanıştığımız İngiliz Duncon'da maça gideceğini söyleyince atladık bir taksiye ve stada gittik.Bir kaç polis kontrolünden geçip stadın giriş kapısı civarında bir karaborsacı bulduk. 3 bilet almak istediğimizi söyledik. Adam 30 ar pezos deyince fazla pazarlık etmeden tamam dedik. Biletler geldi ama ucuz olması bizi kıllandırınca Duncon çevrede bir kaç kişinin biletleri ile ile bizim biletleri karşılaştırdı. Onlarda sorun yok deyince tamam dedik ve biletleri aldık. Stad çevresinde bir bar bulup bira içmeye başladık. Orada 2 Kanada'lı ve bir süre Türkiye'de yaşamış bir Alman'da muhabbete katıldı. Onlardan kale arkası biletlerinin 10 Pezos olduğunu öğrendik. 2 saat kadar orada takıldık.

Arsenal taraftarının en ateşlisi kale arkasında ve bizim biletlerde onların arasında. Hadi hayırlısı dedik ve girdik. İlk dikkatimi stadtaki genç bayanların çokluğu çekti. Herkes aile boyu gelmişti maça.Tezahüratlar bizde ki gibi marşlar ve şarkılardan oluşuyor. Genç taraftar kitlesi hiç susmuyor.
Herkes ayakta. İlk maçı Arsenal Meksika'da 3-2 kazandığı için herkes rahat. Tarihlerindeki ilk başarıya imza atacaklarından eminler.



Maç başladı, şans bir türlü Arsenal'in yanında değil. İki top direkten döndü ve atamayana attılar. İlk yarı 1-0 Meksikalı'ların lehine bitti. Olsun kupa hala onlarındı. İkinci yarıya hızlı girdiler.Her yerde maytaplar, meşaleler yakıldı. Marujuhanna kokuları arasına bir de maytap kokuları karışınca nefes almak iyice zorlaştı. Ama Meksika'lı kalecinin gol yiyeceği yok. Ve gene aynı senaryo.2-0 oldu maç. Eyvah dedik. Stad çıkışı fena olacak. Taraftar çıldıracak. Kulağı sağır edecek torpiller patlıyor herkes avazı çıktığı kadar bağırıyor. Ve maçın son dakikaları o gol geldi. Yüzlerce insan arkadan öne doğru akmaya başladı. Kontrolümü kaybettim evet aşağılara doğru yuvarlanmaya başladım. İzdihamla mı öleceğiz derken üzerimde 3-5 kişi aşağılarda bir yerde kalktım ayağa. Yekta nerede. 2-3 kişinin altında aradan çıkmış Yekta'nın botunu gördüm. Arjantinli bir arkadaşın yardımı ile onu oradan çıkardık. Korkudan şaşırmıştı.Allahtan kırık çıkıksız, morluk ve şişliklerle atlatmıştık. Kalan bir kaç dakikada bir gol daha olmasın diye dua ettim. Maç bitti ve Arsenal şampiyon.

Maç sonu polis sahaya inmek isteyen bir kaç seyirciye sert davranınca taraftar delirdi. Polislerin üzerine taş,sopa,çakmak gibi bir çok şey yağmaya başladı. O kadar aciz duruma düştüler ki havaya ateş açtılar.Futbolcular ve kulüp yöneticileri gelip polisleri kurtardı.İyi bir tecrübe oldu bu maç. Yekta heralde bir daha gitmez. Korkmamak elde değil.

Bu gece maç yok. Tango şovuna gidiyoruz. Yarın ise Uruguay'a gideceğiz 3-4 günlüğüne. Sonra yine buraya döneceğiz.Herkese selamlar...

Yorumlar için bilgi@varunacafe.com
Murat ve Yekta

 

03-12-2007 Foz de Iguassu - Buenos Aires Otobüsü


Hostel Natura'nın sahibi Anwar bize güzel bir haftasonu yaşattı. F
oz'dan yaklaşık 500 km uzaklıkta ki Prudentopolis isimli bir şehre gittik. Buradan da 20 km mesafede yer alan,150 yıl önce buraya yerleşmiş Ukranya'lıların kurduğu bir köyde ki pansiyona. İki arabada 8 kişilik bir grup olarak yolculuk yaptık , iki kişi ise Sao Paulo'dan gelerek bize katıldı. Cuma gecesi saat 01.30 gibi ulaştık Perahousky pansiyona. Doğanın ortasında bir orman evine yerleştik. Yol yorgunluğu ile hemen uyuduk.


İsabella sabah kalktığımızda kahvaltıyı hazırlamıştı bile.Karnımızı doyurduktan sonra bu çevrede daha önce rehberlik yapmış olan Roberto'nun peşine takılıp şelaleye doğru yola çıktık.Bir kaç km.lik orman yürüyüşü ile ulaştık. 40 derece üzeri sıcaklıkta piştiğimiz için herkes kendini 60 metreden dökülen şelalenin altına attı.Önce suyun soğukluğu sonrada kurşun gibi inen su damlaları şelalenin altında uzun süre durmanıza izin vermedi.Öğlene kadar burada vakit geçirdik.Yemekten sonra Roberto kimsenin mayışmasına izin vermeden herkesi tekrar orman yollarına düşürdü. Meğer atraksiyonun büyüğü öğleden sonraya saklanmış.İplerle uçurumlardan indik, önce kanyonun bir tarafından diğer tarafına iplerle geçtik sonra yine kanyon boyu iplerle 30-40 metre yüksekte ilerledik.Adrenalin seviyemiz doruklardaydı.İplerle inilen ve kanyon boyu ilerlenen yolları sonra yürüyerek dönmek ise işin en zor kısmı.İkinci gün ise 100 metrelik bir şelalenin üzerinden iplerle aşağıya inmek vardı ki ,iki güvenlik ipi ile bağlı olduğumu bilsemde, profosyonel dağcıların hazırladığı sistem ve ekipmanda olsa,gruptaki kızların bile yaptığını görsemde bu atraksiyon beni aşan bir şeydi ki ben uçurumdan aşağı bakınca başım döner.Yekta'da yapmayınca yapanların fotoğrafını çekme gorevi bize düştü.


Ukrayna'lıların kurduğu bu köyde ki yemek kültürü o kadar bize yakın ki sanki evde yemek yermiş kadar yadırgamadan yemek yedik. Yoldan geçenlere kurdukları restoranlar ise aynı Antalya yolunda Burdur'da durduğumuz gözleme,turşu,ev salçası,bal,pekmez gibi şeyler satan yerlere benziyor.Burda bu saydıklarımın hepsi mevcut ayrıca helva türü tatlı çeşitlerindende bol bol var.



Fiyatlara gelirsek. Ukrayna Köyünde 2 kişilik oda kahvaltı konaklama gecelik 20 real , öğle ve akşam yemekleri ise 8 Real. Hafta sonu 2 kişi için her şey dahil İsabella'ya 60 dolar verdik. İguazsu'da ise Hostel Natura'da 2 kişilk oda kahvaltı fiyat 30 dolar, kişi başı 15 er dolar yani. Yemekler ise 13 er Real. Reali ikiye bolerek yaklaşık dolar karşılığını bulmak mümkün. Hostel Natura cennet gibi bir yer,buraya gelecek herkese tavsiye ederiz.

Foz girişinde ve çıkışında askerler tarafından kontroller yapılıyor. Paraguay çok ucuz olduğu için yoğun bir kaçakçılık varmış sınırda. Çevre illerde ki Brezilya'lılar elektronikten, tekstile alışveriş için Paraguay'a giderlermiş. Kendine kadar almaya izin var ama işi ticarete dökmek yasak.Asker,Polis rüşvet alıyor mu diye sorduk, almaz mı hiç dediler. Kamyonların yarısı baharat yarısı maruhanna yüklü geçiyormuş sınırdan, gerekli rüşveti verdikten sonra olay kolaymış yani.Brezilya'lı gençler sigara kadar maruhanna da tüketiyorlar, hiç elleri boş durmuyor sürekli sarıyorlar.




Çantaları Paraguay'a diye toplamıştık ama son anda Buenos Aires çekti bizi. Paraguay'a ilerde Bolivya'ya geçerken uğrayabiliriz.Şöyle bir Boca maçı, biraz Tango kutuplara doğru yola çıkmadan önce iyi gelecektir.

Herkese selamlar....Murat ve Yekta....
Yorumlar için bilgi@varunacafe.com

 

26.11.2007 Sao Paulo , Brezilya


Bilet

Güney Amerika'ya bulabildiğimiz en ucuz bilet Emirates ile Dubai aktarmalı uçuşlardı. Emirates sadece Sao Paulo'ya 3 aya kadar 610 Euro, 6 aya kadar ise 800 Euro 'ya uçuyor. Biletlerin dönüş tarihleri açık , süre bitimine kadar ücretsiz değişiklik yapılabiliyor. Uçaklar Boeing 770 ve her kişiye özel sayısız film,müzik,oyun yüklü tv ler mevcut. Yolculuk uzun olsada fırsat bulup izleyemediğiniz 3-5 filmi izleyesiye bir bakmışınız bitivermiş.8 dil konuşabilen değişik milletlerden hostesler her an hizmetinize hazırlar.Yemek konusunda ise ödül almışlar.Dubai'de havaalanında ücretsiz yemek ve içecek bulunan lounge larda aktarma saatini beklemek biraz sıkıcı olabiliyor.Biz yaklaşık 9 saat bekledik. Dubai havaalanı herhalde dünyada her ırk ve renkten insanı bir arada görebileceğiniz ender yerlerden.Sene de 120 milyon insana hizmet etme planı ile yapılmış ve kısa sürede bu sayıya ulaşacaklar gibi görünüyor.

Havaalanında aşı
Havaalanında dış hatlar terminalinde Hudutlar Sağlık Müdürlüğünde sarı humma aşısı olmanız gerekiyor. Brezilya varışta kontrol falan etmedi ama orda baya tırstırıyorlar, bu aşısız giremezsiniz veya 10 gün önceden vurulmanız gerekirdi sizi almayabilirler gibi şeyler deniyor. Aşı pahalı bir aşı imiş fakat ücretsiz vuruluyor. Birazda dert yandı hemşire hanım bakanlıktan ve diyanet işlerinden, Hacılar için bütün menenjit aşılarını piyasadan toplayan Diyanet İşleri hastaları çok zor durumda bırakıyormuş,
Buradan bunuda duyurmuş olalım.

Vize
Güney Amerika'ya seyahat için önceden vize almanıza gerek yok. Sadece Paraguay ve Peru için gerek duyacağız vizeye. Paraguay sınır kapısında veriyor, Peru için ise bir önceki ülkeden alacağız.Guyana'lar ve Surinam'ı pek Güney Amerika ülkesi saymıyoruz. Ama onları da görelim derseniz.Guyana sınır kapısında veriyor. Surinam ve Fransız Guyanası için ise bir önceki ülkeden almanız gerekli.

Sao Paulo - Sampa
17 milyon nüfusu ile Brezilya'nın en büyük, dünyanın ise sayılı büyük şehirlerinden birisi burası. Etnik çeşitliliği, iyi eğitimli orta sınıfı, yoğun sanat ve eğlence hayatı ile farklı bir yeri var yerlilerin yani paulistas ların deyimi ile Sampa 'nın. Şehri gezmenin en kolay yolu çok iyi işleyen ve bir çok yerde dünyanın en iyilerinden diye yazılan metro sistemi. Praça de Se ,Luz metro istasyonu ve Praça da Republica arasında yer alan tarihi eski şehir turistlerin gözdesi. Bu bölgenin hemen hemen hepsi trafiğe kapatılmış.Bu da bu geniş bir alana yayılan tarihi bölgeyi bir kat daha güzelleştirmiş.
Sabahtan akşama kadar eski şehrin sokaklarında dolaştık. Öğlen saat bir gibi yemeklerle birlikte biralar içilmeye başlandı ve saat iki gibi restoranlarda bir masa etrafına oturan müzisyenler samba ritimleriyle herkesin kanını kaynatmaya başladı.Saat üçte herkes 40 yıllık arkadaş olmuştu bile. Bizde bu ortama ayak uydurduk hatta galiba fazla ayak uydurduk. Ayak üstü aldığımız samba dersleri ile artık onlardan biriydik. Bizde futbol maçlarında gol olunca herkes tanıdık tanımadık biribirine sarılır ya samba çalıncada burda ortam sürekli bu tadta oluyor. Akşama kadar dans ettik, ayrılırken asker uğurlamasında gibi herkesle öpüştük vedalaştık. Roberto Carlos'un köylüsü bir amcada ona iletmem için bir kağıda not yazdı. Bakalım nasıl verecez.
Ayrı bir paragrafta yerel paulistas yemeklerine açmadan olmaz. Burada dışarıda yemek yemek çok sevilen bir şey.Restoran kapısında sıra bekleniyor yer boşalsın diye, bizde yaklaşık yarım saat bekledik bir restoranın kapısında. Delimisin başka yer bul demeyin başka yerdede farklı durum olmaz herhalde, herkes ibadete gider gibi restorana gidiyor. Yemekler muhteşem ama bu kadar etde yenmez ki. Yekta ile bir et yemeği seçtik ortak yiyelim diye sekiz normal insanı rahatça doyuracak kadar et geldi.Ziyan olmasın diye yarısını anca yedik ama helak olduk.Bir yandanda biz istemeden mezeler, patatesler salatalarda habire servis yapıldı masaya.Bir çok yerde de açık büfe servis var.Gene kapıda sıra fişi alıyorsunuz ve bekleme kısmında aperatif yemeklerden tadarak ve içkinizi yudumlayarak sıranızı bekliyorsunuz.Her şey düşünülmüş.Sonuç olarak burada bir öğün yemenin bir gün için yeterli olacağı kanaatine vardık.

Şehrin iki havaalanı var. Guarulhos ve Congonhas. Bizim uçtuğumuz Guarulhos, Sabiha Gökçen statüsüne giriyor yani vergisi daha düşük ve budget uçuş tercih edenler genelde buraya iniyor.
Şehirden yaklaşık 30 km uzakta. Taksi ile şehre gelmek isterseniz yaklaşık 50 dolar ödemeniz gerekli ama otobüs ile çok daha hesaplı gidebilirsiniz. En yakın metro durağına ulaşarak ordan her yere metro ile de gitmek mümkün.
hostekbookers.com adresinden gezginlerden iyi rating almış bir hostel olan O de Casa Hostele geceliği 10 euro'dan yerleştik.Burası 7 üniversite öğrencisinin kalmak için kiraladığı iki katlı, bahçeli şirin bir ev. Daha sonra gelir elde etmek için odalarını gezginlere kiralamaya başlamışlar ve zamanla ev hostele dönüşmüş.4 odaları mevcut.8 kişilik dorm odalarda konaklanıyor.Kahvaltı ücrete dahil. Ortak kullanılan bir mutfağı,ücretsiz ve kablosuz internet olanakları,24 saat sıcak sulu banyoları ve çamaşırhaneleri var.Şehir merkezine yürüme mesafesinde olan O de Casa'nın adresi Rua Alves Guimares No:321.



Yarın yaklaşık 16 saatlik bir otobüs yolculuğu ile dünyanın en büyük şelalesi olan Iguazçu'ya hareket ediyoruz. Gerek hava ,gerek kara yolu ulaşımında merkezi şehir olan Sao Paula'dan her yere otobus bulmak mumkun. Bazı yerlere olan süreler ve fiyatlar şöyle. Buenos Aires (125 $ - 36 saat) , Santiago ( 120$ - 56 saat), Asuncion (50 $ - 20 saat), Rio ( 15 $ - 6 saat) gibi sıralamak mümkün.
Yorumlarınız ve sorularınız için: bilgi@varunacafe.com

 

29.11.2007 Iguaçu Şelalesi - Brezılya



Sao Paulo'dan yaklaşık 16 saatlik konforlu bir otobüs yolculuğu ile (bide şu klimaları sonuna kadar açmasalar) Foz de Iguaçu'ya ulaştık.Bu yolculukta lonely planet kullanmak yerine hostelbookers.com adresinden bulduğumuz ve son aylarda kalanlar tarafından 100 üzerinden iyi puanlar almış yerlerde önceden yer ayırtıyoruz. Şu ana kadar işe yaradı. Bu sefer şehirden uzakta ormanın içinde ,çiftlik evi benzeri bir yerde kaldık.


2 futbol sahası büyüklüğünde bir alana kurulmuş olan Hostel Natura'da havuzdan,bilardoya,internetten, voleybol sahasına,sinemadan,play stationa bir çok şey düşünülmüş. 2 kişilik oda fiyatı 70 real yani yaklaşık 40 dolar.Dorm odalar ise gecelik 20 dolar. Fiyatlara açık büfe kahvaltı dahil. Hostelin sahibi annesi Brezilya'lı babası Filistin'li olan Anwar'la çok iyi anlaştık.Bu yaz Eskişehir'de misafirimiz olacak.


Buraya herkesin geliş amacı devasa Iguaçu Şelalesini görmek. Şelalelerin üzerinde olduğu nehir aynı zamanda Brezilya ve Arjantin arası sınırı oluşturuyor. Bu nedenle iki taraf daha fazla turisti çekebilmek için yarış halinde. Burayı ziyarete gelenlerin bir çoğu iki tarafada gidiyorlar ama konaklamanın nerede yapılacağıda önemli.Bizim tavsiyemiz konaklamanın ve bot gezisi gibi aktivitelerin daha ucuz olan Arjantin'de yapılması. Ama iki tarafıda gezmek gerekli, Brezilya'da fazla para harcamayıp bol bol güzel fotolar çekmek, Arjantinde'de bot gezisi yapmak en mantıklısı.

Biz Brezilya tarafında konakladığımız için önce Foz de Iguazsu'yu gezdik. Şelalenin büyüklüğü ve çıkardığı ses etkileyici.Birbiri sıra 275 ayrı şelale ortalama 80 metre yükseklikten akıyor Rio İguaçu nehrine. Foz şehirden yaklaşık 20 km uzaklıkta, Terminalden 20 dakikada bir kalkan 120 nolu otobuse 2 Real ödeyerek gidebilirsiniz.Orman içinde yapılmış platformda 1 saatlik bir yürüyüşle gezinizi tamamlıyorsunuz.


İkinci gün ise Arjantin tarafını yani Puerto Iguaçu'yu gezdik. Foz 'dan kalkan Brezilya - Arjantin belediye otobüsüne 2 Real veya 2 Pezos veya 1 dolar ödeyerek Puerto'ya gittik. Brezilya sınırı komedi ne durduran var, ne pasaport soran, Arjantine gittik geldik hala Sao Paulo'dan girişimizdeki damga ile duruyor pasaportlar. Arjantin'i daha sonra bol bol gezeceğiz ama ilk izlenimimiz ucuzluk ve güleryüzlü insanlar oldu. Puerto'da terminalde ise otobüs değiştirerek Şelalelere gidiliyor. 50 Pezo ödeyerek yaptığımız bot turundanda çok memnun kaldık.Bu dev şelalelerin altına kadar gitmek heyecanlandırıyor insanı.



Döviz kurları bugün itibari ile 1 dolar 1.8 Brezilya Reali ve 3.08 Arjantin Pezosuna denk geliyor.Doların hükmü her yerde olduğu gibi buradada azalmış. Fiyatların çoğu artık Euro ile ifade ediliyor.
Bugün yayılma günü yarın ise Anwar bizi arabası ile 3 günlük bir geziye çıkaracak.Pazartesi ise Güney Amerika'nın en fakir ülkesi olan Paraguay'a geçiyoruz.

Herkese Selamlar...Yorumlar için bilgi@varunacafe.com

 
© 2005 Varuna Cafe
Free Counter